Dersimli Alevi Dedesi İmam Buga: Hızır oruçları barışın ve evrensel duruşun sembolüdür

Anadolu’da başta bütün Alevi camiasında olmak üzere yer yer Sünni toplumda da idrak edilen Hızır oruçları şu an yoğun bir şekilde yaşanıyor. Hazreti Hızır Aleyhissselama atfedilen ve haksızlığa karşı net duruşu, maneviyatı, evrenselliği, mazlumun yanında durmayı ifade eden Hızır orucunu konuştuk bu hafta. Dersim Doğa ve Kültür Derneği’nde manevi hizmetler veren İmam Buga, Hızır oruçlarını anlatırken bu irfani geleneğin Anadolu’da gayet canlı bir şekilde yaşandığını dile getiriyor. Zaman Avusturya’ya uzun bir söyleşi veren ve aynı zamanda Ehl-i Beyt soyundan geldiği için ”dede” kimliğine de sahip olan Buga, kendilerinin de yaşadıkları Avusturya Viyana başta olmak üzere, Avrupa’daki tüm Dersimliler ve tüm Aleviler olarak bu manevi geleneği devam ettirdiklerini kaydediyor.

Aslen Dersim’in Hozat yöresinde gelen ve manevi terbiyesini Derviş Cemal Ocağı’ndan alan İmam Buga, otuz yılı aşkındır Viyana’da yaşıyor. Bizzatihi dede olarak cem tutmadığı halde, Ehl-i Beyt evladı olması itibariyle, çevresinde manevi kişiliğiyle de öne çıkan ve gerek Alevi toplumunda gerekse Viyana’daki Dersim Doğa Derneği’nde zaman zaman manevi hizmetler sunan İmam Buga, sohbetinin başında “imanımız sevgi, kabemiz insan” düsturuna vurgu yaparak “Alevilik sevgiye dayanan, emekle geçinmeyi önceliğe alan, yeryüzünün bütün insanlarının birlikte yaşayacakları ortak bir dünyayı öngören, kadın erkek eşitliğini ilke edinen bir inanç biçimi, bir yaşam biçimi ve bir felsefedir“ şeklinde konuşuyor. Bu ilkelerin kendilerine büyükleri tarafından çocukluğunda ısrarla vurgulandığını dile getiren İmam Buga, dile getirilentüm bu ilkelerinin kesinlikle Kurani, insani ve evrensel olduğunu ifade ediyor. İnsanın ve muhabbetin olmadığı yerde kamil bir imanın da yer edinemeyeceğini söyleyen İmam Buga, insanlığın derdinin aslında bir olduğunu ve muhabbet gözüyle bakıldıktan sonra Allahın bütün kullarının eşit olduğunun anlaşılacağını vurguluyor.

Sohbetinde bu günlerde idrak edilen Hızır oruçlarını etraflıca açıklayan İmam Buga, Hızır ayının Şubat ayında yaşandığını ve öze bakılırsa aslında bu ayda gıdaların bittiği ve insanların birbirlerine ihtiyaç duyduklarını söyleyerek Hızır oruçları zamanının umut ve dayanışma zamanı olduğunu aktarıyor. Hızır ayında nelerin yapıldığını da izah eden İmam Buga, “Hızır Aleyhisselam Kuran-ı Kerim’de zikredilen bir nebidir ve biz Aleviler bu nebiye ithafen oruçlar tutar, cem erkanlarında buluşur ve bu mevsimde ibadetler yaparız. Bu zamanın en öne çıkan unsuru üç gün tutulan oruçlardır. Bazı ocaklarda, mesela Hubyar Ocağı’nda Hızır oruçları yedi gün sürer. Hızır zamanı da kimi ocaklarda Şubatın başı, kimisinde ortası, kimisinde sonlarıdır. Bu oruç zamanlarında herkes akşamları lokmalarını hazırlayarak musahipleriyle, kirveleriyle manevi kardeşlik çerçevesinde biraraya gelir. Yine hep birlikte veya ayrı ayrı mübarek mekanlar ziyaret edilir, adaklar sunulur” şeklinde konuşuyor.

HIZIR MEVSİMİ, BARIŞIN İNŞA EDİLDİĞİ MEVSİMDİR

Pirlerin Hızır zamanlarında kendilerine talip olan köyleri teker teker dolaştığını ifade eden İmam Buga, “ pirler gittikleri her bir köyde genellikle üçer gün misafir kalır. Bu zamanda herkes özellikle gençler pirlerle özel görüşerek dertlerini anlatır, varsa müşkülatlarını arzederler. Dargınlar barıştırılır, bütün inanlar arasında yeniden gönül köprüleri kurulur, kardeşlik ve dayanışma ruhu pekiştirilir. Pir, bulunduğu köyde akşamları cem tutar. Deyişler, nefesler, gulbengler, duvaz imamlar okunur ve semahlar dönülür” diyor.

Hızır Aleyhisselam, Hz. Musa zamanında yaşamış bir şahsiyet olduğunu da aktaran İmam Buga Hızır’ın Ab-ı hayat (ölmezlik suyunu) içerek ölümsüzlüğe erişmiş kişi olduğunu ve kendisine Allah tarafından batın ilmi (ledün ilmi) verildiğini aktarıyor. Hızır’ın tasavvuf ehli tarafından gerçek bilgiye sahip olmuş yetkin insanın (insan-ı kâmil) simgesi sayıldığını aktaran İmam Buga; “bu kadar ehemmiyetli olan Hızır‘da oruç tutanlar bir de rüyaya niyet ederler. Niyete göre tutulan oruçtan sonra rüyada dileklerin yerine getirildiğini görürlerse muratlarının olacağına inanırlar. Hızır’ı rüyalarında görenler lokma yaparak veya Hızır aşkına kurban keserek tamamlarlar. Tabi, biz Ehli Beyt aşıkları Hızır orucunu da saat ve dakikaya indirgemeyiz. Güneşin batımından sonra oruçlarımızı açar ve yatmadan önce de başlarız. Bu oruçlar isteğe bağlıdır ve müminler arasında yaygın olarak tutulur“ diyor.

Alevi geleneğinde Hızır oruç zamanlarında gavut ve lokmanın oldukça öne çıktığını da dile getiren İmam Buga, “Hızır’da Perşembe akşamları evlerde bir tepsi içerisinde ve öğütülmüş buğday ile yapılan “gavut” veya un koyulur. O kavutun üstü bir bezle dualar eşliğinde kapatılır ve sabah uyanıldığında heyecanla bakılır. Oluşan şekillerde Hızır Aleyhisselam’ın gelip gelmediği yorumlanmaya çalışır“ diyor.

AVRUPA’DA DA HIZIR ORUÇLARI DİNAMİK BİR ŞEKİLDE YAŞANIYOR

Bu manevi geleneğin Avrupa’da da yoğun bir şekilde yaşanmaya devam ettiğini ifade eden İmam Buga, biz otuz yıl önce örneğin Avusturya’ya geldiğimizde de Hızır oruçlarını idrak ediyorduk. O zamanlar bugünkü gibi cemevlerimiz, derneklerimiz, kurumlarımız yoktu. Genellikle evlerde buluşuyorduk. Kişiler kendi musahibinin, kirvesinin yoksa da bir dostunun evinde biraraya geliyor ve ibadet ediyorlardı. Türkiye’den veya Almanya’dan gelen dedelerimiz bizleri ziyaret ediyor, ibadetlerimizi yaşıyorduk. Ama artık şükür her tarafta birçok kurumumuz var. Bu Alevi kurumlarımızda şu an Hızır’ı bütün ruhaniyetimizle yaşamaya gayret ediyoruz. Bazı kardeşlerimiz de bizzatihi bu mevsimde kalkıp Türkiye’ye gidiyor, önemsediği türbeleri, mezarları ziyaret ediyor, pirlerinin huzuruna gidiyor ve manevi geleneği bütün canlılığıyla yaşamaya gayret ediyor“ ifadelerini kullanıyor.

Sohbetinin sonunda Hızır Aleyhisselamın ve Hızır oruçlarının sembolik ifadesinin altını çizen İmam Buga, konuşmasını “Hızır, düşmek üzereyken tutunduğumuz daldır, Hızır mazlumun acısına koşup o acıya ortak olandır, o bir semboldür. O kimi zaman bir dostta tezahür eden iyiliktir, kimi zaman size gelen bir yardım vesilesidir, kimi zaman bir melektir ve en kamil manasıyla da Kuran-ı Kerim’deki Hızır Aleyhissselamdır. O özlemin, barışın, iyiliğin, adaletin, hakkaniyetin, adaletin, cömertliğin, erdemin, saflığın simgesidir. Her zaman olduğu gibi özellikle de barışa ihtiyacımız olduğu şu ay içinde Hızır ayı vesilesiyle memleketimize huzur gelmesini, hiç kimseye bir faydası olmayan ve sadece zulüm getiren savaşların durmasını, akan kanların dinmesini niyaz ediyor, barış, kardeşlik ve muhabbet diliyorum“ ifadeleriyle bitiriyor.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*