Göç sürecinde değişen alışkanlıklar ve sağlığa etkileri (Havva Engin)

Antik Romalı şair Juvenil’in ünlü “Mensa sana in corpore sano”, yani “Sağlam ruh, sağlam vücutta bulunur” sözü, insanoğlunun eski tarihlerden beri, sağlığın bireyin yaşamını doğrudan etkilediği ‘bilincini’ gösteriyor; antik çağlarda değişik spor dallarının oluşumunun tesadüf olmadığını da ortaya koyuyor.
Son yüzyılda tıpta değişik aşıların icadı ve hijyen kurallarına uyulması, temelde devrim niteliğinde sonuçları beraberinde getirdi; insanın ömrünün uzamasını ve daha sağlıklı yaşamasını sağladı. Buna karşın, ‘Bilgi toplumları’ diye adlandırdığımız, sanayi devrimini çoktan tamamlamış ülkelerin insanları modern yaşam şeklinden kaynaklanan başka hastalıklarla, örneğin obezite, kalp-damar rahatsızlıkları ve değişik kanser türleriyle karşı karşıya kalıyor.

Düşündürücü olan husus, bu “modern” hastalıklara yakalanma riskinin, bireylerin toplumdaki sosyal statüsüyle büyük oranda örtüşmesidir. Göçmen kökenli ailelerin yüzde 20’sinin fakirlik sınırında yaşadığı, Türkiye kökenli ailelerde bu oranın yüzde 31 olması dikkate alınırsa, tam bu noktada, konunun göçmenlerle de çok büyük alakası olduğu ortaya çıkıyor.

Sağlık konuları, bu sebepten dolayı özellikle Türkiye kökenli göçmenler için hayatî önem arzediyor; ama maalesef bireylerde hastalık durumu oluşuncaya dek yeterli ilgiyi görmüyor. Halbuki, sağlık için risk alanlarının ne olduğu daha önceden bilinse, bireyler tedbir alıp, hayatlarını daha sağlıklı yaşamaya gayret gösterebilirler.

Göçmenlerin, bilhassa göçmen kökenli çocukların ve öğrencilerin sağlığı hakkında, Almanya’da 2006 yılından itibaren, büyük katılımcı gruplarıyla yapılan klinik çalışmalar bulunuyor. Diğer bir anlatımla, son on yılda göçmen öğrencilerin sağlığı açısından önemli bir veri tabanı oluşmuş ve Türkiye kökenli çocuklarla gençlerin sağlık durumuna yönelik elde edilen sonuçlar, birbirinin tasdiki olarak okunabilinir.

Çalışmalar, özellikle üçüncü kuşakta beslenmenin olumsuz, yani daha sağlıksız olarak gerçekleştiğine işaret ediyor. Yerli çocuklarla kıyaslandığında, göçmen çocuklar arasında en ciddi problemlerden birinin ‘yetersiz diş sağlığının’ olduğu görülüyor. Duruma sebebiyet veren unsurların başında, fazla şekerli içecek tüketilmesi ve diş temizliğine ebeveynler tarafından yeterince önem verilmemesi geliyor.

İkinci bir risk faktörü olarak şişmanlık veya obezite ortaya çıkıyor. Erken tedbir alınmadığında, ki bu çok küçük yaşta sağlıklı beslenmeyi özümsemeyle başlıyor, çocukları ergenlik yaşlarında başlayarak ciddi kalp-damar ve kemik-kas rahatsızlıklarının beklediği gerçeğiyle karşı karşıya kalınıyor.

Bavyera Eyalet Sağlık Merkezi’nin (Landeszentrale für Gesundheit in Bayern) bir yayınında sosyo-ekonomik açıdan durumu zayıf ailelere mensup göçmen çocuklarının, aileden aldıkları konuyla ilgili birçok olumsuz alışkanlığı devam ettirdiği görülüyor. Bu alışkanlıklar, gençler arasında sigara içme, alkol ve uyuşturucu kullanma olarak kendini gösteriyor.

Eyalet, olumsuz gidişatın önüne geçmek için, değişik göçmen gruplarına yönelik “sağlık danışmanı” yetiştirip, eğitim kurumlarında ve danışma merkezlerinde veli çalışmaları gerçekleştiriyor. Toparlanacak olunursa, velilerin, özellikle göçmen kökenli velilerin, çocuklarını daha sağlıklı yetiştirmeleri için, şu temel önerileri dikkate alması önem kazanıyor:

1) Çocukların doğumlarından itibaren, bütün sağlık taraması kontrollerinin (U-Untersuchungen) eksiksiz yapılması gerekiyor.

2) Bebeklerin ve çocukların, bütün aşıları eksiksiz yapılmalı; son yıllarda nesli tükenmiş diye bilinen bulaşıcı hastalıklar yine ortaya çıkıyor ve aşısız çocuklarda ciddi hasarlara yol açıyor.

3) Bebeklerin ilk dişlerinin çıkmasıyla beraber ağız ve diş sağlığı sağlanmalı ve çocuklar için diş temizliği rutin hale getirilmeli.

4) Çocuklar, mümkünse şekerli ve boyalı içeceklerden (Softdrinks) tamamıyla uzak tutulmalı; kullanılan boyaların, çocukların davranışlarınızı olumsuz yönde etkilediği (hiperaktivite, konsantrasyon bozukluğu) yönünde güçlü veriler bulunuyor.

5) Çocuklara, atıştırmalık denen çerezler (Chips, Flips, vs.) en asgari şekilde verilmeli; bunlar yağlı ve tuzlu olduğu için, obeziteye yol açıyor.

6) Çocuklara, aralıksız yemek ve atıştırmalık sunulmamalı; sürekli yemek yiyen bir çocuk önce açlık, sonra da kontrol duyusunu kaybediyor, böylelikle yemek bağımlısı oluyor.

7) Çocukların, küçük yaştan itibaren kreşe gitmesi sağlanmalı; çocuk değişik sosyal ortamlarda, farklı beslenme şekilleri görüyor ve yaşıtları ile beraber bilinçleniyor. Eyaletler bazında yapılan sağlık taramaları, hiç kreşe gitmemiş ve en az iki yıl kreşe devam etmiş çocukların sağlıklarının ciddi oranda farklıklar gösterdiğini ortaya koyuyor.

Velilerin özümsemesi gerekli en önemli öğüt ise, onların her daim çocukları için bir model teşkil ettiği, bundan dolayı beslenmelerine ve yaşam tarzlarına büyük özen göstermeleri gerekliliğidir. Büyüklerimiz boşuna dememişler: “Yavru kuş yuvada gördüğünü yapar!” mail@havvaengin.de

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*