Ramazan’a hazır mıyız

“Allah’ım! Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”

Gelişini heyecanla beklediğimiz Ramazan ayı yaklaşıyor. Yukarıda zikrettiğimiz hadiste de görüldüğü gibi Efendimiz (sav), üç ayların girmesiyle birlikte Cenab-ı Allah’a yakarışta bulunur, Recep ve Şaban aylarını hakkıyla eda edebilmeyi ve hayırlısıyla Ramazan ayına ulaşmayı dilerdi. Efendimiz, bu iki ayı adeta Ramazan’a ulaştıran bir rampa olarak değerlendirmemizi istiyor. Evet, Recep ve Şaban’ın sanki tek görevi vardır bizi o kutsal aya ulaştırabilmek. Bundan sonrası sanki garanti altında gibi çünkü Efendimiz hayırlısıyla Ramazan’a ulaşmayı diliyor ve daha ilerisine gitmiyor. Sanki Ramazan’ın öyle manevi bir iklimi var ki ona ulaşanın günahları, güneşin buzları eritmesi misali, birer birer eriyip gidiyor. Yeter ki insan diretmesin. Elinden geldiği kadarıyla orucunu tutsun. Elini, dilini, gözünü, kulağını ve sair azalarını günahlardan koruyabilsin.

Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Kim ki inanarak ve sevabını da Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş bütün günahları affolur.” Bir insan için bundan daha büyük bir müjde ve mükâfat olabilir mi? Keşke imkânlarımız elverse de Ramazan’a en iyi şekilde hazırlanabilsek, bütün azalarımızı oruca hazır hale getirebilseydik. Ancak zararın neresinden dönülürse kârdır hesabınca biz de bugüne kadar olan zararımıza değil bundan sonra elde edeceğimiz kârımıza yoğunlaşmalıyız.

Bir Arap atasözü şöyle der: “Bütün bütün elde edilemeyen şey, bütün bütün terk edilmez.” Her birimizin gücü, kudreti, iradesi mutlaka farklı farklıdır. Dolayısıyla bu aydan istifademiz de farklı farklı olacaktır. Hedefimizde Cenab-ı Hakk’ın rızası olduktan sonra ihlâsla yapılan az bir amelin bile O’nun katında son derece değerli olacağını hatırımızdan çıkarmayalım.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*