IŞİD terörü Avrupa’nın kaderini değiştiriyor

Paris’ten sonra Avrupa’nın başkenti Brüksel’i vuran IŞİD terörü Avrupa’nın yüzünü değiştiriyor. Irak ve Suriye’yi harap eden savaşların enkazından doğan IŞİD canavarı Avrupa’nın kaderini geri döndürelemez şekilde değiştirmeyi başardı. Avrupa başkentlerinde Esrar bağımlısı eski mahkumlardan vucütlarını bomba haline getirmeye ikna olan teröristler devşiren IŞİD, Avrupa’nın geleceğine yön veriyor.
Yaşanan katliamların getirdiği dehşet, terör korkusunun da ötesinde Avrupa’yı siyasetten, günlük alışkanlıklarına uzanan kapsamlı bir dönüşümden geçiyor. Paris terör saldırılarından bu yana, Berlin’den Londra’ya tüm Avrupa başkentleri yeni saldırı ihtimallerine karşı önlem almaya çalışıyor. IŞİD terörünün son hedefi Belçika gibi küçük, güvenlik ve istihbarat imkanları bu yeni terör fenomeniyle mücadele etmeye yetersiz ülkeler ise ağır bedel ödüyor. Aslında 13 Kasım’da 130 kişinin hayatına mal olan Paris terör saldırılarında da Belçika’nın yetersiz güvenlik önlemlerinin rolü büyüktü. Ardı ardına Avrupa başkentlerini vuran IŞİD terörü, bir özgürlük havzası olarak hayal edilen ortak Avrupa projesini yavaş yavaş ortak bir güvenlik ve istihbarat ittifakına doğru eviriyor. Herkesin sorduğu soru şu: Fransa IŞİD’e karşı onca önlem alırken sınırların açık olduğu Belçika mücadele edemiyorsa ne yapmalı? Avrupa’nın geleceğini de bu sorunun cevabını belirleyecek. Ya mülteci akını ve terör tehditiyle baş edemeyen AB ülkeleri serbest sınır politikasını ve hatta AB siyasi projesini rafa kaldıracak; ya da AB’yi dev bir güvenlik ittifakına çevirecek. Her halükarda 5 yıl önce öngörülen AB’nin geleceği ile bugünkü gerçekler arasında uçurum var.

Avrupa’yı Çin, ABD gibi dünya güçlerinin yanında cazip kılan, yüz binlerce mülteciyi hayatları pahasına yaşlı kıtaya çeken özgürlükler ve temel insan hakları her saldırıdan sonra biraz daha azalıyor. Düzenin ve güvenliğin olmadığı bir ülkede özgürlükler de kısa süre sonra kayboluyor. Fransa’da aylardır ağır silahla donanmış askerler sokakları turluyor. İktidar, 5 aydır devam eden olağanüstü hal uygulamasının kalıcı şekilde anayasaya girmesini savunuyor. Fransa Başbakanı Manuel Valls, yaşananları medeniyetler arası bir savaş olarak niteliyor.

Yeni Avrupa’da değişmeyen gerçek ise yine en ağır bedeli Müslüman göçmenlerin ödeyecek olması. Her yeni terör saldırısı, ortak noktası müslüman karşıtlı söylem olan aşırı sağcı, popülist veya sistem karşıtı yeni partilerin astronomik bir hızla yükselmesine imkan sağlıyor. Merkez sağ ve sol siyasetçiler ise siyasi yelpazenin bu hızlı değişimine ayak uydurmak amacıyla ülkelerindeki Müslüman göçmenleri günah keçisi göstermekten çekinmiyor. Avrupa’da liderler 30 yıl boyunca Müslüman kökenli göçmenlerinin topluma intibak etmesi için yeterli adımlar atmadı, uyarılara kulak tıkadı. Bugün Ortadoğu’nun ateşi Avrupa’ya sıçradığında bu toplulukların bedel ödemesini engellemek için de göze çarpan adımlar atmıyorlar. Ne yazık ki devam edecek gibi görünen terör saldırıları, Avrupa siyasetini bir kaç yıl içinde dönüştürmesi beklenen yeni popülist partiler, özgürlüklerinden güvenlik adına vazgeçmeye hazır geniş kitleler Avrupa’yı tanınmaz hale getirecek gibi görünüyor.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*