İsveç’in hikayesi: Nasıl başardılar?

19. yüzyılın sonunda fakirlik ve sefalet yüzünden yüz binlerce insanın terk ettiği İsveç bugün dünyanın değişik ülkelerindeki milyonlarca mültecinin rüyalarını süsleyebilecek kadar başarılı bir ülke. Birçok alanda dünyanın zirvesinde bulunuyor. Bu başarının sırrı ne?

EMRE OĞUZ

Stockholm – Zaman

Yıl 1876, Uzun süredir fakirlik ve sefaletle mücadele eden binlerce İsveçli birazdan Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru yol alacak gemide kendine yer bulabilmek için Göteborg limanına toplanmış durumda. Bilet parası için en rezil işlerde aylarca çalışmak zorunda kalanlar bugün gururlu. Kendilerini geminin en arka bölümüne yönlendiren mürettebatın talimatlarına büyük bir özenle itaat ediyorlar. En büyük hayalleri Şigago, Mineapolis, Worcester, Minnesota, Delaware gibi şehirlerdeki fabrikalarda işçi olabilmek. Ancak herkes onlar kadar şanslı değil. Bir kere çoğunun bileti yok. Zaten esasen yük taşımak için kullanılan geminin kapasitesi de sınırlı. Senelerdir; fakirlik, adaletsizlik ve yolsuzluklarla mücadele ediyorlar. Ekonomi berbat durumda. İş bulmak yol ortasında para dolu bir çanta bulmak kadar zor. Herhangi bir sosyal hakları ve geleceğe dair elle tutulur bir ümitleri yok. Bu yüzden çoğu gemiye binemese de geldiği şehre geri dönmeyi düşünmüyor bile. Ne zaman olduğunu bilmedikleri bir sonraki sefere kadar limanda yatıp kalkacaklar. Bekleme süresi arttıkça bekleyen sayısı da artıyor. Bazıları daha güneydeki Karskrona ve Trelleborg şehirlerindeki limanlara gidip orada şanslarını deniyor bazıları ise Avrupa’nın değişik şehirlerindeki limanlara doğru uzun ve zorlu bir yolculuğa başlıyor.

Bu göç dalgası bu şekilde yıllarca devam etti. Yüz binlerce İsveçli değişik şekillerde Amerika’ya göç etti. Öyle ki; 1890 yılına gelindiğinde Amerika’daki İsveçli nüfusu 800 bini bulmuştu. O yıllarda başkent Stockholm hariç bütün şehirlerin nüfusundan fazla olan bu rakam yetkilileri endişelendirmeye başlamıştı. Ülke yavaş yavaş boşalıyordu. Göçü durdurabilmek yada en azından yavaşlatabilmek için bir dizi önlem hayata geçirildi. Ancak Amerika’daki ücretlerin İsveç’tekilerle kıyaslanamayacak kadar yüksek olması ve artık Amerika’da hatırı sayılır bir İsveç toplumunun oluşmuş olması göç akınını sürekli canlı tutuyordu. 1907 yılına gelindiğinde göç artık İsveç için tahammül edilemez bir sorun haline gelmişti. Parlamento acil olarak toplantı. Olağanüstü yetkilere sahip özel bir ‘Göç Komisyonu’ kuruldu. Söz konusu komisyonun tek bir görevi vardı: Ülkeyi hızla çöküşe sürükleyen göçü durdurmak…

O İsveç, şimdilerde ABD dahil birçok ülkeyi kıskandıracak bir halde

Uluslararası Demokrasi Endeksi’nin zirvesinde yer alıyor ve, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’na göre dünyanın en başarılı sağlık sistemine sahip. Birleşmiş Milletler’e göre yaşlıların en iyi bakıldığı, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ne (CSIS) göre ise gençlerin en mutlu olduğu ikinci ülke durumunda. Eğitim sistemleri birçok ülke tarafından örnek alınıyor. Yolsuzluk yok denecek kadar az. Yargı güvenilirliği son derece güçlü basın özgürlüğünde ise Freedom House’un 2015 yılı raporuna göre dünyanın zirvesinde yer alıyorlar.

Bir zamanlar kendi vatandaşlarının bile terk ettiği İsveç nasıl bu noktaya geldi? Söz konusu başarının arkasında yatan nedenler neler? Bir dönem dünyanın en fazla göç veren ülkelerinden biri olan İsveç bugün nasıl mültecilerin en büyük rüyası haline geldi? İlerleyen bölümlerde önce bu sorulara cevap arayacak daha sonra ise İsveç ile Türkiye’nin sürprizlerle dolu tarihine göz atacağız.

Tarafsızlıktan zengin olan ülke

1907’de kurulan İsveç Göç Komisyonu’nun yaptığı ilk şey ‘Amerika’nın en iyi yanlarını İsveç’e getirmek’ sloganıyla; eğitim, ekonomi, siyasi hayat, sosyal yaşam gibi temel konular başta olmak üzere birçok farklı alanda sayısız reformların hayata geçirilmesini talep etmek olmuştu. Yolsuzlukların üzerine gidildi, eğitim sistemine çeki düzen verildi. İlerleyen yıllarda patlak veren Birinci Dünya Savaşı ise bir anlamda İsveç için fırsat oldu. Avrupa ülkeleri ve ABD dahil dünyanın birçok ülkesinin savaşla meşgul olduğu yıllarda İsveç tarafsız kaldı ve söz konusu reformları hayata geçirdi. Ülkenin kuzeyindeki zengin demir madenleri ise savaş sırasında İsveç ekonomisinin canlanmasına olanak sağladı. 1920 yılına gelindiğinde ABD’ye göç ciddi oranda azalmıştı.

Aynı tarafsızlık politikasını İkinci Dünya Savaşı’nda da devam ettirdi İsveç. Görünürde savaşın taraflarından biri olmadı ama arka planda Almanya’ya demir çelik satmaya devam etti ve Rusya’yı işgale giden Alman ordularının ülkeden transit geçmesine izin verdi. Öte yandan Hitler’in zulmünden kaçan Yahudilere de kapılarını açtı.

İkinci Dünya Savaşı Avrupa’da sadece kaybeden tarafların değil kazanan tarafların da önemli kayıplar vermesine neden olmuştu. Birçok ülkede ekonomi çökme noktasına gelmişti. İsveç’te ise çok daha farklı bir tablo söz konusuydu. Kayda değer bir fiziki tahribat söz konusu olmadığı gibi savaş boyunca devam eden demir-çelik ihracatı ekonomiyi ayakta tutmuştu. Sosyal hayatta da önemli gelişmeler elde edilmişti. 1850 ile 1950 yılları arasında nüfus ikiye katlanmasına rağmen kişi başına düşen gelir tam 8 kat artmıştı. Ortalama ömür 28 yıl uzadı. Bu süre içerisinde tarımla meşgul olan köylü nüfus kentlere göç ederek ülkeyi müreffeh devletler arasına taşıyan sanayi sektöründeki atılıma öncülük etti.

Tarafsızlık İsveç’in dış politikadaki en temel prensiplerinden biri oldu. Bu sayede hem geçtiğimiz yüzyıl boyunca yaşanan savaşların olumsuz etkilerinden korundular hem de dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan krizlerde arabuluculuk görevi üstlendiler. Halihazırda İsveç NATO üyesi olmayı da tarafsızlık ilkesini ihlal edeceği gerekçesiyle reddediyor. 1901 yılından bu yana düzenli olarak verilen Nobel Ödülleri ise İsveç’in barışa, bilime, sanata ve edebiyata verdiği ehemmiyeti temsil ediyor.

İsveç modeli sosyal demokrasi

1932 yılında Köylü Partisi ile yaptığı iş birliği sayesinde iktidara gelen Sosyal Demokrat Parti 1976 yılına kadar aralıksız olarak İsveç’i yönetti. Günümüzde ‘İsveç modeli sosyal demokrasi’ olarak bilinen yönetim anlayışı büyük oranda bu süre içerisinde hayata geçirildi. Sosyalist prensiplerin liberal bir ekonomi ve demokratik bir toplum anlayışıyla birlikte hayata geçirilmesi temeline dayalı olan bu modelin İsveç’in bugün bulunduğu noktaya gelmesinde payı çok büyük. Adil bir vergi sistemi, yerel yönetimlerin son derece geniş yetkilerle donatılması, düşük işsizlik oranı ve güçlü bir ekonomi için çalışan Sosyal Demokratlar İsveç’i geçen süre içerisinde dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri haline getirdiler. Zaten sağlam bir altyapıya sahip olan sendikalar bu sürede daha da güçlü hale geldiler. Bu sayede emekçinin alın teri ne bürokrasinin kısır döngüleri arasında harcandı ne de patronların insafına terk edildi. Makul bir ücret sistemiyle birlikte beşikten mezara kadar sosyal bakım ve destek anlayışı topluma hakim oldu.

1995 yılında Avrupa Birliğine üye olmasına rağmen İsveç para birimi olarak Euro’yu kullanmaya yanaşmadı. 2003 yılında yapılan referandumda halkın yüzde 55,9’u para birimi olarak Kron’un kalmasını istedi.

 

Kütüphane yönetimi dize getiren ilkokul öğrencileri

İsveç’in bulunduğu noktaya gelmesindeki en önemli etkenlerden biri hiç şüphesiz son derece güçlü bir eğitim sistemine sahip olması. Ülkede 9 yıllık ilk öğretim mecburi. Ancak 6. sınıfa kadar öğrencilere not vermek yasak. Notun küçük yaşlardaki çocukların motivasyonunu olumsuz etkilediğine inanıyorlar. Öğrencilere hakları daha küçük yaşlarda öğretiliyor. Bu sayede hayatın ilerleyen yıllarında yaşayacakları zorluklara karşı kendilerini koruma becerisine sahip olabiliyorlar. Söz konusu eğitimin öğrenciler üzerinde nasıl bir etki yaptığını göstermesi açısından geçtiğimiz Şubat ayında Stockholm yakınlarındaki Södertalje şehrinde yaşanan bir olayı anlatmakta fayda var.

Södertalje Şehir Kütüphanesi son dönemde artan yoğunluk dolayısıyla Soldalas İlköğretim Okulu’nun kütüphane ziyaretlerini kısıtlama kararı alır. Normalde ayda 1 olan kütüphane ziyaretleri her sömestrda (6 ayda) 1 sefer olarak değiştirilir.

Bu arada şunu belirmekte fayda var. Kütüphane denilince aklınıza sadece kitapların olduğu bir bina gelmesin. İsveç’te kütüphaneler, bilgisayarlardan müzik aletlerine, oyun cdlerinden her türlü interaktif eğitim materyallerine kadar öğrencilerin ilgisini çekecek neredeyse herşeye sahip mekanlar. Haliyle bir öğrencinin kütüphaneye gitmek istemesi çok normal. İlginç olan öğrencilerin bu hakları ellerinden alındığında yada belirli olanda kısıtlandığında verdikleri tepki. Öğrenciler okul içerisinde bir protesto eylemi başlattılar. Zamanla sayıları arttı. Birçok ülkede temel hakları elinden alınan yetişkinlerin bile yapamadığı bir birlik ve beraberlik ruhuyla hareket ettiler. Öğretmenler ise hayretle izledikleri bu olaya müdahale etmedi. Protesto zamanla önce yerel haberlere daha sonra da ulusal haberlere konu oldu. Ülkenin dört bir yanından öğrencilere destek mesajları yağdı. Neticede kütüphane yönetimi geri adım atmak ve öğrencileri eskiden olduğu gibi ayda bir kütüphaneye kabul etmek zorunda kaldı. Öğrencilere daha ilkokul sıralarında haklarını ve hakları için mücadele etmeyi öğreten bu eğitim sisteminin İsveç’in bugün bulunduğu noktada payı elbette çok büyük. Halihazırda İsveç ABD’nin arkasından dünyada en iyi yüksek eğitim sistemine sahip ikinci ülke durumunda. 9,6 milyonluk ülke nüfusunun 2,1 milyonunu 18 yaşın altındakiler oluşturuyor. Bu arada İsveç’in 1979 yılında çocuk dövmeyi yasaklayan ilk ülke olarak tarihe geçtiğini hatırlatmakta fayda var.

 

 

 

‘Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayine destek olun’

‘‘İhtiyacı olmayan şeyleri satın alan kendinden çalar’’ kuşaktan kuşağa aktarılan bir sözdür İsveçliler arasında. Tasarruf önemli bir kültürdür çünkü. Öyle ki İsveçliler bu kültürü ülkelerine gelen turistlere de anlatmaya çalışmışlar. Yıllar önce Stockholm’de bulunan birçok otelde lavaboda turistlerin traş olmak için kullandıkları aynaların kenarında şöyle bir not olduğu anlatılır: ‘‘Lütfen traş olduktan sonra kullandığınız jileyi çöpe atmayın. Yan tarafa bunun için bir kutu koyduk. Jiletinizi oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayine destek olun.’’

İsveç halihazırda markalaşma konusunda dünyanın en değerli 4. ülkesi durumunda. Geçtiğimiz yıl itibariyle dünyanın en değerli ilk 100 markası arasında 2 ilk 500 markası arasında ise 7 İsveç merkezli firma bulunuyor. Volvo, Scania, Saab, İkea, Ericsson, Skype İsveç’in dünyaya kazandırdığı markalardan bazıları. İsveç’in 9,5 milyonluk nüfusuna rağmen dünyanın en büyük 24. ekonomisi olmasında bu markalaşma kültürünün payı büyük.

 

 

Göçmenlerin en mutlu olduğu ülke

„Daha az kork, daha çok ümit et, daha çok çiğne, daha az ye, daha az mızmızlan, daha çok nefes al, daha az konuş, daha fazla şey söyle, daha az nefret et, daha çok sev ki tüm iyilikler senin olsun.“ der eski bir İsveç atasözü. Belki de bu yüzden İsveç her zaman göçmenlere karşı hoşgörülü bir ülke oldu. İkinci Dünya Savaşı süresinde Hitler’in zulmünden kaçan Yahudilere kapıyı açtığı gibi; Bosna Savaşı’ndan sonra Boşnaklara, Pinochet’in zulmünden kaçan Şilililere, ve son olarak Suriye’deki iç savaştan kaçan Suriyelilere de açtı. İsveçlilerin kendilerinin de göçe yabancı bir millet olmamaları bu hoşgörünün arkasında yatan nedenlerden biri olabilir. Bugün Amerika’da 4,3 milyon ve Kanada’da 330 bin İsveç kökenli insan yaşıyor. Ünlü oyuncular; Kavin Spacey, Jake Gyllenhaal, James Franco, Mark Wahlberg, Uma Thurman, Val Kilmer, ve ünlü astronot Buzz Aldrin o İsveçlilerden sadece bazıları. Öte yandan halihazırda İsveç kabinesinde göçmen kökenli 4 bakan bulunuyor.

 

 

İsveç’in gurur kaynağı Osmanlı gemileri

1697 yılında henüz 15 yaşındayken İsveç’te tahta geçen XII. Karl’ın Rus Çarı Deli (Büyük) Petro ile giriştiği Poltova Savaşını (1709) ağır kış şartları ve orduda baş gösteren salgın hastalıklar nedeniyle kaybetmesi İsveçliler ile Türkler arasında bugün bile gururla bahsedilen bir dostluğun başlamasına neden oldu. Ordusu dağılan XII. Karl, dönemin en güçlü devleti olan Osmanlıya sığınarak Rusların eline esir düşmekten kurtuldu. Aşağı yukarı 5 yıl kadar İstanbul’da kalan XII. Karl’a Yeniçeriler bu uzun misafirliğinden mülhem ‘‘Demirbaş Şarl’’ lakabını taktılar. İyi bir matematikçi ve mühendis olan Demirbaş Şarl ise Osmanlı topraklarında kaldığı süreyi Deli Petro’dan intikamını almak için planlar yapmakla geçirdi. O dönemde dünyanın en güçlü donanması Osmanlı İmparatorluğuna aitti. Şarl Baltık Denizi’nde Ruslara karşı üstünlük sağlamadan krallığını güvene alamayacağının farkındaydı. Bu yüzden başta İstanbul olmak üzere Marmara Denizi’nin farklı yerlerinde demirlemiş gemileri inceledi. O yıllarda sadece Osmanlı donanmasında bulunan bazı özel gemileri yakından görme şansı bulan Şarl, en ufak detayları bile not alıyordu. Bizzat kendi eliyle çizdiği iki gemi modelini İsveç’e göndererek kendisi ülkeye dönene kadar bu gemilerin yapılmasını istedi. Misafirliği sırasında öğrendiği Osmanlıca ile Demirbaş Şarl bu gemilere ‘Yaramaz’ ve ‘Yıldırım’ [İsveççe: Jarramaz, Jilderim] ismini koydu. 44 top taşıyan 39 metre uzunluğundaki ‘Yaramaz’ İsveç donanmasının sancak gemisi oldu ve ilerleyen yıllarda başta Rusya olmak üzere birçok ülkeye karşı İsveç’in kazandığı zaferlerde önemli bir rol oynadı. Öyle ki İsveçliler Yaramaz’ın uğurlu olduğuna inanmaya başladı. Bu yüzden yıllar sonra hizmetten çekildiğinde yerine yapılan daha modern bir gemiye yine ‘Yaramaz’ adı verildi. Bu böyle yıllarca devam etti. 1944 yılında Nazi Almanya’sına karşı son görevine çıkan dördüncü kuşak ‘Yaramaz’ bugün hala Karlskrona şehrindeki Kraliyet Denizcilik Müzesinin önünde demirli bir şekilde duruyor ve okul müzesi olarak kullanılıyor. Demirbaş Şarl’ın çizimleri ise İsveçliler ile Türkler arasındaki derin dostluğun tarihi bir vesikası olarak Stockholm Kraliyet Kütüphanesi’nde sergileniyor.

Günümüzde İsveç’te 100 binin üzerinde Türkiye kökenli göçmen yaşıyor. Atmış yılların sonundan itibaren İsveç’e misafir işçi yada sığınmacı olarak gelen bu insanlar bugün ülkenin ayrılmaz bir parçası olmuş durumda. Aralarında ekonomi, sanat, siyaset ve sporda adından övgüyle söz ettiren çok sayıda insan var. Halihazırda Emlak Bakanlığı yapan Mehmet Kaplan, ve Enerji Bakanı İbrahim Baylan, İsveç Milli Takımının oyuncularından Erkan Zengin, Linköping şehrinde belediye başkanlığı yapan Muharrem Demirok bunlardan bazıları.

Öte yandan sadece geçtiğimiz yıl Türkiye’ye gelen İsveçli turist sayısı 670 bin. Binlerce İsveçlinin Türkiye’de güney bölgelerinde ev satın aldığı ve yaz aylarını Türkiye’de geçirdiği biliniyor. 1477 yılında kurulan ve dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan Uppsala Üniversitesi’ndeki Türkoloji Bölümü ise 170 yıldan uzun süredir hizmet veriyor. İsveç hükümeti tarafından İstanbul’da kurulan İsveç Araştırma Merkezi ise her yıl gerçekleştirdiği çalışmalarla iki ülke arasındaki ilişkilere katkı sağlıyor.

‘‘İsveç’te üniversite okumak ya da iş kurmak’’

İsveç halihazırda ABD’nin ardından dünyada en sağlam yüksek öğretim sistemine sahip ülkesi durumunda. Bundan ülkede çok sayıda üniversite olduğu anlaşılmamalı. Lisans ve lisansüstü eğitim veren kurum sayısı sadece 27. Bir Türk öğrencinin İsveç’te üniversite okuyabilmesi için öncelikle TOEFL ya da IELTS’den alacağı belgelerle İngilizce bilgisini teyit ettirmesi gerekiyor. 2010 yılında İsveç hükümeti AB vatandaşı olmayan bütün öğrenciler için üniversiteleri paralı hale getirdi. Yıllık ortalama ücret 80 bin ile 140 bin arasında değişiyor. (8 bin -15 bin Euro) Bunun dışında bir öğrencinin kalacağı yerle birlikte aylık ortalama 5 bin kron masrafı olacağını unutmamak gerek. İsveç Üniversitelerinin dünya sıralamalarında oldukça iyi pozisyonlarda olduğu dikkate alınırsa bu masraflar gayet makul olduğu söylenebilir. Diğer taraftan İsveç ülkede iş kurmayı düşünen yabancı girişimciler için çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Şube açmak ya da sıfırdan bir şirket kurmak prosedürleri birkaç gün içerisinde tamamlanabiliyor. Ancak şunu unutmamakta fayda var; İsveç ürün kalitesi ve standartları açısından dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri durumunda. Haliyle verilecek hizmetin kalitesi oldukça yüksek olmalı. Kamu sektörü, ülke genelindeki istihdamın yüzde 25’ine tek başına sahip. Hizmet, teknoloji, bilişim ve sağlık diğer önemli sektörler. Yabancı bir yatırımcı İsveç’te iş kurmak ve yaşamak için öncelikle oturma ve çalışma müsaadesine başvurmak zorunda. Başvuru esnasında bazı başka evrakların yanı sıra başvuru sahibinin kendisini İsveç’te 2 yıl idame ettirebileceğini gösterebilmesi için banka hesabında 200 bin kronun (Yaklaşık 20 bin Euro) bulunması gerekiyor. Ailesini getirmek istiyorsa eşi için ilave 100 bin her bir çocuğu için ise 50 bin krona sahip olması gerekiyor.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*