Merkel’in en zor sınavı

AB amiral gemisinin ana kaptanlarından Merkel’e AB içinde açılan cepheler genişliyor. Avrupa sınırlarının Türkiye’nin eliyle korunmasını sağlatmanın kendi siyasi geleceği için hayati bir mesele olduğunu bilen Merkel’in yarın yapılacak AB zirvesinde sözünü mutlaka geçirmesi gerekiyor.

AB devlet ve hükümet başkanlarının katılımlarıyla 18/19 Şubat 2016’da Brüksel’de düzenlenecek zirvede hem Avrupa’nın geleceği ile ilgili kritik kararlar alınacak hem de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in sığınmacı krizinin çözümü noktasında AB için belirlediği politikaları sınanacak. Tüm baskılara rağmen planlarını yürürlüğe koydurmaya çalışacak Merkel’in işi bu kez oldukça zor. İzlediği sığınmacı/mülteci politikaları yüzünden AB içinde ciddi biçimde izole olan Merkel’in Brüksel’de hedeflerine ulaşması için Paris gibi birinci dereceli müttefiklerin desteğine ihtiyacı var. Fakat Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Fransa Başbakanı Manuel Valls’ın yeni mültecilerin kabul edilmeyeceği şeklindeki açıklaması Merkel’e karşı oluşan cepheyi daha da genişletti. AB amiral gemisinin ana kaptanlarından olan Merkel’in iç politikaya bakan yönüyle de başarılı olması gerekiyor, kendisine verilen destek tabanda da azalmaya devam ediyor.

Ankara’nın işbirliğine umut bağlayan Merkel’in bu hedefine ulaşması zorunlu gözüküyor. Türkiye üzerinden Avrupa’ya gelen Suriyeli savaş mağdurlarının AB içinde Dublin mutabakatına göre ülkelerin ekonomik güçlerine göre dağıtımlarını sağlamak. Merkel, 10 birlik üyesinin 17 Aralık 2015’deki AB zirvesinde sığınmacıların üstlenilmeleri için verdiği taahhütleri yerine getirmesini talep ediyor. Yani Türkiye ile sağlanan anlaşmalara riayet edilmesini istiyor. Bunun karşılığında Türkiye’nin Suriyelilerin yasadışı yollarla Avrupa’ya geçişlerini engelleyeceğini ve daha etkin sınır kontrolleri ile göçü durduracağını hem AB üyelerine dile getiriyor hem de bunu Türkiye’den talep ediyor. Sığınmacıların Yunanistan ve İtalya’da oluşturulan dağıtım merkezleri üzerinden Avrupa içinde dağıtılmalarını istiyor. AB sınırlarının Türkiye’nin eliyle korunmasını sağlatmanın kendi siyasi geleceği için hayati bir mesele olduğunu iyi biliyor.

10 MADDELİK AKSİYON PLANI

Yasadışı göçle mücadele Merkel’in siyasi geleceği ile ilgili anahtar kelime. 8 Şubat 2016 tarihinde Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyarette üzerinde mutabık kalınan 10 maddelik aksiyon planının yol haritası niteliğinin korunmasını istiyor. Kendisine açılan siyasi cephenin dağılması için de doğudaki birlik üyelerinin ikna edilmesi gerekiyor. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin oluşturdukları Visegrad Grubu içinde yer alan Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan’ın Merkel’in izlediği sığınmacı politikaları aleyhinde “Almanya’nın politikalarının izlenmeyeceği ve Berlin’in davet ettiği mültecilerin kabul edilmeyeceği” yönündeki açıklamalar Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Merkel’de soğuk duş etkisi oluşturdu. Berlin’deki diplomatik kaynakların ilgili açıklamaları “provokasyon” olarak nitelendirmeleri AB içindeki krizin ne denli derin olduğunu gösterdi.
MERKEL’E BAYRAK AÇANLAR İÇİN KİLİT ÜLKE TÜRKİYE DEĞİL MAKEDONYA

Visegrad Grubu üyelerinin 18 Şubat 2016’daki “Göç Konulu Fikirdaş Ülkeler” toplantısı öncesi sadece söylemleriyle değil bilakis eylemleri ile de bloklaşmalara gitmeleri AB içindeki dengeleri de değiştirdi. Dört ülkenin başbakanları Prag’da bir araya geleceklerini duyurdular.

Görüşmelerde Bulgaristan ve Makedonya başbakanlarının da yer alacak olmaları Merkel’e karşı açılan cepheyi daha da genişletti. AB’nin dış sınırlarını koruma imkânlarının görüşüleceği toplantılarda yasa dışı göçün engellenmesinde Türkiye’nin değil Makedonya’nın kilit ülke olduğu mesajının verilmesi bekleniyor. İlgili grubun Merkel’in planına karşı oluşturduğu B planında, Yunan-Türk sınırı yerine Yunanistan-Makedonya sınırının sığınmacılara tamamen kapatılmasının krizin aşılmasında önemli rol oynayacağı iddia ediliyor. Sığınmacıların Balkanlar üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştıklarına vurguda bulunuluyor. Makedonya’ya sınırlarını kapatması için baskı yapılıyor.

Almanya’nın en büyük müttefiki olan Fransa’nın 13 Şubat 2016’da, bu gruba, yeni sığınmacıların kabul edilmeyeceği söylemi üzerinden yeşil ışık yakması, Alman-Fransız merkez ittifakını zayıflattı. Bugüne kadar bir elin parmakları kadar sığınmacı kabul eden Slovakya’nın Başbakanı Robert Fico tarafından yapılan “Sayın Merkel mültecilere sınırları açmakla hata yaptı ve şimdi ise bütün AB’yi bunun ceremesine ortak etmeye çalışıyor.” şeklindeki açıklama bardağı taşıran son damla oldu. Almanya, Prag’da düzenlenecek görüşmeleri diplomatik yollarla protesto etti.

Berlin, Slovakya’nın önderliğindeki grubun ‘oyununu bozmak’ için Makedonya’nın Balkan rotası üzerindeki sınırını kapatması durumunda Suriyeli sığınmacıların Yunanistan’da toplanmasından endişe eden Atina yönetimini ikna etmeye yöneldi. Ekonomik darboğazda olan Yunanistan yeni bir kaos yaşanmasından endişe ediyor. Yunanistan olmadan Merkel’e karşı oluşan doğu ülkeleri ittifakının planlarının tutması gerçekçi gözükmüyor.

İNGİLTERE İÇİN ABD’NİN, POLONYA İÇİN İNGİLTERE’NİN TÜRKİYE POLİTİKALARI ROTAYI BELİRLEYECEK

1 milyondan fazla kişinin kabulüyle Avrupa’da en fazla sığınmacı barındıran ülke olan Almanya’nın Macaristan ve Polonya’yı ikna turlarının başarısızlıkla sonuçlanması Merkel’i ABD’nin AB’deki en büyük müttefiki İngiltere’ye yoğunlaştırdı. Merkel, İngiltere’nin halk oylaması ile AB’den olası çıkışının kendisine hedeflerine ulaşmada engel teşkil edeceğini bildiğinden bu ülkenin birlikten çıkmamak için öne sürdüğü taleplerinin yerine getirilmesini destekliyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin geçen hafta sonu Münih Güvenlik Konferansı’nda söylediği “Sığınmacı krizi AB için neredeyse hayati bir tehdit haline geldi. NATO’nun AB’nin dış sınırlarının izlemesini destekliyoruz.” açıklaması Merkel’in Türkiyeli çözüm planlarına destek idi. AB içinde Rusya faktörüne karşı Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile sıkı işbirliği içinde olan ABD bu ülkelere de mesaj vermiş oldu. Polonya’nın en fazla göç verdiği İngiltere’nin ABD ile ittifakı da önemli bir ayrıntı. İngiltere’nin izleyeceği Almanya politikası Varşova’nın da rotasını belirleyecektir.

Bunun ilk işaretleri 12 Şubat 2016’da Berlin’e göreve geldikten sonra ilk ziyaretini gerçekleştiren Polonya Başbakanı Beata Szydlo verdi. Merkel- Szydlo ikilisinin Almanya-Polonya ilişkilerinden sonra en fazla üzerinde durdukları konu İngiltere’nin AB’deki geleceği idi. İngiltere’ye AB’de kalma perspektifi verilmesini isteyen iki başbakan, mevkidaşları David Cameron’un örneğin serbest dolaşımla ilgili taleplerinin yerine getirilmesi noktasında bir uzlaşma bulunmasının mümkün olduğunun altını çizdiler. Londra’yla ilgili görüş birliği sağlanmasına rağmen, Merkel’in sığınmacıların alımları ile ilgili “daha açık soruların” olduğunu belirtmesi pazarlıkların zorlu geçtiğini ortaya koydu. Merkel, Polonya’ya 28 üye ülkenin uzlaşmasıyla Türkiye’yle kabul edilen ve sığınmacılar meselesinde yol haritası işlevi gören AB ajandasına bağlı kalınmasını hatırlattı.

Yine 12 Şubat 2016 tarihinde geleneksel bir yemeğe katılmak üzere Almanya’nın Hamburg şehrine gelen Cameron’la görüşen Merkel, İngiltere’nin AB içinde kalmasından yana olduklarının bir kez daha altını çizdi. Cameron ise pazarlıklarını sürdürerek “Eğer birlikte çalışılarak gerekli olan değişiklikler yapılırsa ben de bu sayede tartışmasız bir şekilde halkıma İngiltere’nin yeni kurallarla reformlardan geçirilmiş bir AB içinde kalmasını tavsiye ederim.” ifadelerini kullandı.
AB İÇİNDEKİ KAMUOYU BASKILARI

Cameron’un aslında AB içinde kalma taraftarı olduğu biliniyor. Fakat ülkede güçlenen AB karşıtlarının merkez sağdaki seçmeni daha fazla etkilememesi için reform pazarlığı kartı devreye sokuluyor. Aynı mesele Fransa için de geçerli. 13 Kasım 2015’de Paris’te yaşanan terör saldırıları ve sığınmacı krizi bu ülkedeki sosyalist hükümeti köşeye sıkıştırmış durumda. Halkın büyük bir çoğunluğu Müslüman göçü istemiyor. Merkez sağ ve aşırı sağcıların (Front National) popülist çıkışlarıyla konu gündemde tutuluyor, baskı altındaki hükümet oy kaybı endişesinden dolayı sığınmacı politikalarında değişikliklere gidiyor. Merkel’e karşı yapılan çıkışın iç politikaya bakan yönü unutulmamalıdır. Ayrıca başta Macaristan olmak üzere Polonya, Slovakya gibi ülkelerde güçlenen otoriter rejimlerin AB’nin temel değerlerinden ifade ve basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı gibi konularda yaptıkları ihlaller AB bünyesinde Almanya tarafından eleştiriliyor. Bu ülkelerin başbakanları ise sığınmacılar meselesini fırsat bilerek Berlin’in eleştirilerine yeni bir ittifakla karşılık vermekten geri durmayarak Merkel’in hareket alanını daraltıyorlar.

BRÜKSEL’DEN TAM DESTEK

AB’nin dış sınırlarının yeniden belirlenmesi girişimi Merkel destekçisi AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in de tepkisini çekiyor. Bu yönüyle Merkel’e Brüksel ayağındaki destek tam. Kendisine muhalefet bayrağı açanlara karşı ise tek bir kartı var, o da ekonomi argümanları. Merkel, gelecek Perşembe günü yapılacak AB zirvesinde olası sınır kapamaların AB içindeki serbest dolaşımı engelleyeceği için bunun ekonomik faturasının ağır olacağını anlatacak. Kendi argümanlarıyla ikna turlarına çıkacak. Sığınmacı krizinin Türkiye olmadan aşılamayacağını tekrar ifade edecek olan Merkel, AB’nin tek koldan hareket etmemesi durumunda bunun özellikle (Almanya’nın sayesinde) iflasın eşiğinden dönen Yunanistan’a zarar vereceğini, bunun ise diğer birlik üyelerine olumsuz yansımalarının olacağını kaydedecek. Merkel’e göre sığınmacı krizinde çözümün anahtarı Ankara’nın sınırları kapatması. İlgili zirveden başarıyla çıkabilirse Merkel, koalisyon ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU’nun açtığı cepheyi de dağıtmış olacak. Merkel’in siyasi geleceği kritik bir dönemeçte.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*