Oylar Almanya’da sosyal demokratlara, Türkiye’de muhafazakarlara!

Alman muhafazakâr partisi CDU’ya oy vermeyen, Yeşiller ve SPD’yi seçen Kreuzberg Türkleri, 1 Kasım’da muhafazakâr ve Müslümanlık olgusu üzerinden siyaset yapan AKP’ye oy vermiş. İlginç değil mi? İki farklı dünyada iki farklı politik tutum sergileyen ilginç sosyal bir grup.
Seçimleri konuşmak için Kreuzberg’deyiz. Berlin’in “Türk mahallesi”. Duvar yıkılmadan önce Batı Berlin’in kenar mahallesi olan ve öğrenciler ile göçmenlerin, Türklerin oturduğu bu mahalle artık merkez konumda ama hâlâ eski sosyal dokusu ile yaşıyor.

Değişmiyor değil ama “Türk mahallesi” özelliğini görünür kılan, manav, dönerciler, kahveler, bir Türk kasabasında olduğunuz izlemini veriyor. Tek fark, bu iş yerlerinin, “postmodern” mimarinin etkin olduğu kasabalarımızda değil, 18. yüzyılda yapılmış binaların alt katlarını süslüyor olması. Sempatik, açık, kucaklayıcı bir hava var.

Alman aydınları için çekim merkezine dönüşmesi, sadece mimari dokudan değil, sosyal yapıdan da kaynaklanıyor. Liberal Alman aydınları şehir merkezinde, çok kültürlü Kreuzberg’i tercih ediyor. Konut fiyatları hızla yükseliyor, evlerin elden geçirildiğini, yapıldığı yılların mimarisi ile buluştuğunu izliyorsunuz. Kreuzberg herkese açık değil.

Neonaziler bu mahalleye gelmiyor, tekin bulmuyorlar. Yeşiller Kreuzberg’de en büyük parti. Yıllardır Yeşillerin adayı Christian Ströble doğrudan seçiliyor. Hükümet partileri Hıristiyan Demokratlara (CDU) ve Sosyal Demokratları (SPD) kaybediyor. Yeşiller sadece aydın liberal Almanlar sayesinde değil, Türklerin oyları ile çoğunluktalar. Özellikle genç seçmenler Yeşilleri tercih ediyor. İlk paradoks da burada yatıyor.

İki farklı dünyada, iki farklı politik tutum
Tüm Almanya’da olduğu gibi, Alman muhafazakâr parti CDU’ya oy vermeyen, Yeşilleri ve SPD’yi seçen Kreuzberg Türkleri, 1 Kasım’da AKP’ye oy vermişler. Muhafazakâr, Müslümanlık olgusu üzerinden siyaset yapan bir partiye. İlginç değil mi? İki farklı dünyada iki farklı politik tutum sergileyen ilginç sosyal bir grup. Kreuzberg sokaklarında seçmenlerin düşünce ve duygularını toplamaya çalışıyoruz. Kolay değil. Kahvede oturan iki genç kız “Alman’ız, oy kullanmadık.” diyor.

Alman vatandaşı olup, Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda kalan önemli bir nüfus var. Türkiye seçimlerinde oy kullanamıyorlar. Almanya’da yaşayan ama yabancı statüsünde olan Türkiye vatandaşları oy kullanabiliyor. Ama üçüncü bir grup var. Özellikle Yeşillerin baskısı ile kabul edilen bir kanunla Almanya’da doğdukları için Almanya vatandaşı olan yeni bir nesil var. Bu nesil çifte vatandaş olarak doğuyor ve şimdilik 24 yaşına kadar çifte vatandaş olarak kalabiliyor. Gelecek nesiller Türk ve Alman vatandaşı olarak büyüyecek ve kalacaklar.

Seçimlere katılım giderek büyüyor
Konuştuğumuz birçok Kreuzbergli için de seçim sonuçları sürpriz olmuş. “Böyle bir sonuç beklemiyorduk.” diyorlar. Kaygılılar ama “hayırlı olsun” kelimeleri duygu ve umutlarını dışa vuruyor. Vatandaşın biri “İşler yoğun, fırsat bulup gidemedim.” diyor. Bu cümle 7 Haziran seçimlerinde katılımın yüzde 36 gibi düşük seviyede kalmasının gerçeklerini dillendiriyor diyebiliriz.

Şüphesiz sadece “iş yoğunluğu” değil katılımın düşük olması. Türkiye politikası Almanya’da yaşayan Türklerin önemli bir bölümünü yakından ilgilendirmiyor. İş ve ekonomik yaşamları, sosyal çevre, çocukların eğitim sorunu, konut meselesi Almanya ile ilişkili, Türkiye ile değil. Buna rağmen katılım giderek önemli sayılara ulaşıyor.

AKP, haziran seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlerde de 340 bin oyla (7 Haziran’da 255 bin) Almanya’da birinci oldu. Bu başarı ile AKP Almanya’da oyların yüzde 59,7 gibi bölümünü alarak en etkin parti olduğunu bir kez daha kanıtladı. Haziran seçimlerinde de ikinci olan HDP oylarında 90 bin 808 oy ile (7 Haziran 83 bin 227) mütevazı bir artış sağlasa da yüzde 1,5 oy kaybı yaşadı.

Kürt meselesi Türkiye’de sorun olarak sürdüğü müddetçe, HDP’nin seçmen tabanında bir kayma olmayacağını varsaymak yanlış olmaz. Bu seçimlerde de üçüncü parti olan CHP oyların yüzde 14,78 gibi bir bölümü ile etkin olmaktan uzak olduğunu gösterdi. Oylardaki artış HDP’de olduğu gibi sınırlı kaldı. Haziranda 76 bin oy alan CHP, 1 Kasım’da 84 bin 223 alabildi. Türklerin, CHP’nin kardeş partisi SPD’yi yüzde 60-70 gibi bir oranda seçerken, CHP’ye mesafeli durması ilginç bir paradoks. CHP kurmayları da bu çelişki üzerine kafa yoruyorlardır umarız.

Gurbetçinin oyu ile seçilenler gurbetçiyi temsil etmiyor
Türkiye’de seçimleri gözlemci olarak da izleyen Yeşiller’den Milletvekili Özcan Mutlu’nun “anlamsız” saptaması sorunun merkezine işaret ediyor. “Seçimlere katıldık da, ne oldu?” diye soran Mutlu, “Nerede ise 1,5 milyon seçmenin sandığa gitmesi bazı vilayetlerde milletvekili kaymalarından ibaret kaldı.” diyor.

Yurtdışından gelen oylar sayesinde “seçilen” bu milletvekilleri sadece tesadüfi milletvekili değil, yurtdışında yaşayan seçmeni temsil etmekten millerce uzaklar. Birçoğu herhalde Avrupa’ya ayak bile basmamıştır. Bu paradoks, temsilde adalet ilkesinin ne kadar ayaklar altında olduğunu gösteriyor diyebiliriz.

Yurtdışı oylarında sandık güvenliği endişesi
Seçimlerde şaibe sorunu da gündemden düşmüyor. “Gizli oy, açık tasnif” ilkesi Almanya’da uygulanmıyor. Günlerce açılıp kapanan sandıkların her yerde geceleri güvenli ellerde olması mümkün olmayabileceği gibi, tasnif için AKP şirketine dönüşmüş THY ile taşınması da güven verici değil. Oy pusula ve listeleri ile oynamanın mümkün olduğunu, yapıldığını iddia eden sesler de işittik.

Seçimlerin Türkiye ile aynı pazar günü yapılarak tasniflerin sandık kurulları önünde yapılması, şaibe tartışmasını bitirebilir. Sandık sayılarını artırarak, pazar günü zaten kapalı olan okullarda kurulacak sandıklar çözüm olabilir. Seçim heyecanı, Türkiye ile paralel olarak aynı gün yaşanır, tasnif sandık kurulları önünde yapılır, şaibe tartışması biter. Böyle bir sürecin mümkün olduğunu Fransa uygulamasında görebiliriz. Fransızların “yurtdışı milletvekili” olgusunu da alırsak, temsilde adalet sorununu da aşmış oluruz. ‘Yurtdışından gelen 1,3 milyon seçmeni kim temsil ediyor?’ sorusunu cevapsız bırakmak sorumsuzluk olur.

Tüm bu sorunlara rağmen yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın seçim hakkına kavuşması olumlu bir gelişme oldu. Bu hak milyonlarca kişi Türkiye’den kopmamış ama Türkiye’den kaynaklanan sorunları sahipsiz kalmaz umarız. Askerlik adına yıllık gelirlerini vermek zorunda kalan gençler, “asker kaçağı” olmaktan kurtulur umarız. Siyasi partilerin bu tür sorunların farkına seçimler ile varması da tesadüf değil, demokrasinin nimeti. Almanyalı Türkler için umut ve kaygı yan yana…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*