Spiegel: Türkiyede’ki Alman şirketleri endişeli

Darbe girişimi sonrası Türkiye’deki Alman şirketlerin durumu ve Almanya’da burka yasağı tartışmalarıyla, planlanan yeni iç güvenlik paketi hafta sonundaki Alman basınında yer alan dikkat çekici konularından.

Spiegel dergisinin hafta sonu çıkan son sayısında yer alan „Türk Hasta“ adını taşıyan ekonomi yazısında, Türkiye’de faaliyet gösteren Alman şirketlerin durumu mercek altına alınmış. Yazıda, Türkiye’ye büyük ümitlerle yatırım yapan Alman şirketlerin başarısız darbe girişiminden sonra konjonktürdeki patlamanın sona ereceği endişesini taşıdığı belirtilerek özelikle turizm, enerji ya da tekstil sektöründeki düşüşün Almanya’yı da etkilediği vurgulanıyor:

„Krizin etkileri Almanya’da da hissedilecek. Türkiye, Alman ihracatı için örneğin Rusya ve Japonya’dan daha önemli bir konuma sahip. Geçen yıl Alman şirketler 22 milyar euro değerinde ürünü Türkiye’ye ihraç etti. Doğrudan yatırımların toplamı 9 milyar euroyu geçiyor. Türkiye’de 6 binden fazla Alman şirketi faaliyet gösteriyor. Türkiye’de üretim yapan şirketler için siyasi ve hukuki belirsizlik sorun yaratıyor. Son yıllarda özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe Alman şirketler büyük yatırım yaptı. Türkiye Almanya için bu alanda Çin ve Bangladeş’ten sonra üçüncü büyük tedarikçi ülke konumunda. Bu da, Türkiye’de olası bir istikrarsızlaşma durumunda AB’nin ülkeye ve Erdoğan’a muhtemel yaptırımlar uygulaması halinde, birçok Alman giyim şirketinin ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği anlamına geliyor. Türkiye’deki olumsuz gelişmelerden birçok Alman şirketi de olumsuz etkilenecek. Konjonktürel gerilemeden fayda sağlayabilecekler azınlıkta ama yine de mevcut. Örneğin Alman Lufthansa. Şirket Zürih, Viyana, Münih’ten Türkiye seferlerini kaldırıp küçük uçaklara geçse de gelir kaybının altından kalkamayacak gibi görünmüyor. Zira aynı zamanda sıkı rakibi de zayıflamış olacak. Lufthansa için tehlikeli bir rakip olan Türk Hava Yolları da turizm sektöründeki gerilemeden olumsuz etkilendi. Bu yılki 70 milyon yolcu hedefine şirket yönetimince bile şüpheyle bakılır oldu.“

Alman basınının hafta sonu yorumlarında ağırlık bulan bir diğer konuysa Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere’in yurtiçinde terörle mücadelenin daha etkin yürütülmesi amacıyla hazırlanan yeni güvenlik önlem paketi ve öncesinde alevlenen burkanın yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar.Süddeutsche Zeitung‚un bu konudaki yorumu şöyle:

„Peçeli çarşaf, dini bir sembol mü, bunu ortaya koymak lazım. Hayır, bunun böyle olmadığını düşünenlere İslamcıların sinir olduğu kesin. Klasik başörtüsü İslam’ın temel taşlarından biri olabilir ama peçeli çarşaf siyasi bir ifade biçimi. Çağdaş bir İslam anlayışının ve Alman toplum modelinin aynı parça kumaşla reddedilişidir. Başörtüsüyle karşılaştırıldığında kadını sadece bir çift göze, rahime ve tabi kılmaya indirgiyor. Nikaplı bir kadın kendi isteğiyle örtünüyor da olsa asla bir erkekle eşit konumda olamaz. Bir kadın erkekle eşit olabilir mi? Evet kesinlikle. O yüzden nikap ve burkaya hayır! Bunlar en iyi ihtimalle Taliban Afganistan’a uyar ve Federal Anayasa Mahkemesi de Kandahar’daki kadılara danışarak bu kararı vermeyecektir.“

Dresden kentinde yayımlanan Sächsische Zeitung ise burka ve nikap giyip giymeme kararının kadınların kendisine bırakılmasından yana:

„Burkanın yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar sembolik değer taşıyor. Bunun arkasında, göçmenlerin bizim değerlerimize uyması ve kabullenmesi düşüncesi yatıyor. Bunun dışında peçeli çarşaf giyen kadınlar bazı korkuların gün yüzüne çıkarıyor: Bu bir radikal İslamcılık emaresi değil mi? Olabilir. Olmayabilir de. Tıpkı, kadının bunun için baskı altında tutuluyor ya da kendi isteğiyle bu şekilde giyiniyor oluşu gibi. Biz kimiz ki, kimin baskı altında tutulup tutulmadığına karar vereceğiz? Liberal bir toplumda başkalarının özgürlüklerine saygı duyulur. Semboller konusunu didiklemek yerine sorunların çözümüne odaklanmalıyız. Korkularımızı meraka çevirmeliyiz. Peçeli çarşaf giyen bir kadına bunu neden yaptığını hiç sordunuz mu?“

Ulm’da yayımlanan Südwest Presse gazetesinin yeni iç güvenlik paketiyle ilgili yorumunda da şu satırlar dikkat çekiyor:

„Yabancılaşma korkusunu ideolojik bir tutum olarak görüp içselleştiren bir hareketin başlangıcını Fransa’da gördük. Bu uzun bir süre devlet sıralarında ’sadece internette dolaşan, ciddiye alınmayı gerektirmeyecek bir takım söylemler‘ olarak addediliyordu. Anlamı: Bu konuyla şimdilik ilgilenmiyoruz. Ancak durum artık değişti. Devletin bunun için bazı gösteri ve şiddet eylemlerini beklemeyip şimdiden bu konuda harekete geçiyor olması doğru. Güncellenmiş bir ulusal güvenlik paketi gerekliliğini atlamamalı.“

Kaynak: DW Türkçe

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*