Avusturya’da Mültecilerle İlgili Tartışmalar Sürüyor

Orta Avrupa’da “Nazi” sözcüğü son bir yıl içinde, aşırı sağcı partilerin yükselişiyle beraber daha sık duyulur hale geldi. Mültecilerin aralarında teröristlerin de olduğu şüphesi de “terörist” sözcüğünü günlük hayatın bir parçası haline getirdi.
Avusturya toplumu kutuplaşırken, mülteciler ve aşırı sağcılar siyasi yelpazenin ters uçlarında yer alıyor. Amerika’nın Sesi’ne konuşan çilingir Markus Klaudusz “Amerikalılar artık bizim hepimizin Nazi olduğunu mu söylüyor?” diye gülüyor.
Aşırı sağ, çok yakında yeniden cumhurbaşkanlığını kazanma şansı elde edecek. Bu, Klaudusz’u heyecanlandırsa da NAZI suçlamalarından rahatsız. Aşırı sağ liderlerin hepsi mülteci karşıtı. Çoğu açıkça yabancı karşıtı ve İslamofobik söylemlere sahip. Ancak kimse toplu katliamdan ya da sınırları genişletmekten bahsetmiyor.
Bu partilerin destekçilerinin arasında ırkçı gruplar olsa da, gün geçtikçe, uzun süredir kendilerine önem verilmediğini düşünen sıradan insanlar da bu partilere destek veriyor. Klaudusz, “Barışçıl bir gösteri yaptık ve sol göstericiler bize taş attı” diyor ve “Eğer aşırı sağcılar barışçıl bir yürüyüşe saldırsaydı, bu haber manşetlerden düşmezdi” diye ekliyor.
Geçen hafta Avusturya mahkemesi, Mayıs’ta yapılan ve Yeşiller Partisi adayının çok az farkla kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimini iptal etti. Böylece Özgürlük Partisi, Avrupa Birliği’nin ilk aşırı sağcı cumhurbaşkanlığını kazanmak için bir fırsat daha elde etti. Klaudusz, Özgürlük Partisi lideri Hofer’a inandığını, onun normal insanların gereksinimlerini anladığını ve önceliğinin Avusturyalılar olduğunu söylüyor.

Mülteci Korkusu

Viyana’nın kent meydanlarından birisinde toplanan az sayıda Suriyeli mülteci, Suriye’de ölen binlerce çocuğun fotoğraflarının olduğu bir afişin yanında duruyor. İngilizce ve Arapça olarak üzerinde “Özgürlük” yazan bir Suriye bayrağı taşıyan Yasir “Her gün terör saldırısı var, her gün çocuklar ölüyor” diyor.
Aşırı sağın yükselişiyle ilgili soru sorduğumuzda çoğu yorum yapmak istemiyor. 21 yaşındaki Ömer, yalnızca okula gitmek istediklerini ve savaş bitince ülkelerine dönmeyi arzuladıklarını söylüyor. Ömer, 9 ay önce evini terk etmiş. “Tüm bu insanlar savaştan sonra ülkemize dönecek. Suriye dünyanın en güzel ülkesi” diyor.
25 yaşındaki Yamen 2 yıldır Avusturya’da yaşıyor ve otoriter bir rejimden kaçan mültecilerin iktidara karşı açık konuşmaktan korktuğunu belirtiyor. Yalnızca güvende olmak istediklerini söyleyen Yamen, sağcıların ‘mülteci istemiyoruz’ dediğini ama bu insanların sadece savaş yüzünden burada olduğunu göremediklerini belirtiyor.

Yalnızca Aşırılar Aday
Yeniden yapılacak seçimlerde pek çok kişi iki aşırı aday arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor. İptal edilen, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuydu. İlk turda hiçbir parti yüzde 50’yi geçememesine rağmen Özgürlük Partisi adayı birinci, Yeşiller’in adayı ikinci olmuştu.
Yeşil Parti ve diğer merkez grupların desteklediği Alexander Van der Bellen, ikinci turu yüzde 1 farkla kazandı. Kendisini “Mülteci bir ailenin çocuğu” olarak tanımlayan aday, muhafazakar bir ülkede eşcinsel evliliğini de destekliyor.
Özgürlük Partisi adayı Hofer ise radikal göçmenlik reformu öneriyor ve bunun öncelik olacağını söylüyor. Partinin lideri ise daha da radikal olan Heinz-Christian Strache. Strache, mültecileri ülke dışında tutmak için sınırlara çit örmeyi öneriyor ve radikal İslam’ın yeni faşizm olduğunu belirtiyor. Bir giyim dükkanının önünde konuştuğumuz polis memuru Thomas Braun ve eşi Brigitte, iptal edilen seçimde Van der Bellen’e oy vermelerine rağmen yeni seçimde Hofer’i destekleyeceklerini söylüyorlar.
“Hofer’e verilecek her oy, hükümet karşıtı bir oy demek” diyen Thomas Braun, adayın görüşleriyle kendi görüşlerinin yüzde yüz örtüşmediğini, buna rağmen ülkedeki tarih bilincinin 1938’e dönüşü engelleyeceğini ifade ediyor. Braun’a göre, İkinci Dünya Savaşı’nın anıları, o dönemin trajedileri tekrarlanmadan aşırı sağ bir adaya oy vermeye olanak sağlıyor.
Dükkanın içinde Heidemarie, mayo, pijama gibi giyim ürünleri satıyor. Kime oy vereceğini bilmeyen seçmen, iki adaydan da hoşlanmadığını söylüyor. İki adayın da seçildikten sonra daha merkez siyasete kaymasının olası olduğunu belirten Heidemarie yine de bunun düşük bir olasılık olduğunu ekliyor. Heidemarie, “Eğer hiç cumhurbaşkanı olmasın diye oy verebilsem bu yönde oy verirdim” diyor.

AB’den Şikayetler
Aşırı sağcıların ve mültecilerin birleştikleri tek nokta yanlış anlaşıldıkları değil. İki taraf da gün geçtikçe AB’ye daha az güveniyor. AB’nin mülteci krizini hafifletmek için uygulamaya koyduğu plan on binlerce insanın Yunanistan’daki kamplarda tıkılıp kalmasına neden oldu. Bir zamanlar mültecilere destek veren AB söylemi değişti ve bugünlerde girişlerin engellenmesinden ve mültecilerin geri gönderilmesinden bahsediliyor.
Kafe’de oturan Klaudusz, birçok Avrupalı’nın suçlu olarak AB’yi hedef gördüğünü söylüyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa’nın en güçlü isimlerinden biri ve mültecileri Avrupa’ya davet etti. AB, mevcut mülteci yasalarını görmezden gelerek, mültecilerin AB’ye ilk giriş yaptıkları ülkede kayıt yaptırmaları yerine seyahatlerine devam etmelerine izin verdi.
Bu yasalar uygulansaydı, Avrupa’ya giriş yapan mültecilerin büyük çoğunluğu İtalya ya da Yunanistan’a iltica başvurusu yapmış olacak ve Avusturya 2015’den bu yana 90 bin mülteciye ev sahipliği yapmayacaktı. Terör saldırıları ile birleşen mülteci krizi AB ülkelerindeki aşırı sağcı partileri ön plana çıkardı. Gün geçtikçe daha fazla kişi mültecilerin arasına sığınmış olan teröristlerden daha fazla endişe duyuyor. Azalan kaynaklar ve ülkelere gelen yabancı gelenekler de korkuları arttırıyor.
Geçen ay İngiltere AB’den çıkma yönünde oy kullanırken, birkaç diğer üye ülkedeki aşırı sağcı siyasetçiler de benzer referandumların yapılması çağrısında bulundu. (Kaynak: Amerika’nın Sesi)

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*