Zaman yazarı Ali Yurttagül, Avusturya seçimlerini yorumladı: Güzel ülkenin çirkin yüzü

“İslam gehört nicht zu Östereich” diyor Avusturya aşırı sağ parti cumhurbaşkanı adayı Norbert Hofer. “İslam Avusturya’ya ait değil” olarak tercüme edebileceğimiz bu cümleyi kısa süren bir sessizlikten sonra tekrarlıyor, herkes anlasın, kimse şüphe etmesin dercesine.

Tüm seçim kampanyasını sığınmacılar, Müslümanlar ve Avrupa Birliği karşıtlığı üzerine yapılandıran Hofer nerede ise cumhurbaşkanı seçilecekti. Birkaç bin oyla Avusturya’da yine sağduyu kazandı. “Kazandı” kelimesi tabii göreceli. Aşırı sağ bir adayın seçmenin yarısı tarafından destek bulması kendi başına bir sorun. Siyasi mesaj. Türkiye’nin, Avrupa’da yaşayan beş milyon Türk ve 20 milyon Müslüman’ın, milyonlarca göçmen ve azınlığın iyi ve doğru okuması gereken bir mesaj.

Güzel bir ülke Avusturya. Alplerin ve Tuna nehrinin boydan boya kestiği bu ülke, dağları, vadileri ile olağanüstü güzel. Avrupa turizminin yaz kış çekim merkezi. Şehirleri, mimarisi, kahveleri, mutfağı, yaşam kültürü, insanları ile de çok çekici. Almanca dilinin kültür havzası içerisinde İsviçre kadar kendine özgü bir tarihi var. Viyana’da trenden iner inmez bu derin kültürün havası sarar insanı. Avrupa klasik müziğinin burada zirveye çıkmış olması tesadüf değil. Bizde de izleri, ürünleri var bu derin kültürün. Birçok politikacının anlayamadığı, “Ankara’nın nesi var?” diye küçük gördüğü başkentimiz, Avusturyalı mimar Holzmeister’in güzel eserleri ile dolu. Ankara’yı çekici kılan, Cumhuriyet’in ilk günlerinin mirası Art Deco mimarisin değeri bir gün anlaşılır.
Avusturya sadece güzel değil, oldukça zengin de bir ülke. Kişi başına milli gelir AB’nin ilk sıralarında. Almanya veya Fransa’dan daha yüksek. Refahın, demokrasinin oturmuş olduğu bu ülke insanlarının aşırı sağ bir adayın peşine takılmaları, doğrusu kolay anlaşılır bir olgu değil.

Hofer’e oy veren milyonlarca seçmenin tümünün Hofer’in aşırı sağ politik görüşlerini paylaştığı söylenemez. Çoğu yıllardır süren “büyük koalisyon” partilerini protesto amacıyla verilen oy. Seçmenleri arasında Türkiye kökenli insanların da bulunması, muhafazakar, hatta düne kadar sosyalistlere oy veren kitlelerin olması düşünmeye değer olgular. Bu siyasi tablo sadece Avusturya’ya da özgü değil. Macaristan, Polonya, Danimarka, Hollanda veya Fransa’da da aşırı sağ ya iktidarda, ya geliyor, yükselişte. Aşırı sağın Avrupa’da seçim zaferi, düşünmemiz gereken önemli bir olgu. Sadece anlamak için değil, yaşamımızı derinden etkileyecek sonuçları üzerine kafa yormak için de.

Avusturya’nın %50’si aşırı sağ değil; ama Hofer sadece görüşleri ile değil, siyasi geçmişi, çevresi ile de aşırı sağ kültürden geliyor. Avusturya’nın çirkin yüzünü, söylemi, düşünceleri ve siyasi programında görmek mümkün. Seçim kampanyasını yürüten danışman kadrosunun önemli bir bölümü Neo-Nazi geçmişi olan kişilerden oluşuyor. Kendisi de Neo-Nazi kültürünün derin olduğu gençlik hareketlerinde büyümüş.
Tabii “Nazi” deyince Avusturya topraklarının çocuğu Hitler geliyor hemen akla. Hitler olgusunu öne çıkaranlar bu ülkenin tarihi, kültürü ve siyasi yapısına haksızlık yapıyor. Buna rağmen bu seçimlerde Avusturya’da Avrupa’nın çirkin yüzünü görmemek mümkün değil.

Avusturya’da oturmuş siyasi kurumlar ve demokrasi kültürü ile Yeşil kökenli Cumhurbaşkanı Van der Belleni, derin yıkımların önüne geçer. Mesela kimse “seçilmiş” cumhurbaşkanının, aşırı sağdan da olsa, sistem sorunu olacağını düşünmüyor. Bizde öyle mi? “Seçilmiş” kelimesi enstrüman. “Seçilmiş” AKP Başkanı, Başbakanı bir el işareti ile alaşağı ediliyor. Ankara’daki “seçilmiş” cumhurbaşkanı sorunu Viyana’dan daha derin.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*