22 Ekim 2005’deki ‘hayır’ neden 2 Haziran 2016’da ‘evet’ oldu? (Oktay Yaman)

Soykırım terimi, 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda onaylanan “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nin 2. maddesinde tanımlanmıştır.
Buna göre “soykırım” şudur: “Ulusal, etnik, dini ve ırksal bir grubun, sırf bu grup mensubu olmaları nedeniyle, kısmen veya tamamen yok edilme kastıyla öldürülmeleri, ciddi bedensel ve ruhsal zarara uğratılmaları veya böyle bir grubun fiziki varlığının kısmen veya tamamen yok edeceği açıkça belli olan yaşama koşullarına tabi tutulmaları, grup içinde doğumları önleyecek tedbirlerin zorla uygulanması yahut bir grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakledilmesi.” Almanya Parlamentosu’nun, dünyadaki diğer 29 parlamento gibi, 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendiren tasarısının hukuki dayanağı yukarıdaki sözleşmedir.

Türkiye ise bu tanıma uyan eylemleri soykırım suçu olarak adlandırılmasını kabul etmekle birlikte, üzerinde hassasiyetle durulması gerekenin, bir grubun bu grup mensubu olmaları sebebiyle kısmen veya tamamen yok edilme “kastı” olduğunun altını çizerek, böyle bir kastın 1915 olaylarıyla ilgili mevcut olmadığı savunmasını yapmaktadır. Bir insan grubunun sırf o gruba ait olduğu için yok edilmesi ancak asırlarca önyargıların oluşturulması suretiyle mümkün olabileceğini söyleyen Türkiye, Ermenilerin Osmanlı topraklarında Türkler ve diğer farklı kimliklerle asırlardır barış içinde birlikte yaşadıklarına ısrarla vurgu yapıyor. Ankara, soykırım diyen çevrelerin ve Parlamentoların Osmanlı’nın Ermenileri toptan yok etme niyetini ortaya koyan “tek bir belge dahi bulamadıklarını” iddia ederken, Almanya gibi ülkeler ise kendi Dışişleri Bakanlığı belgelerini “doğruluğu tartışılamaz” olarak görüyor.

Türkler ve Ermenilerin kader birliği Türklerin Anadolu’ya ayak bastığı 11. yüzyıla dayanır. 19. yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık 750 yılı aşkın bir süreyle ikili ilişkiler karşılıklı güven esaslarına dayalı olarak gelişmiştir. Osmanlı’da “millet” adı altında örgütlenmelerine izin verilen Ermeniler kendi dini liderlerinin yönetiminde yaşamışlar, “sadık millet” olarak nitelendirildikleri için ise devlet bürokrasisinde paşa, bakan, büyükelçi, vali, savcı, yargıç olarak üst düzey görevlere getirilmişlerdir.

Ta ki Çarlık Rusya’sı, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin desteğiyle 1880 yılından itibaren kurulan Ermeni komitelerine kadar. 1887’de İsviçre’nin Cenevre şehrinde Hınçak ve 1890’da o dönem Rusya’ya bağlı Tiflis’de (Gürcistan) Taşnak Komitelerinin kurulmaları gibi. Her iki komitenin ortak hedefinin Osmanlı topraklarında Ermenilerin yaşadığı bölgeleri (Erzurum, Van, Çorum, Kayseri, Yozgat, Adana gibi) içeren bir Ermeni devleti kurulması olduğu artık bir sır değil. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlı Devleti’nin İhtilaf Devletleri’ne karşı savaşa girmesi komitelere fırsat doğurdu. Nihayetine 24 Nisan 1915 tarihinde (Ermeni soykırımı günü diye anılan gün) komiteler yasaklanarak 235 komiteci tutuklamıştır. Türkiye, 24 Nisan’ı “o günkü teröristlerin tutuklandığı tarih” olarak nitelendirmektedir.

Gelelim Almanya Federal Meclisi’nin 2 Haziran 2016 tarihinde sadece 1 ret ve 1 çekimser oya karşılık tüm partilerin ve vekillerin desteğiyle kabul ettiği ‘soykırım’ tasarısına. Ortak karar tasarısını Büyük koalisyonu oluşturan Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Yeşiller Partisi hazırladı. Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in girişimleriyle kabul edildi. Fakat gözden kaçan önemli bir ayrıntı var. O dönem muhalefete olan CDU/CSU Federal Parlamento Grubu 22 Ekim 2005 tarihinde 1915 olaylarına ilişkin olarak Parlamento’ya bir karar tasarısı sunmuştu. O dönem Almanya’yı yöneten Sosyal Demokrat/Yeşiller koalisyon hükümeti ise Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat çekerek ilgili tasarıyı kabul etmeyi reddetmişti.

Şimdi ise tüm partilerin mutabakatıyla “Jön Türkler hükümetinin askeri müttefiki Alman İmparatorluğu’nun da katliamlardan sorumluluğu olduğu” ifade edilerek sıkça ‘suç ortaklığı’ vurgusu yapıldı ve amacın Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesi olduğu belirtildi. Peki, bunlar neden 2005’de hedef olarak belirlenmedi? Senelerdir 1915 olaylarıyla ilgili savunmada kalan Ankara’yı ve dış politikası çökmüş AK Parti’nin beceriksizliklerini geçiyorum. Bana kalırsa Alman Meclis’inin ortak tasarı kararıyla Hıristiyan Birlik Partileri/Yeşiller Partisi’nin 2017 koalisyonu için temeli atıldı.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*