Avusturya Alevi İslam Toplumu Dedesi Hüseyin Akçay: Allah, Muharrem vesilesiyle bizi yeniden Kuran ve Ehl-i Beytle buluştursun

Muharrem ayının başladığı bugünlerde bütün İslam Alemi Kerbela’yı ve Hazreti Hüseyinle birlikte şehit olan Ehl-i Beyt’in acısını yaşıyor. Zaman Avusturya olarak Muharrem’in, Kerbela’nın ve ehl-i beyt acısını nasıl anlaşılması gerektiğini, bu yolu hakkıyla yaşayan muhterem isimlerden biriyle, Avusturya Alevi İslam Federasyonu Dedesi Hüseyin Akçay ile konuştuk. Bütün sohbetini Kuran, Hazret-i Peygamber ve Ehl-i Beyt etrafında örgüleyen Hüseyin Akçay Dede, ehli beyt ve Kerbela anlaşılmadan Hazreti Peygamberin de Kuran’ın da anlaşılamayacağını ifade ediyor.

Alevi İslam Federasyonun Tirol teşkilatlarında irşad hizmetleri veren ve aynı zamanda Bora Dede olarak anılan Akçay, Hazreti Peygamberin emanet bıraktığı en önemli iki şeyin Kuran ve Ehl-i Beyt olduğunun altını çiziyor. Kendisi de aslen seyit olan Hüseyin Akçay Dede, ayeti kerimelere atıfta bulanarak Kuran’ı Kerim’i referans aldıklarının altını çiziyor. Hüseyin Akçay Dede ile yaptığımız söyleşiyi kelimelerine bile dokunmadan aktarıyoruz. Muharremin bir yas olduğunu hatırlatan Akçay Dede şu ifadeleri kullanıyor:

Muharrem her yerde yas ve bir katliam olarak anılır. Ehli Beyt aşıkları, Muhammed, Ali yolunun talipleri haksız yere şehit edilenlerinlerin anısına Muharrem boyunca göz yaşı dökerler ve bu aşıklar dünya var oldukça da o günü anmaya devam edeceklerdir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de Ahzab Suresi’nin otuzüçüncü ayetinde Cenab-ı Hak, kendi Resulüne der ki “Ey Muhammed seni ve ehl-i beytini bütün kirlerden uzak tutup tertemiz kılmak istedik”. Kimdir, ehl-i beyt? O gün ayeti kerimenin indiği an itibariyle, kendisiyle birlikte beş kişi. Fatımatu-zehra, torunları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin. Onlara olan sevgisine binaen Cenab-ı Rabbül Alemin’e yalvarır ve der ki: Ey Rabbim, ben bunları seviyorum, sen de bunlara rahmet ile muamele buyur.
Ehl-i Beyt denilince gene referansımız Kuran’dır bizim. Bu bağlamda gene Şura Suresi’nin yirmiüçüncü ayetinde de mealen şöyle buyurulur: “Ey Muhammed, ümmetine de ki, bu peygamberlik vazifesi için sizden yakınlarımı, yani ehl-i beytimi sevmenizden başka hiçbir şey istemiyorum.” Resul-i Ekrem’in ümmetinden istediği bu. Peki Kerbela’da ne oluyor? Kerbela’da tam tersi oluyor. Ne Kuran’ın hükmü dinleniyor, ne Hazret-i Resuli Ekrem’in ”bunlar benim ehl-i beytimdir, bunların ikisi cennet seyyidesidir, Kuran ile Ehl-i Beyt birbirinden ayrılmaz”. Kerbela’da yapılan bu hükmün tam aksidir. Seyit ve seyideler bir bir şehit ediliyor. Ehl-i Beyt’in geride kalanları, çıplak şekilde develerin sırtında diyar diyar teşhir ediliyor. O zaman Hazret-i Zeynep, ”Yezit’in karşısına beni çıkarın” diyor ve Yezit’in karşısına çıkarak haykırıyor: Ey Yezit, sen hiç büyüklerden, babandan duymadın mı? Bunlar cennet seyidesidir. Bunlar Hazret-i Peygamberin size bıraktığı iki emanetten biridir. Hazreti Peygamber şunu demedi mi size? Kuran’ıma kalem katmayın, yanlış yorumlamayın ve ehli beytime sahip çıkın. Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer ve ona tutulan cennet havzasında benimle buluşur.

İşte biz o günden bu güne İslam’ı ve Kuran’ı ehl-i beytin yorumuyla yorumlarız. Ehl-i Beyt’e bağlanan, yani Hazreti Peygambere bağlanan, onun vasi ve vasilerine bağlanan bendeler vardır ki bunlar bende-i ali babadır. Bir de bunların dışında çıkarı için İslam’ı kullananlar vardır. Çünkü görüyoruz ki İslam kelimesini de bırakıp müslüman kelimesine sarıldılar. Müslüman kelimesi ifade yerindeyse İslam kelimesine nazaran “nispen imanlı” demektir. Bu şeriat kapısında kalanların tarifidir. Biz ise tarikat kapısından girenleriz. Neden? Bunu ben söylemiyorum. Bunu Kuran hükmü söylüyor. Kuran hükmünde diyor ki: Ey Muhammed, o seninle el tutuşanlar var ya! Onlar aslında Allah ile biatlaşanlardır. Allah’ın eli, onların elinin üzerinedir. Kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur, kim ahdinde durursa Allah onları büyük bir mükafatla mükafatlandırır. İşte o el tutmalar biz de minhac ayetidir ki bu minhac ayetleri ışık veren, el gösteren ve en nihayetinde cennete yönlendiren ayetlerdir. Biz bu çizgiye tarikat yolu diyoruz. O ayet bizim için kutsaldır ve onun ismi bizim için ikrardır. Allah’a söz verenler, biat edenler ikrar edenlerdir. İkrar Türkçe’de söz vermektir. Bizde, ”inanmıyorsan ikrar verme” derler. İnanır ve ikrar verirsen ölme pahasına da olsa sözünden dönmeyeceksin. İşte Kerbela’da şehit edilen yetmiş iki kişi, Hazreti Hüseyin ile yetmiş üç kişi, ikrar vermenin kendi serinden daha kutsal olduğunu bildiler. Biz Yezid’e, Yezid gibi İslam’ı bilmeyene, çıkarı için kullanana ve onlara ibret olsun diye serimizi veririz ama bu gerçek, bu hakikat dünya var oldukça devam edecektir. Bu yüzden tüm İslam alemine ve tüm insanlığa bu bir ibretttir. İnsanlar bundan ders alsın ve yanlışlarından dönsün. Hırsı için, çıkarı için İslam’ı kullanmasın. Bu münasebetle diyorum ki Allah Muharrem’in hürmetine iyilerin, doğruların, doğru yolda gidenlerin yardımcısı olsun. Bizi Kuran’dan ve ehl-i beytin yolundan, Hak-Muhammed-Ali erkanından ayırmasın. Allah Muharrem’deki cümle dua, ibadet ve hizmetlerimizi kabul buyursun.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*