Claudia Roth: Türkiye Erdoğan demek değil

Türkiye özel oturumunda konuşan Roth, Cumhuriyet ve Zaman gazetelerine, Nokta dergisine, İpek-Koza grubuna yapılanları eleştirerek demokrasi isteyen tüm gazetecilerin ve muhaliflerin yanında olmaya devam edeceklerini söyledi. Roth, “Erdoğan’a ve Türk hükümetine yaptığımız eleştirilerimizde Türk karşıtlığı yapmıyor, kin gütmüyoruz. Çünkü Erdoğan demek Türkiye demek değil.” dedi.
Almanya Parlamentosu Başkan vekili ve Yeşiller Partisi Federal Meclis milletvekili Claudia Roth, “Türkiye’de hak devre dışı bırakılıyor, özgürlükler ihlal ediliyor, demokrasi sistematik biçimde parçalanıyor. Özgür ve objektif haberler yayınlayıp AKP rejiminin karanlık odalarını bu şekilde aydınlatanlar korku ve tehlike içinde yaşıyorlar. Ama biz hiçbir gazeteciyi unutmayacağız.” dedi. Yeşiller Partisi’nin başvurusuyla Federal Meclis Türkiye özel oturumu gerçekleştirildi.

Roth, “Basın özgürlüğü bilgilerin, fikirlerin, gerçeğin araştırılarak sansürsüz biçimde yayınlanmasıdır, karanlığa ışığın sokulmasıdır ve hükümeti kontrol etmeyi imkân kılan bir haktır. Mevzubahis olan demokrasinin temel katığıdır. Bu hürriyetlerin korunması ve savunulması gerekir, hatta evrensel bir hak olarak.” dedi.

Türkiye’deki ihlallerin dile getirilmesinin Türk karşıtlığı olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizen Roth, “Erdoğan’a ve Türk hükümetine yaptığımız eleştirilerimizde Türk karşıtlığı yapmıyor, kin gütmüyoruz. Eleştiri demek tüm kapıları da kapatın demek değil. Çünkü Erdoğan demek Türkiye demek değil.” şeklinde konuştu.

Roth şöyle devam etti: “Söz konusu olan demokratik bir Türkiye, Avrupalı bir Türkiye isteyen, İslamcı bir Türkiye istemediği için Anayasa değişikliği istemeyen güçlerin desteklenmesidir. Maalesef tam da bu insanlarda Almanya’nın ve Avrupa’nın kendilerini yalnız bıraktığı izlenimleri oluştu. Bu nedenle Türkiye’de yapılanları unutmayın ve bu insanları da yalnız bırakmayın. Bu yüzden de bizler kendilerini yarı yolda bırakmayacağız, onları satmayacağız.”

ZAMAN’A YAPILANLARI DA SIRALADI VE “HİÇBİR GAZETECİYİ UNUTMAYACAĞIZ” DEDİ

Oturumda konuşan birçok vekilin aksine Can Dündar’a yapılanların yanı sıra Zaman gazetesine yönelik zorbalıkları da zikreden Federal Meclis Başkan vekili Roth, “Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanan Can Dündar ve Erdem Gül’ü şimdi ise sözde ajanlık ve terör örgütüne yardım suçlamalarıyla ağır cezalar bekliyor.

Nokta dergisinden Cevheri Güven ve Murat Çapan sözde darbe suçlamasıyla yargılanıyor. Bunları unutmayacağız. En yüksek tiraja sahip Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Abdülhamit Bilici’ye terörü destekleme suçlamasında bulunuluyor. Kendisinin redaksiyonu basıldı gazetesi ise zorla kayyıma devredildi. Aynı Bugün gazetesi ve Kanaltürk televizyonu kapatılan Koza-İpek medya holdinge yapıldığı gibi.” dedi.

Roth, “Şu anda devam eden sistematik kriminalize edilmeler artık sadece yurtiçinde veya yurtdışındaki Türk gazetecilere yapılmıyor, gittikçe daha fazla yabancı gazeteciye de aynısı uygulanıyor. 2000 kişi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından açılan davalarda sözde hakaret gerekçesiyle yargılanıyor. Bu insanlar yapılanların sessizce sineye çekilmesini istemiyorlar, bilakis bizim yüksek sesli eleştirilerimize ihtiyaçları var ve öncellikle de belirgin biçimde yapmamız gereken yardımlarımıza.

Bizleri milyonlarca mülteciyi teslim ettiğimiz ülke hakkında gelecekte kimler bilgilendirecek yoksa sığınmacı kamplarında parlatılan siyasi şovlar bizim için yeterli mi olacak.” tepkisinde bulundu. “Kutuplaştıran, toplumu bölen, insanları kriminalize eden, hakaret eden bir otokratın kendisi sığınmacılar için kaçış yolları açıyor ve uzun zamandır Türkiye’nin ekonomik gelişmesine ciddi zararlar veriyor. Tüm bunlar bizim çıkarımıza olamaz.” dedi.

ARCHIV – Erika Steinbach, Sprecherin für Menschenrechte und humanitäre Hilfe der CDU/CSU-Bundestagsfraktion, aufgenommen am 06.05.2015 während der ARD-Talksendung „Anne Will“ zum Thema: „70 Jahre nach der Befreiung – Müssen wir Russland heute noch dankbar sein?“ in den Studios Berlin-Adlershof. Foto: Karlheinz Schindler/dpa (zu dpa/lhe „Steinbach-Tweet zu Schmidts Tod sorgt für Empörung“ vom 11.11.2015) +++

CDU’LU ERIKA STEINBACH: GAZETECİLERE KARŞI KIŞKIRTMALARI KABUL EDEMEYİZ

Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Federal Meclis milletvekili Erika Steinbach ise konuşmasında “AB’nin yıllardır yayınladığı İlerleme Raporları bize Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün adım adım kısıtlandığını gösteriyor. Medyaya, sevilmeyen vatandaşlara, Kürtlere karşı gittikçe fazlalaşan saldırgan tutumlar endişe verici gelişmelerdir. Bunları kabullenemeyiz.” dedi. Steinbach, “Basın özgürlüğünde 180 ülke arasından 151’inci sırada olmak Türkiye için rezalettir. Türkiye bir AB üyesi adayı olduğu için bu durum bizi ilgilendirmez diyemeyiz. Bunu sürekli olarak da konuşacağız.” dedi.

Açıklamalarının devamında “Hükümet yanlıları tarafından redaksiyonlar basılıyor. Eleştirel medya, baskınları hesaplamak zorunda bırakılıyor, muhalif gazeteciler tutuklanıyor ve insanlar acımasızca gerek açıktan gerekse gizlice eziyete maruz kalıyor. Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığının başı ise saldırgan söylemlerle gazetecilere karşı kışkırtmalarda bulunuyor.” diyen Steinbach, “Mart ayının başında savcılık en büyük muhalif gazete olan Zaman’ı zorla kayyım denetimine aldı daha sonra ise Cihan Haber Ajansı’nı devraldı.

Can Dündar’a açılan davaya da Erdoğan bizzat müdahil oldu. Bununla basın özgürlüğüne nasıl bakıldığını ortaya koydu. Artık Alman ve yabancı gazetecilere de giriş yasağı uygulanıyor.” hatırlatmasında bulundu. Steinbach, “Tüm diktatör rejimlerle müzakere içinde olmalıyız, fakat bunu yaparken kendi değerlerimizi gemiden aşağı atamayız.” dedi.

SIĞINMACI İŞBİRLİĞİNİN ZORA GİRDİĞİ İFADE EDİLDİ

Sosyal Demokrat Partili (SPD) Alman-Türk Parlamentoları Dostluk Grubu Başkanı Michelle Müntefering yaptığı açıklamasında “Basın ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarını endişeyle izliyoruz. Endişelerimiz ise çok somut. Gazetelere baskınlar, internet sayfalarının kapatılması, bilim insanlarının hapislere atılmaları, müdahaleler ve uygulanan ülkeye giriş yasakları. Artık bu yasaklar Alman gazetecilere de isabet ediyor.” diyerek “Erdoğan’ın kişisel reaksiyonlarının Türkiye’yle sığınmacı işbirliğini de zorlaştığını” kaydetti. Müntefering, “Basın ve ifade özgürlüğü Alman değeri değildir, Türk değeri değildir, gelişen uluslararası evrensel değerlerdir. Bunları her zaman talep etmeli, müdafaa ederek de korumalıyız.” dedi.

SPD milletvekili Martin Dörmann da “Gazetecilerin baskı altına alınmaları karşısında özgür haberciliğin korunması için sesimizi yükseltmeliyiz. Türkiye’de yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter politikalarından dolayı olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Türkiye uluslararası kuruluşları, giriş yasağıyla, davalarla ve internetteki nefret kampanyalarıyla baskı altına alıyor.” dedi.

“AB ÜYELİĞİ OLMAZ, 10 YILLIK DEMOKRASİ SÜRECİ HEBA EDİLDİ”

CDU milletvekili Elisabeth Motschmann ise “Türkiye’de basın özgürlüğü yerlerde sürünüyor. Bu durum bizi 3 açıdan endişelendiriyor. Bir: Türkiye NATO üyesi; iki: kendileri AB’ye üye olmak istiyor. Üç: Türkiye stratejik nedenlerden dolayı önemli bir ülke. Fakat basın özgürlüğü olmadan AB üyeliği olmaz. Bu kesinlikle tartışma götürmeyen bir gerçek.” dedi.

SPD’li vekil Dorothee Schlegel konuşmasında “Bugünkü Türkiye’de düşüncenin hürriyetinin bile tehdit altında olduğunu görüyoruz. Basın ve ifade özgürlüğünün berbat vaziyetini izliyoruz. Maalesef 10 yıllık demokrasi süreci heba edildi.” tespitinde bulundu.

Alman hükümetine çağrıda bulunan Sol Parti (Die Linke) milletvekili Dietmar Barsch, hak ve hukuk ihlalleri karşısında “açık ifadeler kullanılmasını” talep etti. Barsch, “Bahsi geçen mevzu bu ülkenin ve Avrupa’nın değerleriyle alakalıdır.” dedi.

CDU adına konuşan Andreas Nick, “Türkiye’nin dostu olarak yaşanan gelişmeleri gittikçe artan endişeyle takip ediyoruz. İfade ve basın hürriyeti kısıtlamalarını tabi ki kabul edemeyiz.” dedi.

Yeşiller Partisi milletvekili Katrin Göring-Eckhardt, “Erdoğan kendisini devlet yerine koyuyor, ‘devlet benim’ sloganıyla hareket ediyor.” eleştirisinde bulundu. “Kendisini hükümdar olarak görenlerin çabuk incinerek her eleştiride suç işlendiğini iddia ettiklerini” anlatan vekil, “Biz demokratlar için bu durum katlanılmaz.” dedi.

Hıristiyan Demokrat Sosyal Birlik Partili (CSU) vekil Hans-Peter Uhl ise Türkiye’nin iç işlerine karışıldığını ileri sürerek özel oturum yapılmasını eleştirdi. Erdoğan’ın yüzde 52 oyla seçildiğine dikkat çeken Uhl, yine de “Erdoğan’ın mülteci politikalarıyla zarar vereceğini” söyledi. CDU milletvekili Matern von Marschall da oturumu eleştirerek “muhalefetteki tüm solcuların Türkiye’deki kutuplaşmaları ülkeye taşıdıklarını” savundu.

SEVİM DAĞDELEN’DEN AĞIR SUÇLAMALAR

Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen Türkiye’deki iktidar hükümetine “katil eşkıyalar” dedi ve aynı ifadeyi terör örgütü IŞİD için de kullandı. Hükümetin IŞİD’e silah gönderdiğini savundu.

OKTAY YAMAN BERLİN

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*