Oktay Yaman’dan kapsamlı bir analiz: NATO Türkiye’nin arkasında mı?

8-9 Temmuz 2016’da hükümet ve devlet başkanlarının katılımlarıyla Varşova’da düzenlenen NATO zirvesinin ana gündemi Rusya’yla ilişkiler idi, diğer önemli konular ise sırasıyla terör örgütü IŞİD’le mücadele ve Büyük Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılma (Brexit) kararı oldu.
Zirveden bir gün önce hükümet açıklamasında bulunan AB’nin ana kaptanlarından Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel, Rusya’ya karşı caydırıcılık ve diyalogdan oluşan çifte strateji yürütüleceğini duyurmuştu. Her ne kadar caydırıcılık stratejisini “Rusya’ya diyalog için uzattığımız el hâlâ uzatılmış vaziyette ve bu şekilde de kalacak.” cümlesiyle yumuşatmaya çalışsa da, hem Rusya’dan hem de İngiltere’den kaynaklanan sebeplerden ötürü oluşan krizin derinliği bilinenden de fazla.

Neden? Madde madde sıralayalım:

1-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde daimi üye olan 5 ülkenin aldığı tüm kararların diğer tüm ülkeler için bağlayıcılığı bulunuyor. BM’nin bunun dışındaki kurumlarındaki kararlarının ise bağlayıcılığı yok. Kim bu üyeler: ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin. AB’yi temsil eden İngiltere-Fransa ikilisi olsa da aralarında tarihi nedenlerden de ötürü çıkar anlaşmazlıkları var. AB’nin en güçlü kanadı olan ‘kuzey blokunun’ en güçlü iki temsilcisi ise Almanya ve İngiltere. Olası Brexitle başta Berlin olmak üzere AB zayıflamış olacak. Berlin ayrıca, ilgili konseye dâhil olmak için girişimlerini arttıracak.

2-AB’nin ortak dış ve güvenlik politikaları ağırlıklı olarak Berlin-Londra ortaklığıyla yürütülüyor. Tabiri yerindeyse bu alanlar iki beyin ile yönetilse de askeri teçhizat ve asker gücü/deneyimi bakımından İngiltere AB’nin ordusudur. Bu güç şimdi kaybedilecek. Daha modern uçaklara, güçlü askeri birliklere, istihbarat ağı ile yüksek kalifiye elemanlara sahip Londra, Berlin-Paris ikilisinden daha güçlü bir yapıya sahip. Dahası örneğin ABD olmadan İngiltere merkezli “Atlanta” misyonuyla AB, Somali ve Afrika kıyılarındaki insan kaçakçılarıyla mücadele ederek güç gösterisinde bulunuyordu. İngiltere birlikten ayrılınca artık bir boşluk oluşacak. Berlin’in beklentisi bu boşluğu NATO’nun doldurması olacak.

3*Kırım’ın işgali (2014), doğu Ukrayna’ya müdahaleler ve Suriye misyonu (2015) Rusya’yı tehdit faktörü haline getirdi. Moskova’nın doğu Avrupa’daki faaliyetleri özellikle Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri tarafından endişeyle karşılanıyor. Rusların sadece sınıra yığdıkları asker sayısı Baltık ülkelerindeki orduların tamamının asker sayısından fazla. Merkel, NATO kapsamında konuşlandırılan füze savunma sistemlerinin Moskova’ya karşı değil de İran’a karşı yapıldığını söylese de herkes Rusya tehdidinin farkında. Çek Cumhuriyeti’nde ABD ordu birlikleri bulunuyor, Baltık ülkelerine gönderilecek NATO askerlerinin yanı sıra Alman ordusu da Litvanya’ya askerlerini takviye edecek. Polonya’ya da destek verilecek. Dahası NATO üyesi olmayan Finlandiya hava sahasının Rusya tarafından ihlal edilmesi azalsa da endişeler devam ediyor. Yani AB ve Transatlantik Paktı diken üstünde.

4-Ukrayna krizinin ve Suriye’deki savaşın ve IŞİD’le mücadelenin Rusya olmadan çözülemeyeceği ve bitmeyeceği açık açık söyleniyor. Ortadoğu’da değişen güç dengelerinde Moskova Ankara’dan farklı olarak etken bir güç olarak yer aldığı için kendiyle işbirliği yapılmak zorunda. Aynı durum Rusya için de geçerli. BM daimi üyeliği ise unutulmamalı.

Gelelim başlıktaki soruya. Merkel’in (yani AB’nin) Rusya’ya uyguladığı caydırıcılık ve diyalogdan oluşan çifte stratejisinin benzeri Ankara’ya da uygulandı. Caydırıcılık neydi? Bir saldırganlığı önlenmek için alınan tedbir ve kararından vazgeçirme. Hangi kısmı alınırsa alınsın sonuç değişmez. Demek istediğim şu: Ankara’ya Suriye konusunda geri adım attırıldı. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan Varşova ziyareti öncesi ne demişti: “Bir ülkenin (Suriye) haritadan silinmesini kabul edemeyiz.” Bu sözün açılımı şu: Geri adım attık. Bunu dedirten kim? İşte bu çifte strateji. Yakın zamanda Beşar Esad’la bir araya gelinirse de şaşırılmamalı. Yakın zamanda daha büyük u-dönüşler yapılması kuvvetle muhtemel. Hâsılı, dış politikadaki rahatsızlık verici tüm fiyaskolara, içteki tüm hukuk ihlallerine rağmen batının diyalog kapısını kapatmamasının ana nedeni IŞİD’le mücadele. Bu nedenle NATO artık Türkiye’nin arkasında. Ama bugün.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*