Sizin de kökleri Türkçe, dalları çokdilli ağaçlarınız olsun!

Çocuk yetiştirmek meyve yetiştirmek gibi. Zamanında aşısını, bakımını yapmaz; ihtiyaç duyduğu ölçüde suyunu, ışığını, toprağını vermezseniz, meyvesini toplayamaz, toplasanız da yiyemezsiniz.

İyi bir meyve yetiştiricisi iseniz, tam aksine, bir fidandan türlü meyveler toplayabilirsiniz. Türk toplumunun böyle meyve yetiştiricilerine ihtiyacı var.

Bahçenize diktiğiniz bir meyve fidanı aşılı değilse büyüyünce yabanileşir ve iyi meyve vermez. Fidanın büyüyüp ağaç olduğunda yenebilir meyveler elde etmek istiyorsanız, bütün meyve yetiştiricileri gibi yapmanız gereken o fidanı aşılatmak.

Birbirinden değişik aşı çeşitleri var: Göz aşısı, yarma aşı, kakma aşı bunlardan sadece birkaçı. Önemli olan aşının zamanı, kalitesi ve bakımı. Göz aşısı yapacaksanız, fidanın çapı 2,5 cm’i geçmeyecek, aşı için kullanılacak kalem taze olacak, aşı yeri macunla kapatılacak, böylece hava almayacak, su almayacak..

Bu şekilde örneğin iyi cins bir erik ağacı yetiştirmek mümkün. Sadece erik mi? Aşılama yöntemi ile bir erik ağacından aynı zamanda, kayısı, şeftali, kiraz, vişne toplamanız, rengârenk çiçekler açan bir ağaca sahip olmanız mümkün.

Türkiye Muharip Gaziler Derneği’nin Hatay’daki şubesi de öyle yapmış. Dernek üyeleri, Hatay’daki etnik ve kültürel çeşitliliği ve aralarındaki kardeşliği yansıtmak için derneğin avlusuna diktikleri fidandan aşılama sayesinde beş ayrı meyve kazanmış. Dernek üyeleri aynı kökten turunç, portakal, limon, greyfurt ve ağaç kavunu elde etmiş. Hiç biri GDO’lu değil, portakal portakal tadında, limon da limon.

Dernek üyeleri ağaçlarına ‘Milli Ağaç’ ismini koymuş. ABD’li sanat profesörü Sam van Haken’in ağacı ise tam bir ‘Aşure Ağacı’. Haken’in 40 farklı meyve veren ağacı dört mevsim pembe ve morun tüm tonları ile etrafına ışık saçıyor.

Meyve yetiştiricilerinin dikkat etmesi gereken başka önemli ayrıntılar da var. Elinizdeki elma fidanı yabani ise sadece elma aşısı yapabilirsiniz. Aynı kökten birden fazla meyve cinsi toplamak istiyorsanız, her cinsin ihtiyaç duyduğu toprağı, gübreyi, iklimi çeşitli yöntemlerle sağlamak zorundasınız.

ALMANYALI TÜRKLER MEYVE YETİŞTİRİCİLİĞİNDE NEREDE?

Almanya’da yaşayan Türk anne-babaların meyve yetiştiricilerinden öğreneceği çok şey var. Çünkü onlar Alman toprağında fidan yetiştiriyorlar. Bu fidanın anadili ile aşılı olması gerekiyor.

Aksi takdirde ne kendi meyvesi tat verecek ne de Almanca meyve verebilecek. Bu meyvenin tadına ne Türkler ne de Almanlar bakacak. GDO’lu salatalık gibi buzdolabında çürüyüp gidecek.

Uzmanların açıklamalarına bakılırsa çocuklarımızın aşılı olması için onlarla üç yaşına kadar sadece Türkçe konuşmak gerekiyor. Elimizde aşılı bir fidan varsa artık ona başka meyvelerin aşısını yapabiliriz.

Böylelikle Türk’ün de, Alman’ın da saygı duyduğu, okutmak, istihdam etmek için can attığı, bilgi, kültür ve görgüsüyle etrafına ışık saçan bireyler yetiştirmek mümkün.

Meyve yetiştiricilerinin en temel şart olarak gördükleri bu kuralı göz ardı edenler hala hem Alman toplumunda hem de Türk toplumunda çoğunluğu oluşturuyor. Alman toplumundan yükselen ‘İlk önce Almanca öğrensinler, evde de Almanca konuşsunlar’ söylemi ile Türk toplumundan yükselen ‘Almancayı iyi öğrensin de..’ söylemi çocukların üzerinde kırağı etkisi bırakıyor.

BİR DİLDE SAĞLAM OLAN ÇOCUK, İKİNCİ BİR DİLDE HİÇ SORUN ÇEKMİYOR

Berlin Sağlık Müsteşarı Emine Demirbüken-Wegner, bu gibi söylemlere her zaman karşı olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “ Anadilini öğrenen bir çocuk, ikinci bir dili çok daha rahatlıkla öğrenebiliyor. Çocuk doğduğu andan itibaren onunla Türkçe konuşulması gerekir.

Çocuk zaten anaokuluna başladığında o kadar hızlı öğreniyor ki! Eğer bir dil çocukta yerleşik ise, ikinci bir dili çok rahat ve kısa bir süre içinde öğreniyor. Bir dilde sağlam olan çocuk, ikinci bir dilde hiç sorun çekmiyor. “

Eğitimci Abdurrahman Er, bu aşının verilmesinde en iyi yöntemin evde kitap okumak ve okutmak olduğunu söylüyor. Ancak Almanya’da fidan olarak çocuk yetiştiren anne-babaların görevi sadece anadilini aşılamakla bitmiyor. Çocuklar bu aşıyı alsalar da ilkokulla birlikte Almanca meyvesinin olgunlaşması için her türlü iklim ve zemin şartlarına sahip oluyorlar.

Bunun için gerekli yağmuru, güneşi, toprağı, gübreyi, ilacı, mineralleri, bakımını yapacak bahçıvanı buluyorlar. Aynısı Türkçe meyvesi için geçerli değil. Demirbüken-Wegner’in dediği gibi: “Çocuklar Almancayı bir şekilde öğrendiler, şimdi dördüncü nesildeyiz. Evet, Almancaları iyi, ama bir şeyler yarı yolda kaldı. Yarı yolda kalan dilimiz oldu.”

‘ÇOKMEYVELİ’ AĞAÇLAR İÇİN BİLİNÇLİ BAHÇIVANLARA İHTİYAÇ VAR

Bu yüzden bugün kökü Türkçe, gövdesi Türkçe olan birçok fidanın Almanca dalları kalın ve gür iken Türkçe dalları zayıf, kuru ve dayanıksız. Eğitimci Abdurrahman Er’e göre okuyup yazmanın, ipin ucunu yakalamanın yeri ilkokul. Çocuklarımızın mesleği de okumak, okula gitmek.

Peki kaçı ellerine her gün aldıkları okul eşyalarını Türkçe ismiyle istediğimizde bize getirebilecek durumda? Mesela bir pergeli, gönyeyi, cetveli, kalemtıraşı, zımbayı, delgeçi, tebeşiri,..? Kaç çocuğumuz üçgen, dikdörtgen, yamuk dediğimizde çizebilecek durumda?

Türkçe dalların da göğermesi, tomurcuk vermesi, meyveye durması için gerekli suyu evde vermek, toprak müsait değilse gerekli gübreyi, ilacı temin etmek, yağmur okuldaysa yağdırana kadar siyasi ve hukuki bütün kapıları aşındırmak, güneş Türkiye’de ise açtırana kadar mekik dokumak gerekiyor.

Berlin Türk Cemaati (TGB) Başkanı Bekir Yılmaz’a göre taşıma su ile değirmen dönmüyor. Dönmesi için de toplumsal hareket şart. Toplumu harekete geçirmek için de usanmadan uyarmak gerekiyor ki, Nasreddin Hoca’nın fillerle yaşadığı imtihanı yaşamayalım. Sarayın kapısında arkamızı döndüğümüzde yalnız kaldığımızı görmeyelim.

ESAT SEMİZ

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*