Türkçenin geleceği bilinçli ve aktif bir topluma bağlı

Türkçenin Avusturya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki eğitim sisteminin geleceği bilinçli ve aktif bir topluma bağlı. Avrupalı Türklerin her iki dile de eşit derecede değer veren Rus toplumundan öğreneceği çok şey var. Şayet iki dilde eğitim veren anaokulları ve okullar açılır, yabancı dil olarak Türkçe dersi de yaygınlaşırsa Türk toplumu büyük bir mesafe kat edecek.

Dört üniversite, iki araştırma merkezi, iki dil merkezi ve aşılması zor bir çikolata dağı… Sempozyumun konusu, Alman Eğitim Sisteminde Çok Dilliliğin Geleceği. Merkezinde ise iki önemli göçmen dili var: Türkçe ve Rusça.

Özellikle birçok konuda olduğu gibi anadili ile ilgili çalışmalarda da gündemi epey geriden takip eden Türk toplumu açısından büyük önem taşıyan bu konu, 300 kadar çok dillilik uzmanının ilgisini çekmiş. Katılımcılar sempozyumda belki yüzüncü kez aynı tespitle karşı karşıya.
Tespit genel hatlarıyla şöyle: Almanyalı Türkler, her yeni nesille birlikte kendi anadilinden kaybediyor. Bunun önüne geçmek için gerekli olan en büyük önlem, Türkçenin Alman eğitim sisteminde eşitlikçi bir anlayışla yer bulması ve okullarda verilen dersin buna uygun olarak belli bir yapıya kavuşması. Bu konuda kat edilecek yol sadece uzun ve ince değil, aynı zamanda dolambaçlı.

Sempozyumda önemli isimler var. Kanada’dan Prof. Dr. Jim Cummins, Almanya’dan Prof. Dr. Hans Reich, Prof. Dr. Christoph Schroeder, Fransa’dan Prof. Dr. Mehmet Ali Akıncı bu isimlerin sadece birkaçı. Genel Dil Bilimi Merkezi (ZAS) ve Rus ağırlıklı çalışanları sempozyumun entelektüel yükünü üstlenmiş görünüyor.

POLİTİKACILARDAN YANKI GELMEMESİ BÜYÜK BİR AYIP

En büyük eksik Prof. Dr. Reich’in anlattığına göre politikacıların yokluğu. Reich’a göre politikacılardaki bu yankısızlık hali Alman siyaseti için büyük bir ayıp ve şaşırtıcı da değil. Birinci gün sempozyuma katılan Federal Hükümet’in Entegrasyon Sorumlusu Aydan Özoğuz’un konuşması da o kadar çalkantısız geçmiş olmalı ki Reich memnun değil: “Bunlar benim bildiğim olgular ve sebeplerini de bildiğime inanıyorum.”

Çikolata dağının yükseldiği Büyükelçilikten bir yetkilinin dediğine bakılırsa Reich sinirlenmekte haklı. Federal Meclis’teki eğitim uzmanı politikacıların tamamı, hükümet partilerine üye olanlar da dâhil olmak üzere bu tatlı davete icabet etmemiş. Aynı şekilde davet edilen Berlin Eğitim Senatörü tümüyle görmezden gelmiş, teşekkür eden bir ret cevabını bile çok görmüş. Etme bulma dünyası!

Bununla birlikte Reich ümitli. Özellikle köken dili dersi didaktiğinin gelişmesine sevinen emekli öğretim görevlisi, “Burada bir şeyler başlamış, bunun üzerine bina edebiliriz” diyor. İki gün süren sempozyumda düzenlenen altı çalıştayda boy gösteren yeni nesil dilbilimciler bunu doğruluyor.
Ne var ki bu gelişme uzun vadede sevindirici bir gelişme. Sebebi ise Türkçenin imajının pek yükselmemesi, Türkçe öğretmeni yetiştirmenin kolaylaşacak yerde zorlaşması, Türkçe dersinin öğleden önce ve nota tabi olarak verilmesi, Türkçenin yabancı dil olarak, Abitur dersi olarak yaygınlaşamaması, okulların ve toplumun buna açık olmaması, Türk anne-babaların bilinçli hareket etmesi için gerekli çalışmaların yetmemesi şeklinde uzayıp giden ihmal ve ihlallerde gizli.

BİLİM İNSANLARI ACİLEN MÜDAHİL OLMALI

Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Almut Küppers’e göre dil bilimcilerin çok dillilik konusunda araştırmalar yürütmenin yanı sıra bu sorunların çözümünde de aktif olması gerekiyor. Zaman’a konuşan Küppers şöyle diyor: “Bu çok acil bir mesele. Biz bilim insanları dil öğrenimi hakkında çok şey biliyoruz. Genel tartışmaya da daha güçlü bir şekilde burnumuzu sokmalı, anne-babaların, okulların, siyasilerin çok dilliliğe nasıl yaklaşması gerektiği konusunda daha fazla yol gösterip daha fazla tembihte bulunmalı, onlara danışmanlık etmeliyiz. Elde ettiğimiz bilgilerle dışarı çıkmalı, diğer toplumsal örgütlenmelerle diyalog içinde olmalıyız.” Küppers, Türkiye’de iş yapan 5 bin 500 Alman firmasının varlığına dikkat çekiyor ve çok dilliliğin ekonomide ihtiyaç duyulan bir ek vasıf olarak değer gördüğünü ifade ediyor.

ÇOK DİLLİLİĞE YATIRIM VE DİSİPLİNLERARASI ALIŞVERİŞ AZ

Ancak bilim insanlarının da dertli olduğu noktalar var. Zaman’a konuşan Humboldt Üniversitesinden Anka Bergmann’a göre bilim insanları henüz doğru çözümleri bulmadılar ki, sıra toplumun takdirini değiştirmeye gelsin. Dr. Natalia Gagarina’ya göre de tek dil öğrenme hakkında bilgi çok. Çok dillilik için ise aynısını söylemek mümkün değil. Denek sayısı az, araştırmaların içeriği güçlü değil; pedagoglar, psikologlar, eğitim araştırmacıları, eğitim bilimciler arasında bilgi alışverişi az. Çok dillilik yeni bir kavram olarak her yerde boy gösterse de sosyologlar ağırlık konusu olarak benimsemiyor, çocuk doktorları bulgularını değerlendirmiyor, paylaşmıyor.

ÇÖZÜM YABANCI DİL OLARAK TÜRKÇE DERSİNİN YAYGINLAŞMASINDA

Göçmen dilleri, çok dillilik üzerinden bu şekilde topluma mal olmayınca takdir de görmüyor ve nihayet iki dillilik denince akla sadece İngilizce-Almanca, Fransızca-Almanca geliyor. Küppers’in anlattıklarına bakılırsa bunda Türkçe derslerine ‘anadili dersi’, ‘köken dili dersi’ gibi isimler veren dil bilimciler de sorumlu. Küppers bu tür tanımlamaların olumsuz bir imajı beraberinde getirdiğini söylüyor.
Bu imaj üniversite yönetimlerine kadar sirayet etmiş durumda. Prof. Dr. Anka Bergmann, bu yüzden örneğin Humboldt Üniversitesi’nde Rusça öğretmenliği bölümü varken, aynısının Türkçe öğretmenliği için söz konusu olmadığını söylüyor. Profesörü rahatsız eden konulardan biri de Türkçe dersinden Abitur yapmak kanunen mümkün iken bunun halen çok nadir olarak uygulanıyor olması. “Bu bir kısır döngü. Türkçe öğretmeni olmayınca okul bu imkanı da sunmuyor” diyor Bergmann.

AİLELERİN TÜRKÇE TALEBİ BLOKE EDİLİYOR

FÖTED Başkanı Ali Sak kötü imajın okul yönetimlerine olan yansımasından oldukça rahatsız. Sak’ın açıklamasına göre sanıldığı gibi tek sorun anne-babaların bilinçsizliği değil. Birçok anne-baba öğrenci sayısı yeterli olmasına rağmen Türkçe dersi verilmediği için şikâyet ediyor, imza topluyor, karşılık bulamayınca okul dairesine başvurmak, bu da sonuç vermeyince daha yüksek bir mercie gitmek zorunda bırakılıyor ve bir zaman sonra yorulup pes ediyorlar. Sak, “Talep yok deniyor ama istenince de bloke ediliyor” diyor.
Küppers’in tercihi Türklere ne kadar paradoks gibi görünse de Türkçenin yabancı dil olarak verilmesi. Rusça bu şekilde uzun yıllardır veriliyor ve köken dili dersi olarak verilen Rusça yabancı dil dersi olarak verilen Rusça ile kaynaşmış. Bunun olmayışı Türkçe için büyük bir problem.
Peki bu açık nasıl kapatılacak. Prof. Dr. Reich’a göre sorunu siyasileştirmek gerekiyor. Emekli öğretim görevlisi çok uzun yıllar önce göçmen derneklerinin bilim insanları ve parti üyeleri ile diyalog içinde siyasi bir bildiri hazırlayıp anadili dersi ile ilgili nasıl bir çığır açtıklarını, bakanlıkları, bilim dünyasını, konsoloslukları nasıl harekete geçirdiklerini hatırlıyor ve bugün bu tarz bir siyasi yaklaşımın eksik olduğunu söylüyor.

RUSLARIN İMKANLARI ÇOK PROBLEMLERİ AYNI

Ancak Rusların da problemleri yok değil. En büyük problemlerinden biri sınıfların homojen olmaması. Anka Bergmann, öğrencilerin büyük bir kısmının Rusça bilgisinin olduğunu ve bu öğrencilere sadece Almanca bilen öğrencilerle birlikte ders vermenin öğretmenler için çok zor olduğunu söylüyor. Türkçe öğretmenleri ise birbirinden farklı Türkçe derslerinin tamamında bu sorunu yaşıyor. Bergmann ikinci büyük problem olarak sınıf atlarken veya okul değiştirirken yaşanan imkan veya seviye sorununa dikkat çekiyor ve şöyle diyor: “Eğer öğrenciler bir sınıfta anadilini ve alfabesini öğreniyorsa bir üst sınıfta da aynı imkanı o sınıfın gerektirdiği içerik ile alabilmeli. Dersler sınıf geçildiğinde çocuğun iki dilli özelliğine uygun olarak devam etmeli” diyor.
Bununla birlikte Rus öğrenciler daha şanslı. Bergmann’ın Zaman’a aktardığına göre aileler iki dilli anaokulları işletecek kadar aktif. Rus toplumunda ideolojiler öne çıkmıyor ve açtıkları iki dilde eğitim veren okullar devlet tarafından kabul görmüş. Bu okullar iki dile de eşit değerde önem veriyorlar ve bunun için farklı konseptler uyguluyorlar. Rusya ise Türkiye gibi öğretmen gönderme yoluna gitmiyor. Rusya’dan gelen Rusça öğretmenleri Almanya’da didaktik eğitimi aldıkları takdirde öğretmenlik yapabiliyorlar.

ALMUT KÜPPERS:
TÜRKÇE, TÜRK TOPLUMUNA LOKOMOTİF OLACAK GÜCÜ KAYBEDİYOR
Almanya’da Türkçe önem sıralamasında aşağılarda duruyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önem sıralaması toplumun konuştuğu dilin gücü ile orantılı değil. Bu güç derse yansımıyor. Türkçe dersi bir Rusça gibi yerleşmiş değil. Almanya’da Türkçe yabancı dil olarak verilmiyor ve bu büyük bir problem. Almanya’da kurumsal yapılarda olduğu kadar toplumun bilincinde de bu derse karşı bir direnç var. Halbuki bu dil Almanya için bir hazine.

Türkçenin imajının düşük olması Türk aileleri de etkisi altına alınmış görünüyor. Bu durum Almanya’daki Türkçeyi nasıl etkiler?
Velileri ve kızgınlıklarını anlayabiliyorum. Anadilinin gelişmesi önemli. Çünkü kelime hazinesi okul üzerinden gelişmediğinde, belli yapılar oturmadığında, o dil düşük bir seviyede kalıyor ve güçten düşüyor. Bunun bir sonucu olarak da gerektiği şekilde lokomotif olamıyor, örneğin bir eğitim dili seviyesine çıkamıyorlar.

Mültecilerin gelmesiyle birlikte anadili dersi olarak Arapça da gündemde. Türkçede yapılan hangi hataların bu dilde de tekrarlanmaması gerekiyor?
Geçen 50 yılda öğrendiğimiz dillerin birlikte geliştiği oldu. Mülteci olarak gelen çocuklar tabii ki Almanca öğrenecekler, ancak anadillerini de unutmamaları gerek. Bu çocukların Arapçalarını geliştirmelerini sağlamak, sadece okumalarını ne değil, aynı zamanda yazmalarını da teşvik etmek lazım ki, ileride Arap kültürünün yaygın olduğu bir coğrafyada yaşarlarsa, orada iş bulsunlar ve hayatlarına tekrar başlasınlar.
Kup kodlu foto Resimaltı3: Almut Küppers, bilim insanlarının Türkçe dersinin problemlerinin çözümü için daha aktif olabileceğini söylüyor.

Bildiride ayrımcılığa vurgu
Sempozyum için kaleme alınan bildiride özetle şu tespitler yer aldı. Almanya’da okuyan öğrencilerin üçte birinin anadili zenginliğinden geniş ölçüde faydalanılmıyor. Göçle birlikte Almanya’ya gelen diller Alman okul sisteminde hala marjinal bir rol oynuyor.
Avrupa Konseyi 2002 yılında her Avrupalının anadilinin yanı sıra iki dilin temel bilgilerini bilmeyi amaç olarak belirledi, 2011 yılında Eğitim Bakanları Konferansı yabancı dil yetkinliği, 2013 yılında ise iki dilde eğitim konusunda tavsiyede bulunduğunu hatırlattı.
Özellikle Türkçe, Rusça, Lehçe ve Arapçanın geleneksel olarak yıllardır verilen yabancı dillerin statüsünü kazanmalı. İki dilde eğitim veren okulların geliştirilmesi, dilin eğitimini vermek için açılan üniversite bölümlerinin yaygınlaşması önemli.
Dersler için ‘Alman Olmayan Köken Dili’, ‘Göçmen Kökenli’, ‘Göçmen Tarihli’ gibi sıfatları kullanmak yanlış. Öğrencilerin kökenini, aile geçmişini, iki veya çok dilliliğini hastalıklı gibi göstermek yerine zenginlik olarak görmek gerekiyor.
Dil öğrenmede ailenin oynadığı rol önemli. Dil eğitimi ailede başladığı için anne-babaların cesaretlendirilip desteklenmesi gerekiyor.. Altı çizilen diğer bir konu ise anaokulları. Çocukların aileleri içinde konuşulan dilin anaokulunda da takdir görmesi gerekiyor.
Bir diğer önemli konu da çok dillilikte ayrımcılık. Toplumun çok dilliliğe bakışında ayrımcı bir değer yargıs hakim. Çokdilliliğe bakış, korkulardan ve belli isnatlardan kurtarılmalı.

ESAT SEMİZ, MURAT DURDU / BERLİN

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*