Ülkeleri savaşın eşiğin getiren çeviri faciaları

Bir dili bilmek ve konuşmak kadar konuşulanı sindirip aktarabilmek de önemli bir meziyettir bir çevirmen için. Bunun için her iki dilin de kültürüne ve bahsi geçen konuya hakim olmak olmazsa olmaz bir durumdur. Tercüme kazaları denince aklımıza ilk gelen “chicken translation-tavuk çevirme” olsa da her çeviri hatası bu kadar masum ve zararsız değildir.

Bazı hatalar, ülkeler arası krizlere, savaşların uzamasına ve hatta yüzbinlerce insanın ölümüne bile sebep olmuştur. Bir beyin cerrahı icin mesleği ne kadar hassas ise, tercüman için de aynı şey söz konusudur. İşte diplomasideki en trajik çeviri hataları :

Aynı kelime, farklı anlam
1830 yılında ABD ve Fransa hükümetleri arasında topraklar konusunda tazminat görüşmeleri yürütülüyordu. Görüşmeler sırasında Fransa, Beyaz Saray’a “The french gouvernement demands… “ (Fransız hükümeti talep etmektedir…) diye başlayan bir mektup göndermişti. Bunu gören ABD Devlet başkanı Jackson hiddetlenerek “Eğer Fransa bizden birşey talep etmeye cüret ediyorsa hiç bir şey alamayacaktır” demişti. Çok geçmeden sorunun Başkan’ın sekreterlerinden birinin çevirisinden kaynaklandığı anlaşıldı. Çeviri sırasında Fransızcadaki “demander-sormak, istirham etmek” ve İngilizcedeki daha agressif bir mana olan “talep etme”’yi birbirine karıştırmıştı.

Her yöne çeviri
1977 yılında ABD Devlet başkanı Carter’a, Polonya’yı ziyaretinde çevirleri için Lehçe konuşan ama tercümanlık kariyeri olmayan bir rus tercüman eşlik ediyordu. Carter’ın “Bu sabah ABD’den ayrıldım” sözlerini “ABD’yi tamamen terk ettim” şeklinde, “Geleceğe dair özlemleri”’nı “Polonya’ya karşı duyduğum şehvet ve ihtiraslar” şeklinde çevirmişti. O gün akşamki yemekte tabii ki aynı tercümanı kullanmamıştı. Lakin yemek sırasında ilk iki cümlesini sarfettikten sonra bir sessizlik olmuştu. Çünkü yeni tercüman da onun ingilizcesini anlamamış ve çevirememişti.

Montréal Belediye Başkanı Jean Drapeau Çin ziyareti sırasında tam bir tercüman kurbanı olmuştu. “ Demir tavında dövülür “ (il faut battre le fer quand il est chaud) cümlesini tercüman “insan kardeşini sarhoşken dövmesi gerekir” (à battre son frère quand il est ivre) diye çevirmişti. Bir kaç cevval gazetecinin çevirideki gariplik üzerine yazılı konuşma metnini istemesiyle gerçek ortaya çıkmış herkes derin bir nefes almıştı.

Mühim olan niyetler
MacArthur ABD seçimleri öncesi Tokyo’ya yaptığı ziyarette Japonlar’ın kendisi için hazırladığı “we pray for MacArthur’s erection” yazılı afişi görmüş ama bozuntuya vermemişti. Bu isteyerek yapılmış bir hata değildi. Japonca’da fonetik olarak l ve r sesleri arasında bir fark olmadığı için ortaya böyle korkunç bir durum çıkmıştı.
Tercümanın dikkatsizliği
Uluslararası bir konferans sırasında , İspanyol delege mikrofonu açık bir şekilde konuşmasına başlarken : “nezle oldum çok özür dilerim” (estoy constipado, perdoname) der demez tercüman Fransızcaya tercümesini yapar ve Fransa delegasyonu arasında salonda merak uyandıran bir gülüşme yaşanır. Zira İspanyolcadaki “constipado” Fransızcada kabız demektir. “Kabız oldum çok özür dilerim” şeklinde çevirisini yapan tercüman açıklama yaparak olayı toparlamaya çalışsa da iş işden geçmiş İspanyol delege salonu terk etmiştir.

Ayakta uyuyan tercümanlar
2012 yılında Farsçadan İngilizceye yapılan kötü bir tercüme Batı medyasında infial uyandırmıştı. Dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın bir konuşma sırasında sarfettiği “İsrail haritadan silinmelidir” sözü sert tepki görmüştü. Aslında Ahmedinecad Humeyni’ye ait olan bu sözleri aktarıyordu. Ama çevirmenler sanki bunu o söylemiş gibi çevirmişlerdi.
Yine 2012 yılında, devrik Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin konuşmasını çeviren tercüman, Bahreyn ve Mısır arasında kısa süreli ciddi bir krize sebep olmuştu. Konuşmanın sonunda Bahreyn Mısır’ın özür dilemesini bile talep etmişti. Olay çok basitti : dalgın çevirmen Mursi’nin bahsettiği Suriye yerine Bahreyn demişti.

Eski Fransa başbakanı Jean Marc AYRAULT Almanya ziyaretindeki almanca konuşmasında,hem de iki ülke ilişkilerinden bahsederken “furchtbar” (verimli) yerine “fruchtbar “ (korkunç, berbat) demişti.
Buzdan bile Soğuk savaş
18 kasım 1956’da Moskova’daki Polonya elçiliğindeki batılı diplomatların da bulunduğu bir resepsiyona katılan Nikita Kuruçev’in “Sizi gömeceğiz “sözleri geceye damga vurmuş bir anda dünya basınının gündemine oturmuştu. Hatta bunun nükleer bir tehdit olduğu bile söylenmekteydi. Aslında söylemek istediği Karl Marx’ın “burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yarattı” sözüne bir atıf ve kapitalizmin sonunun geldiğine bir göndermeydi.
Tam 7 yıl sonra 1963 yılında Yugoslavya ziyaretinde sözlerine açıklık getimişti : “sizi elbette kazma kürekle gömmeyeceğiz, sizi kendi işçi sınıfınız gömecek” diyerek sözlerini yinelemişti.
Bir kelimeyle bir ay uzayan savaş
2008 senesinde Gürcistan ve Rusya krizi sırasında, Fransa iki ülke arasında arabulucu olma rolünü üstlenmişti. Bu durum Fransa açısından uluslararası alanda diplomatik bir başarı olarak gösterilmişti. Varılan antlaşmaya göre Rus güçleri Gürcistan, Güney Osetya ve Abhazya’dan çekileceklerdi. Bu antlaşma Rusça ve İngilizceye de çevirilmiş ve taraflarca imzalanmıştı. Yalnız bir sorun vardı : antlaşmanın imzalanmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen Rus askerleri hala bahis mevzu bölgeden çekilmemişlerdi.
Sorun bir çeviri hatasından kaynaklanıyordu. İngilizce çevirisinde “Osetya’dan” sözcüğü, Rusça çevirisinde “Osetya’da” olarak geçiyordu. Rusya bu durumu, ilgili üç bölgede tanklarının bulunmasının bir gerekçesi olarak yorumluyordu.
Bu hata Daily Teleghrap gazetesinin durumu farketmesiyle ortaya çıktı. İvedi biçimde birinciye göre Rusya açısından daha az baskın olan yeni bir antlaşma hazırlandı. Bu çeviri hatasıyla Rusya askerlerini çekti çekmesine ama, kendisi için önemli olan yeni iki devletin dünya nezdinde resmileşmesini de sağlamış oldu. Medvedev de akabinde şu açıklamayı yapmıştı : “Tanıma aktî gerçekleşti. Uluslararası hukuk açısından iki yeni devlet ortaya çıktı”.

Hayatı cehenneme çeviren çeviri
Bazen çeviriler bir savaşın bir ay uzamasından daha da vahim sonuçlar doğurmuş hatta doğrudan olmasa da binlerce insanın ölümüne sebep olabilmişlerdir. İşte böyle bir olay 2.Dünya savaşının neredeyse son bulduğu bir dönemde vuku bulmuştu. Japonya, Almanya gibi, bu savaşın mağlubuydu. 1945 temmuzunda ABD, Japon hükümetine kayıtsız şartsız teslim olması konusunda bir ultimatom vermişti. Bir yandan galip devletler bir yandan kamuoyu ve medya, Japon hükümetinin cevabını öğrenebilmek için baskı uyguluyorlardı. Başbakan Kantora Suzuki, “hükümetin bu konuda her türlü cevabı vermekten kaçındığı” cevabını veriyordu. Ya da bunu söylemek istiyordu.
“My thinking is that the joint declaration is virtually the same as the earlier declaration. The government of Japan does not consider it having any crucial value. We simply mokusatsu suru. The only alternative for us is to be determined to continue our fight to the end” (Kumiko Torikai, Voices of the Invisible Presence: Diplomatic Interpreters in Post-World War II Japan, John Benjamins Publishing,‎ 1er janvier 2009)
Zira bunu söylerken kullandığı “mokusatsu” kelimesi belirsiz ve bir çok manaya gelen bir anlam taşıyordu. Çevirmenler ve Japon medyası bu kelimeyi hemen “hesaba katmamak”,”görmezden gelmek” veya “umursamamak/bu fikri aşağılamak” olarak çevirmişlerdi. Bunun altından Japonya’nın bu fikri redettiği manası çıkarılmıştı.
Aslında mokusatsu kanjisi iki kelimeden oluşmakta : moku (sessizlik) ve satsu (öldürmek) yani sessiz bir biçimde öldürmek. Ama Başbakan burada sadece yorum yapamayacağını belirtmek istemişti. Japonya yenilgiyi zaten gayri resmi olarak kabul etmiş ve kendi kamuoyunu buna hazırlayıp, ortamı kendine avatajlı hale getirmek, bir çıkış yolu bulmak ve bunun için zaman kazanmak istiyordu. Japonya’nın cevabı Amerika tarafından küstahça bir red cevabı olarak nitelenmişti. Unutmamak gerekir ki savaş boyunca Japonların fanatik tavırları kamıkaze uçaklar, buchidolar, harakiriler vb. cevabın böyle algılanmasına bir zemin oluşturmuştu.
Diğer bir sebeb de, ABD’nin elindeki iki atom bombasını atmak için sabırsızlık göstermesi ve güzel bir bahane bulmasıydı. Japonlar ise “mokusatsu”nun telaffuzundan sadece 11 gün sonrası yani 6 ağustosa kadar , 70 bin kişinin ölümüne sebep olacak ABD’nin elindeki atom bombaları hakkında en ufak bir fikre sahip değillerdi…

Bazen anlamın ağırlığı kelimenin ağırlığının önüne geçer. Kim bilir belki İtalyanların “Traduttore, traditore “ yani çevirmen haindir/ihanet eder dediği gibi her çevirinin hata payı olacağını hesapta tutmamız gerekir. Mükemmel ve kusursuz çeviri yoktur, mükemmele yakın ve kusuru az çeviri vardır. Umberto Eco ise klasik “çevirmek ihanettir” anlayışına farklı bir bakış açısı getirip “çevirmek uzlaşmaktır” diyor.

İhanet veya uzlaşı… Bu olaylara bakınca aslında beğenmediğimiz google translate’in ne kadar da masum olduğunu görmüyor muyuz !!!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*