Ahmet Özgündoğan’dan duyguları coşturan bir yazı: Anneme mektup!!!

Bir tanecik, sevgili annem. Sen ben doğmazdan 14 asır evvel gelmişsin, ama ben hala senin şefkatini iliklerime kadar hissediyorum. Benim Efendim den de 15 yıl önce gelmişsin dünyaya, hep asil bir hanede bulunmuş , Huveylidin biricik kızı olarak ard arda iki evlilik yaşamış ve bu evliliklerden evlatların olmuş, ardından Allahın sana bahşettiği serveti ticaretle dahada geliştirmiştin. Dünyanın her köşesinde kadının bir insan olma hakkı bile verilmediği bir dönemde sen dünyayı çok iyi bilen, ticaret kervanları sevk ve idare eden, kendi ayakları üzerinde yapayalnız durabilen , asillerden asil bir kamettin.

Dünya adına herşeyi elde etmiş, acı ve tatlı bir kırk yılı şeref ve vakarınla geçirmiş, kendi temiz ruh dünyanda daha öteleri rasat etmeye başlamıştın. Amcamoğlum dediğin genç ama vakarlı, şerefli, asil, her hali ile Mekkeli akranlarından çok farklı olan , o Muhammed bin Abdullah bin Abdülmüttalib (sav) i daha bir farklı görüyor ve onu uzaktan bile olsa takip etmek senin ruhunun, fırtınalar içinde sakin bir limana yanaşmasına sebeb oluyordu.

Ve o fırsat doğmuştu bir gün. Senin uzak diyarlara sevk edeceğin bir kervanın için güvenli adamlara ihtiyacın vardı ve bunu duyan Ebu Talib sana yeğeni Muhammed-ül Emini tavsiye etmişti. Senin belirlediğin ücretin iki katını talep ettiğinde sen o miktarı bile az bulmuştun. Kalbin yerinden çıkacak gibiydi. Tüm servetini istedeydi Ebu Talib, sen sanki verecektin, böyle bir fırsat bir daha gelmeyebilirdi sana göre.
Bu kervan çok daha farklı hareket etti, senin kervana kattığın özel hizmetçinin tek bir vazifesi vardı, Muhammedül Seyyidül Arabi ve Acemi gözlemlemek, her hal ve hareketini not almaktı. Kervanı daha bir heyecanla uğurlamıştın ve daha bir hasretle beklemiştin. Yıllardır hasretiyle kavrulmuş gibiydin bu çok farklı bir duyguydu bu sefer. O hayaline geldiğinde nefesin duruyordu, onun sesini işittiğinde gözlerin kararıyordu. Hayatın acı-tatlı bir çok tecrübeyle doluydu, yaşın 40 ama sen çok daha fazla bir olgunluk taşıyordun o esmer ve çok güzel simanda. Bu arada anneciğim sen ne güzeldin. Senin bir tek gülüşüne binler Ahmet feda olsa azdır.

 

Bu büyük aşk artık etrafta ki samimi dostlar tarafından da hissedilmişti. Senin bu aşk ateşiyle yanışına dayanamayan bir arkadaşın duruma müdahale etmiş ve senin amcaoğlum dediğin Muhammedil Sakaleyn e soruvermişti, yüzü genç bir kızınki kadar kızarmış, yere bakarak bu nasıl olacak ki demişti. Asalette aileler denk olsada , O nun bir serveti yoktu, kimsesiz büyümüş ve şimdilerde ise amcası Ebu Talibin himayesindeydi hala. Mahzun gözleri yere bakıyordu, o da istiyordu seni annecim,hemde çok istiyordu. Ve aracılar geldi gitti, sen bu işin biran önce olabilmesi için herşeyi yapmaya hazırdın. Ve olması murad edilen bu en kutlu evlilik artık olmak üzereydi.

 

Sen mutluluğun zirvesindeydin. Keşke orda olabilseydim, senin ve Efendimin yüzündeki o mutluluğu bir an bile olsa görebilseydim. Yüzümü ayaklarınızın bastığı o kutlu hanenin eşiğine sürebilseydim. Ah annecim ah annecim..
Ve kainatın olmuş ve olacak en güzel düğün oldu, Mekkenin en önemli insanlarıı vardı burda, yemekler yendi, tatlı şerbetler içildi,tatlı sohbetler edildi. Artık senin o şerefli hanen , kainatın en şerefli evi olmuştu. Sen, kızın Hind, Ebu Talibin küçük oğlu Ali, ve Efendimizin hizmeti için Ona hediye ettiğin küçük Zeyd. Aman Allahım ne sadetli bir yuva…

10 seneden fazla bir zaman geçmişti, sen ömrünün en mesud yıllarını geçirmiştin. Bu saadet yuvasına sizlerin yeni küçük misafirleri de gelmişti ard arda.
Kasım çok erken terketti sizi, çok ağladın arkasından, artık binti Hüveylid değil, ümmü Kasım olmuştun. Efendimizede Ebul Kasım denmeye başlanmıştı. Kasım erken terketmişti sizi ama ismini hatıra bırakmıştı sizlere. Sonra Zeyneb, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Fatıma dünyaya gelmişti. Saadet evi cıvıl cıvıl olmuştu. Küçük kardeşler, abileri Zeyd ve Aliyle beraber hızla büyüyorlardı. Ama Efendiler efendisinin simasımdaki hüzün, inkisar ve durgunluk daha da artıyordu. Zaten çok farklı bir edası
vardı ama son zamanlar dahada bir fatklılaşmıştı. Senden müsaade alıp dağ başlarına çekiliyordu. Düşünüyordu hep, düşünceler onu bırakmıyordu.

Sen zaten Ondan hep farklı bir şeyler görüyordun, bir erkekten bir babadan, bir eşten daha öte şeyler. Ve hiçbir zaman onun ruhunun bu ızdıraplı yolculuğuna engel olmadın, hep yanında oldun ve elindeki tüm imkanları onun bu kutlu yürüyüşüne destek olmak için harcamaya hazırdın. Annecim bu nasıl bir zevcelik, hangi kadın böylesi bir fedakarlık yapabilirdi. Hangi kadın senin kametine ulaşabilirdi. Canım annem, canımdan öte annem. Ah sana nasıl hayranım sana nasıl meftunum bir
bilsen. Bir evladın annesine aşkı olarak kabul buyur bu hislerimi , evladım deyip benide kabul et o engin sinene..

O (sav) her gitmek istediğinde , bir kere bile kal yanımda demedin, Onun kutsal bir
yolculuğa hazırlandığını hissediyordun. Onun yol azığını, bohçasını ellerinle hazırlayıp , dakikalarca beraberinde yürüyüp uğurluyordun onu. O sana kıyamaz , artık dönmeni isterdi.Üzerinde ot bile olmayan cebeli Hira yı kıskanıyordun artık. Gecelerin ıssız derinliklerinde ,O na sadece o dağ eşilik ediyordu. Artık dağ inzivaları artmış, kalış süreleri uzamıştı. Bu uzayan günlerde, sen dayanamayıp yeni bir bohça hazırlar Cebeli Nura tırmanırdın o yaşına rağmen, o ıssız gecelerin bazısında onunla beraber olurdun, ama çoğu zaman buna bile kalbi daynmayan Efendimiz senle dağın eteklerinde bir noktada buluşur, senin o asil ellerinle hazırladığın malzemeleri alır, orda geceyi başbaşa geçirirdiniz. Annecim sana hasret, sana müştak Türk oğlu Osmanlı evlatların o buluşmalarınızın o sonsuz aşkınızın hatırasına o buluşma noktasına bir mescid yapıcaklardı ve size olan hasretlerini bu şekilde bastırabileceklerdi.

Onsuz geçen gecelerin hasretiyle kaç kez kızlarına sarılıp yatmıştın. Onların kokusundan, babalarının kokularını arardın, annem o nasıl bir aşktı, nasıl bir sadakatti…

Ve sıkıntıyla , inzivayla, inkisarla geçen geceler, artık hamilini vaz etme zamanı gelmişti. Sen uzun süren bu seferki ayrılıktan endişe etmeye başlamıştın, gece gözüne uyku girmemişti, hanenin çocuklarını uyutmuş, sevgiyle öpüp koklamış, üzerlerini örtmüştün. Gözünü pencereden dışarı sabitlemiş, Onun geliş yoluna doğru bakıyordun. Aynı anlarda kainatta çok önemli hadiseler cereyan etmeye başlamıştı. Arşı Ala da hummalı bir hareket, arşın kapıları birbiri ardına açılıp kapanıyor ve herkes birbirine vakit geldi diyordu.

 

Ramazan ayının son gecelerinden biriydi, Efendim düşüncelere dalmış, arada bir kalkıp , atası İbrahim gibi namaza duruyordu. İnsanlığın durumu ve dünyanın hali onu üzüyordu. Gecenin atmosferi değişikti bu sefer. Gökyüzü farklıydı, yıldızlar yere dökülecek gibi net ve parlaktı. Bir dağın tepesinde iki kayanın altında oturuyordu efendim, Bir sesle irkildi, ayağa kalktı, biri ona oku diye nida ediyordu. Okuma bilmem ben dedikçe ısrarla oku diyor ve Onu sıkıca sarıp bırakıyordu. İnanılmaz anlar yaşıyordu Efendim, ve sende o gece çok farklı olduğunu farketmiş, hayırlar dilemiştin. Artık seninde bekleşmekte olduğun an gelmişti , Kuranın ilk ayetlerini Cebrail , Efendimize iletmiş, heyecanla dağdan inmeye başlayan Efendimiz son bir nida daha işitmişti , Ya Muhammed , mübarek başını kaldırdığında Ufkun her köşesinde Cebrail görünüyordu, ve Cebrail; Sen Allahın Resulüsün bende Cebrailim demişti. Hızla inerken canlı ve cansız her varlık Ona selam veriyordu. Yeryüzü ve gökyüzü neşeye garkolmuştu. Yaklaşık 10 km lik yolu nasıl yürümüştü kendi bile hatırlamıyordu. Annecim kapı vurulduğu an yerinden fırlamış koşmuştun. Efendim yarı baygın sayılırdı, içeri hızla girmesiyle beni örtün demesi bir olmuştu. Mübarek alnı gül kokulu teriyle sırılsıklam olmuş ve mütemadiyen beni örtün diyordu. Sen onu sakinleştirmeye çalışıyordun, sanki o anı bekliyor ve hazırlıklıydın.

 

Ne oldu sevgilim anlatır mısın dediğinde, sana anlattıklarından sevinçle doldu gönlün, ellerinde sıkıca tuttun ve Ey Amcamın oğlu müjde sana , sen bu ümmetin peygamberisin dedin. Tarih sussun, zaman dursun, kainat lal kesilsin ve annemi dinlesin, Ey Amcamın oğlu sen bu ümmetin Peygamberisin. Beşer aleminde hiçkimse, Ebu Bekir bile bu kadar sadakat sahibi olamadı. Sen davet bile edilmeden dalıverdin içeriye annecim. Sen Allahın sevgilisisin ey sevgilim diye haykırdın. Ne bir tereddüt ne bir şüphe, fesubhanallah bu nasıl bir vefa nasıl bir bağlılık. Artık bu başına konan devlet kuşuna herşeyini feda etmeye hazırdın annem, öylede yapacaktın zaten…

Sabah ilk işin O’nun, o gül ellerinden tutup , akraban Varaka bin Nevfel‘in evine götürmek olmuştu. Varaka çok yaşlı ama bilgi ve tecrübe ile dolu, büyük bir peygamberin gelişini bekleyen, beklerkende İsa (AS)‘ın dinine girmiş bir bilgeydi. Varaka, senin anlatrıklarını nasıl pür dikkat dinlemişti , gözleri büyümüş, vücudu titremişti. Bir sana bakti, sonra O‘na baktı ve ; müjdeler olsun Ya Muhammed , İsa‘nın müjdelediği son büyük peygamber sensin. Keşke genç olsaydımda , vatanından çıkarıldığında senin yanında, sana destek olabilseydim demişti. Senin o aziz sevgilin, “vatanımdanda mı sürülücem“ diye sorduğunda , o gün Varaka bildiği herşeyi sizlere anlatmıştı. Anlatılanlar dışardaki insanların ilk etapta anlayabilecekleri sözler değildi. Kimse Hatice olamazdı, kimse senin kadar emin bir şekilde O na destek olamazdı..

Saadet dolu hanen, rahmet ve sekinelerle dolup taşmaya başlamıştı, en düzenli misafirin ise Cebrail ve Sıddıkı Ekberdi. Haber kısa sürede yayılmıştı, hanendeki herkes koşup , başlarınıza konan devlete sarılmıştı. Zeyd, Ali ve Edendimin o aziz kerimeleri. Artık senin dünyadan alacağın kalmamıştı, sonraki nesiller için çile çekme dönemin başlıyacaktı. İhtiyarlığın başlangıcı sayılacak yaştaydın, rahat
ve huzuru en çok sen hakkediyordun. Ama büyük bir aşkla bağlandığın eşin ve onun kudsi davası için sahip olduğun herşeyi bu yolda harcaman gerektiğini düşündün. Senin muazzam servetin başta haşimoğulları olmak üzere, tüm Mekke eşrafına yemekler vermekle tükenecekti. Elleri kırılasıca Ebu Leheb her yediği yemeğin ardından o hanenin kabına tükürüp seni üzücekti. Saygıyla kapının eşiğine bakanlar artık o eşiğe dikenler pislikler saçacaktı. Senin üzüntüne dayanamayan Amca oğlun (SAV) ey kureyş bu nasıl kötü komşuluk deyip her sabah o kutlu eşiğin önünü
temizleyecekti.

 

Yıllar ızdırapla dolmuştu, evlenip yuvandan uçan meleklerin bile eşleri tarafından tekrar senin yanına yollanmıştı. Her gün bir zulm her gün bir skandal , narin ve zarif ruhun kırılmıştı , narin bedenin gibi. Ve kureyş en son azgınlığını yapmıştı, artık bu senin için son eziyetti. Ambargo ve sürgün yılları; evinden de olmuştun, Ebu Talibin mahallesine taşınmak zorunda kalmıştın, ne bir yiyecek ne bir merhamet. İnanalar ve Haşimoğullarının çile yılları. Servetinin son kırıntılarını bu yokluk yıllarında aç insanlar için gözünü kırpmadan harcadın. Bir kaç yılda 10 larca yıl geçmiş gibi yıprandın. Nazenin bedenin iyice zayıf düşmüş, hastalıklara karşı bedenin karşı koyamaz hale gelmişti. Saraylara layıktın sen annecim, sen insanlık tarihinin en şerefli bir kaç kadınından biriydin ama gel görki son günlerin, bir
çadır bezinin altında, kuru bir döşek üzerinde, yıpranmış bir şekilde geçirecektin. Benim gibi binlercesi sana feda olaydı da sen bunları çekmeyeydin.

 

Sık sık senin ve Allahın sevgilisi olan eşin gelirdi yanına ,ellerinden tutar , o güzel kara gözlerine bakarak halini sorarken ,çoğu zaman gözyaşlarına boğulurdu. Ya Hatice, sen bunlara layık değildin der ve dertlenirdi. Ama annem söyle ne olur bir kere olsun serzenişte bulunmadın mı? Bir kerecik yüzünü asmadın mı, O’na(SAV). Bilmiyorumki senden sonra hangi kadın ulaşabilir senin kametine. Ne Leylanın ne Aslı nın ne de Zin‘in destansı aşkları, ne de Zelihanın Yusufa duyduğu o meşhur aşk, senin O’na(SAV) duyduğun aşkın yakınına bile yaklaşamaz. Ve o an gelmişti ,Azrail (AS) seni, dünya zindanından kurtarmaya gelmişti, Efendimizden kısa bir süre için bile ayrılacak olman seni çok üzüyordu. Senin gitmen ise Onu daha da derinden üzecekti. O vefa sultanıda senden sonraki hayatı seniyyelerinde sana duyduğu o büyük aşkı herkesin yanında, hatta senden sonra en çok sevdiği Ayşesi‘nin yanında bile haykırmaktan çekinmiyecek, her fırsatta senin hatırana bile aşk derecesinde hürmet edecekti. Kendisine bir hediye geldiginde ilk olarak senin yakinlarina,arakadaslarina ikram edecek, senle ortak bir dostu geldiginde ise hep mutlu olacakti.

Ama kendisini yapayalnız hissediyordu artık. Sen gitmiştin , Ebu Talip de gitmişti o sene. Bir avuç müslüman için senin ayrıldığın o kapkara sene, “hüzün senesiydi“. Senden sonra en kıskanılan eş sen olacaktın hep. „Haticeden sonra sana daha hayırlı ve genç eşler nasip etmedi mi Allah sana diye Efendimize sorulduğunda , vefa sultanı haykıracaktı ; hayır, Haticeden daha hayırlısı olmadı benim hayatımda; herkes beni yalanladığında o vardı yanımda, Allah ondan bana 6 evlat verdi diyecekti. Zeyneb, Rukiyye , Ümmü Gülsüm ve küçük Fatıma öksüzdü artık. Ali öksüzdü, Zeyd öksüzdü artık. Bir avuç inanan öksüzdü artık, annem senden sonra 14 asırdır doğan bizlerde öksüz doğduk. Her aklıma geldiğinde hala ağlıyorum ben, 40 ıma merdiven dayadığım halde senin yokluğunu her hissettiğimde ağlıyorum annem. Sana benzeyen çilekeş bir annem daha var, onun kokusunda arıyorum bazen seni. 9-10 yaşlarımdayken bir kez teşrif etmiştin rüyama, ince esmer siman da vakar, asalet ve
çile vardı.

 

Ne olur bu kemter evladını da kabul et annem , sana meftun sana hayran bu evladın bu satırları gözyaşlarıyla yazıyor inan. Ben, kapı kulun Ahmet, gelinin ve torunların Ayşe ile Esat senin o pak ve
gül kokulu ellerinden hürmetle bus ederiz, şefaatını dilenir, Rabbimden ,cenneti firdevsinde seninle buluşabilmeyi niyaz ederiz.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*