AB ülkeleri terörle mücadele için benciliği bırakmalı

Görünürde sınırları ortadan kaldırmış olmasına rağmen Avrupa Birliği’nde ulusal bencillikler henüz aşılabilmiş değil. Terör gibi bütün ülkeleri tehdit eden bir tehlike karşısında bile birlik sağlanamıyor.
Avrupa Birliği kurulduğu günden bu yana en ciddi terör tehlikesiyle karşı karşıya. Geçtiğimiz 5 yıl içerisinde birçok başkent kanlı saldırılarla sarsıldı. Paris’i iki kez kana bulayan teröristler son olarak Brüksel’de dehşet saçtı. Artan güvenlik önlemleri paradoksal bir şekilde güvensizliği de beraberinde getiriyor. Hayatını, her alanda, özgürlük üzerine inşa etmiş olan bir Avrupalı için teröre alışmak mümkün değil. Bu yüzden; havaalanlarında, alışveriş merkezlerinde, kalabalık caddelerde ya da şehir meydanlarında elinde makineli silahlarla bekleyen polisleri gördükçe daha güvende hissetmiyorlar. Tam tersine bu onlara karşı karşıya kaldıkları tehlikeyi hatırlatıyor.

Öte yandan söz konusu tehlike ile nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda ciddi bir fikir ayrılığı yaşanıyor. Bazıları terör ile mümkün olan en sert askeri yöntemlerle mücadele etmek gerektiğini savunurken bazıları da bu yöntemin kendisinin bizzat terörü tetiklediğini düşünüyor. Gerçekleşen her terör saldırısı sonrasında ilk gruptakilerin sayısı hızla artıyor. Bununla birlikte henüz Avrupa’nın tamamına hakim olabilmiş değiller. Komşu Danimarka ile İsveç arasında son dönemde yaşanan tartışmalar söz konusu fikir ayrılığının en bariz örneği. İktidarın ciddi oranda aşırı sağcıların elinde olduğu Danimarka’ya göre mültecilere karşı ‘aşırı hoşgörülü’ bir politika izleyen İsveç, Avrupa’daki terör tehlikesinin daha da artmasına neden oluyor.

Söz konusu ‘teröristlerin’ önümüzdeki dönemde ne gibi sorunlara sebep olacağı bilinmiyor. Aslında İsveç’in mültecilere yönelik hoşgörülü tavrı bir sır değil. Halihazırda nüfusa oranla en fazla sayıda Suriyeli mülteci İsveç’te yer alıyor. Bununla birlikte mülteciler arasında teröristlerin bulunup bulunmadığına dair hazırlanmış kayda değer bir rapor yok. Nitekim İsveçliler de zor durumda olan mültecilere sahip çıkmanın Avrupa’nın temel değerlerinin gereği olduğunu savunuyor. Onlara göre de, Danimarka gibi mülteciler konusunda uluslararası sorumluluklarını yerine getirmeyen ülkeler mevcut sorunun daha da büyümesine neden oluyor.

2001 yılındaki ikiz kule saldırılarından bu yana Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında terörle mücadelede koordinasyonu sağlamak amacıyla 200’den fazla girişim başlatıldı. Değişik kurumlar altında birçok veri merkezi oluşturuldu. Bunların sonuncusu olan Terörle Mücadele Merkezi (ECTC) Europol bünyesinde geçtiğimiz Ocak ayında çalışmalarına başladı. Ancak veri merkezlerinin etkili bir şekilde çalışabilmesi için doğal olarak öncelikle değişik ülkelerin elinde bulunan verilerin bu merkezlere aktarılması gerekiyor. Ancak bu zannedildiği kadar kolay birşey değil. Bir ülkenin son derece meşakkatli bir sürecin akabinde elde ettiği istihbari verileri bir anda başka bir ülke ile paylaşması çok zor. Söz konusu ülke AB üyesi olsa bile. Hele hele belirli ülkeler arasında terörle mücadele konusunda ciddi fikir ayrılıkları varsa durum çok daha girift bir hal alıyor.

Birçok ülkede istihbari verilerin paylaşılmasını sınırlayan kanuni düzenlemeler mevcut. AB üyelerini istihbari verileri oluşturulan veri merkezlerine aktarmaya zorlayacak bir yasal zorunluluk ise bulunmuyor. Halböyle olunca; verilerin akmadığı veri merkezleri kurulmuş oluyor. Bu merkezler de terörle etkili bir şekilde mücadele edemediği gibi ciddi bir mali kaynağın da heba edilmesine neden oluyor. Halihazırda 28 AB ülkesinden sadece 5 tanesinin Europol bünyesindeki Terörle Mücadele Merkezi ECTC’ye düzenli veri aktardığı biliniyor.

Schengen Bilgi Sistemi ECTC’ye oranla çok daha eski bir veri merkezi. Avrupa’da girmesi istenmeyen, yasaklı kişiler ile kayıp ve aranan kişiler bu veri merkezine kaydediliyor. Ancak aynı sorun burada da söz konusu. Birçok ülke değişik nedenlerle ellerindeki verilerin tamamını buraya aktarmıyor. Brüksel’deki saldırının akabinde acil bir şekilde toplanan AB üyesi ülkelerin içişleri ve adalet bakanlarının öncelikli gündemi, bu yüzden istihbari verilerin daha geniş bir çerçevede paylaşılmasıydı. Havayolu Yolcu Kayıt Sistemi’nin (PNR) genişletilmesi ve Shengen üyesi ülkeleri kapsayan Giriş-Çıkış Sistemi (Entry-Exit-System, EES) isimli yeni bir veri merkezinin daha kurulması alınan kararlar arasında.

Karar almak ile alınan kararları hayata geçirmek ayrı şeyler. AB üyesi ülkelerin terörle daha etkili bir şekilde mücadele edebilmesi için öncelikle ulusal bencilliklerini bir kenara bırakmaları şart. Sınırların kaldırıldığı bir Avrupa’da aksini düşünmek bile mümkün değil.

EMRE OĞUZ (ZAMAN – KOPENHAG)

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*