Cumhurbaşkanı esip gürlese de Almanya’yı karşısına alamaz

Rusya’yla gerilimler yaşayan, İran’la arası açılan, Irak ve Suriye rejimleriyle ipleri koparan Türkiye’nin IŞİD tehdidi altında bulunması ve terör örgütü PKK’nın eylemleriyle mücadele etmek zorunda olması NATO müttefiki ülkelerin desteğine ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Ortadoğu bölgesinde neredeyse Kürdistan Bölgesel Yönetimi hariç dostane ilişkiler yürüteceği komşusu kalmayan Türkiye’nin Azerbaycan’la sürdürdüğü ittifak üzerinden elini güçlendirmesi de zor. Çünkü bu ülkenin Rusya’yla ikili ilişkileri bilinenden daha köklü ve derin.

7 Haziran 2016’da Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Berlin’de görüşen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev düzenlenen ortak basın toplantısında Rusya’yla yürütülen ilişkilerle ilgili olarak şunları söyledi: “Rusya’yla çok yapıcı, çok dostane ilişkilerimiz var. Rusya’yla ekonomi, güvenlik ve taşımacılık gibi çeşitli sahalarda birlikte çalışıyoruz, çok iyi ticari ilişkilerimiz var ve Rusya’yı stratejik bir partner olarak görüyoruz…Ermenistan’a silahlar satıyor gerçeği var diye buna alerjik bir reaksiyon göstereceğiz anlamına gelmiyor. Rusya’nın büyük bir silah satıcısı, üreticisi olduğunu ve bunları tabi ki doğru bulduğu istediği ülkeye satabileceğini anlıyoruz. Ama tabi ki şu da var; Rusya Azerbaycan’a da silahlar satıyor…Rusya, Dağlık Karabağ sorununun çözümü üzerine çalışan AGİT-Minsk Grubu’nun Eş Başkanıdır da. Rusya’nın buradaki rolünü çok olumlu buluyoruz…” Bu açıklamalar sadece ufak bir ipucu. Aliyev’in mesajı açık: ‘Rusyasız bir seçeneğe kapımız kapalı’. Aynı Avrupa Birliği’nin söylediği gibi.

1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren tasarının kabulüyle başlayan gerilimin Türk-Alman ikili ilişkilerini kopma noktasına getirmesi beklenmediği için ilişkilerin yol ayrımında olduğu senaryosu da gerçeği yansıtmıyor. Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan her fırsatta esip gürlese de Almanya’yı karşısına alamayacağını iyi biliyor. Hele ki Berlin’e yaptırımların uygulanabileceği tehdidinin bir karşılığı da bulunmuyor.

AB’deki en büyük ticari ortağın Almanya olduğu da unutulmamalı. Ayrıca Ankara’nın IŞİD’le mücadele kapsamında İncirlik’te keşif uçakları konuşlandıran Berlin’e ihtiyacı olmasa Alman birliklerinin orada işi ne? Rusya faktörü, IŞİD ve PKK tehditleri Türkiye’yi NATO’ya mecbur kılıyor.

NATO kapsamında oluşturulan askeri işbirliğinin ötesinde Almanya Federal İçişleri Bakanlığı’yla terör, yabancı savaşçılar ve organize suçlarla mücadele amacıyla başlatılan ikili işbirliğinin sekteye uğraması veya tamamen iptal olması en başta Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olacağı için, gücünün boyutu bilinen Alman istihbaratından aktarılan bilgilere ihtiyaç duyuluyor.

İktidar hükümetine yakın bir gazetenin attığı İstanbul’daki terör saldırılarıyla ilgili “Alman işi” başlıklarına bakıp da Berlin’e rest çekilebileceğini sanmayın. Halka mesaj verilerek başkanlık sistemi için hazırlıklar yapılıyor. Almanya’yla işbirliği Türkiye’nin silah ve askeri teçhizat ithalatı açısından da önem taşıyor. Yani ‘made in Germany’ meselesi.

IŞİD’e karşı İncirlik’ten yürütülen askeri operasyonlar, Ege denizinde insan kaçakçılığı ve organize suçlarla mücadele için görevlendirilen NATO misyonu ortaklığı ve yabancı terörist savaşçılar, organize suçlar ve terörle mücadele sahalarında daha etkin koordinasyon ve istihbarat paylaşımları gibi 3 ana eksende devam ettirilen Almanya-Türkiye güvenlik işbirliğinin alternatifi bulunmuyor. Erdoğan’ın ‘güvenlik ve askeri işbirliğini kesiyoruz’ deme lüksü ve gücü yok.

Almanya’nın devre dışı bırakılmasıyla başka bir NATO üyesinin ‘biz yapalım’ demesi mümkün mü? Değil. İncirlikte komuta merkezi, hangar ve askerleri için tesisler inşa etmek için kendisine alan tahsis edilmesini isteyen Almanya’ya ret cevabı verildiğini bir an varsayalım. Bu kimin çıkarına olacak? Veya karşı reaksiyon olarak İncirlik’ten tamamen çekilme senaryosunu da bir an için farz edelim. Kendi istihbaratı yetersiz kaldığı için Almanya gibi ülkelerin bilgi paylaşımına gereksinim duyan Ankara bunu göze alabilir mi dersiniz?

Ermeni soykırımı tasarısını kabul eden diğer 29 ülkeyle ilişkilere bakıldığında ‘kanı bozuklar’ suçlamalarının sadece iç kamuoyuna yönelik gündem değiştirme hamleleri olduğu rahatlıkla görülebilir. Erdoğan sayesinde demokrasi ve hukuk ihlalleriyle özdeşleştirilen Türkiye’yi ciddiye alan da kalmadı. Davulun sesi gür çıkar uzaklara yankı yapar, amma velâkin içi boştur. İçler acısı durum maalesef bundan ibaret. oyaman@eurozaman.de

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*