ERDOĞAN’IN GÜLEN’İ DAVETİ BİR TUZAK MIYDI?

Prof. Dr. Osman Özsoy RotaHaber’deki yazısında Erdoğan’ın 2012 yılındaki Türkçe Olimpiyatlarında Fethullah Gülen’i Türkiye’ye davetinin aslında daha önceden planlanmış tuzak olduğunu, fakat Gülen’in bu tuzağa düşmediğini ifade ediyor, işte o yazısı

Dün İstanbul’da bir hastahane açılışında konuşan Recep Tayyip Erdoğan, sağlık açısından adeta günde üç kere ağıza alınması gereken bir hap gibi, rutin olduğu üzere yine Sayın Fethullah Gülen’e sataşmış.
Yaptığı konuşmada; “Sene 1999, Pensilvanya’ya git, bazı tohumlar at. Türkiye devletini nasıl ele geçiririz. Niye kaçtın, niye gelmiyorsun, birileri koruma altına mı aldı seni, gel. Zaten bunlarda imam çokmuş. Hepsi de kaçıp gidiyor. Bir kısmı cezaevinde, bir kısmı değişik ülkelerde dolaşıyor. Ne demiştik, inlerine gireceğiz. Girdik, giriyoruz, girmeye devam edeceğiz” demiş.
Bir çıkar; “1999’da kaçtığına inandığın bir insanın ayağına 2001’de neden gittin?” diye sormaz mı?
“En yakınlarını daha sonraki yıllarda defaatle ayağına kadar neden gönderdin” demez mi?
Sayın Fethullah Gülen’in Erdoğan’a karşı yaklaşımı en başından itibaren temkinli ve mesafeli olmuştur.
Gelmek isteyene “gelme” denilmez.

Edindiğim bilgilere göre, parti kurmak üzere hazırlık yaptığı dönemde Sayın Gülen’le Pensilvanya’da görüşmek isteyen de kendisi olmuştur.
Bunun dışında Bank Asya’nın açılışında, Bosnalılara Yardım için Ali Sami yen Stadında düzenlenen dünya karması maçında ve bir ödül töreninde aynı kadraja giripsiyasi pozisyon elde etmek isteyen Erdoğan olmuştur.
Bu organizasyonlarda her ne kadar Sayın Gülen ile Erdoğan bazı fotoğraf karelerinde kalabalık içinde bir arada görünüyorlarsa da, kendisine sorulan bir soru üzerine Sayın Gülen, Erdoğan’ın orada olduğunu daha sonra gazetelerde çıkan fotoğraflardan fark ettiğini söylediği ifade edilmiştir.
Biliyorsunuz, henüz 3 yıl bile olmadı…
Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde ABD’de açılışını yaptığı caminin 3 yıl önceki temel atma törenine, aynı geziye iştirak eden dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç katılamamıştı.
Arınç neden katılamadığını o günlerde şu şekilde açıklamıştı;
“Başbakan Erdoğan’a konuyu açtım, Hocaefendi’yi ziyaret etmek istiyorum, izin verir misiniz dedim, çok memnun oldu, keşke biz de görüşebilsek dedi, selamlarımı sevgilerimi iletin, bir emri olur mu, tavsiyeleri olur mu, öğren dedi, karayoluyla dört saat gittim” demişti.
Şimdi siz bu açıklamaların ışığında, Erdoğan’ın dün sarf ettiği; “Sene 1999, Pensilvanya’ya git, bazı tohumlar at. Türkiye devletini nasıl ele geçiririz. Niye kaçtın, niye gelmiyorsun, birileri koruma altına mı aldı seni, gel..” sözünü bir daha değerlendirin.
Güneş etrafında bu kadar hızlı dönüşü dünya yapsa, mevsimler dört ayda bir değil, haftada bir gelirdi.
Hatırlayacaksınız…
Recep Tayyip Erdoğan Türkçe Olimpiyatları’nın 16 Haziran 2012’deki kapanış töreninde Sayın Fethullah Gülen’i Türkiye’ye davet etmişti.
Erdoğan konuşmasında, “Bu sıla hasreti artık bitmelidir. Bitsin istiyoruz…” demişti.
Stadyumun içinde ve çevresinde bulunan 100 bine yakın insan, ekranları başındaki milyonlar bu çağrıyı alkışlarla karşılaşmıştı.
İşin görünen yüzü bu iken, acaba arka planı nasıldı dersiniz?
Konuşma videosunu izlerseniz, o gün ARENA stadyumundaki görkemli atmosferden Erdoğan’ın çok da memnun olmadığını mimiklerinden okuyabilirsiniz.
Hiç kuşkusuz, Erdoğan’ın davetinden daha önemli olan, 17 yılı aşkın süredir gurbette olan Sayın Gülen’in bu davet karşısında o an ne tepki verdiğidir…
Bu detayı da, iki yıl önce, 2014 yılı Ocak ayının ilk günlerinde, yani 17-25 Aralık YOLSUZLUĞA DARBE operasyonundan sadece 2 hafta sonra, ekranların en başarılı program yapımcısı ve köşe yazarı olan gazeteci bir dostumdan dinlemiştim.
Erdoğan Türkçe Olimpiyatları’nın 16 Haziran 2012’deki kapanış töreninde Sayın Gülen’i Türkiye’ye davet ederken yaparken, o sırada Sayın Gülen de canlı yayında programı izlemektedir.
Konuşma Türkiye saatiyle 22.30 sularında yapılırken 7 saatlik fark nedeniyle o sırada Pensilvanya’da vakit öğle ile ikindi arasıdır.
Kamuoyunun yakından tanıdığı bu gazeteci de dostumuz da, yine herkesin yakından tanıdığı beraberindeki 2 gazeteci ile birlikte tam da o sırada Sayın Gülen’i ziyarettedir.
Erdoğan’ın konuşması sürerken, sıra Sayın Gülen’i davet cümlelerine geldiğinde, gazetecilerin kulakları televizyonda, gözleri ise Sayın Gülen’dedir.
Bir gazeteci olarak, tarihi bir ana tanıklık edecek olmanın verdiği heyecan vardır.
Erdoğan’ın Sayın Gülen’i öven konuşması daha bitmeden Sayın Gülen gözlerini kapatır ve başını geriye doğru yaslar. Erdoğan’ın konuşması bittikten sonra bir müddet daha o vaziyette durur.
Biraz sonra Sayın Gülen başını indirir ve şunları söyler;
“Hiç samimi değil… Fırsatını bulduğunda zarar vermekten geri durmayacaktır…”
İşin doğrusu cümlenin ikinci kısmı şu an yaşadığımız süreci birebir yansıtacak şekilde biraz farklı ama, mealen böyle yazmayı uygun gördüm.
Nitekim Erdoğan’ın davetine Sayın Gülen’in cevabı ertesi günkü Zaman gazetesinde “ENDİŞELERİM SÜRÜYOR” şeklinde manşet olur.
O gün orada bulunan gazetecilerden biri döndükten hemen sonra kaleme aldığı köşe yazısında Pensilvanya’da şahit tabloyu tabloyu değerlendirirken, davet sahibi (yani Erdoğan) bir güvenlik teminatı vermedi gibi, davet edilen de (yani Sayın Gülen de) davet edenlere güvenmediğini aktarmaktadır.
17-25 Aralık’tan 3 hafta önce, 27 Kasım 2013’de kaleme aldığım “Hizmet Hareketi’ne şefkat tokadı…” başlıklı yazıda, Erdoğan’ın Sayın Gülen’i davetiyle ilgili şu satırları not etmiştim;
“Tasavvuf öğretisinden az da olsa nasibini alanlar bilirler ki, gönül dostlarının hicreti de vuslatı da, gelmesi gitmesi de, zindanlara girmesi ve çıkması da manevi işaret iledir.
Erdoğan Türkçe Olimpiyatları’nın finalinde Sayın Gülen’i Türkiye’ye davet ettiğinde, ‘Eyvah.. Bileti cebinde, yola çıkmaz üzere valizi hazır da olsaydı, bu açıklamadan sonra asla gelmez, bileti yırtar atar, valizdeki eşyalarını tekrar yerine yerleştirirdi…” diyeyazmıştım.
Şunu herkes bilmeli..
HİZMET HAREKETİNE kurulmaya çalışılan TUZAKLARIN, 17-25 Aralık’la zerrre kadar ilgisi yoktur.
Nerden mi biliyorum?
Cevabı çok basit…
17 Aralık 2013’ten 7 ay 1 gün önce, yani 16 Mayıs 2013’te Yeni Şafak’ta kaleme aldığım yazı, “Ankara dedikoduları…” başlığını taşıyor ve “Hükümetin HİZMET HAREKETİNE DARBE VURMAK ÜZERE HAZIRLIK YAPTIĞI” duyumlarına detaylarıyla yer veriliyordu.
Erdoğan’ın Sayın Gülen’i Türkiye’ye davetinin bir TUZAK olduğunu, dün yaptığı ve son iki yılda birkaç kez tekrar ettiği “1999’da neden kaçtın?” şeklinde açıklamalarından rahatlıkla anlayabiliyoruz.
Tek fark, Sayın Gülen’in BU OYUNA GELMEMESİ ve kendilerine asla güvenilmemesi gerektiği yolundaki HİSSİYATINDA haklı çıkmış olmasıdır.
Yaşadığımız sürecin HİZMET açısında ne tür hayırlara vesile olduğunu yüze yakın başlıkta aktarabilirim. Bunlardan birine bir sonraki yazımda yer vereceğim.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*