Hastane de patlar mı anne?

Bir felaketin büyüklüğünü belirleyen en önemli kıstasın ölü ve yaralı sayısı olduğunu zannetmemiz de ayrı bir felaket. Ölen ya da yaralı kişi sevdiğiniz ve tanıdığınız biriyse, işte o zaman bir kişinin bile yaralanmasının ne büyük bir felaket olduğunu anlıyorsunuz. Bu saldırının yüzlerce kurbanı arasında psikolog arkadaşım M. Akif Aydın Bey’in olduğunu duyduğumda irkildim. Mehmet Akif Bey, başarılı bir psikolog olduğu kadar dünyanın farklı yerlerindeki felaketlerde yardıma koşan bir aktivist aynı zamanda. Bir ay önce Asya Arama Kurtarma ile birlikte psikososyal destek ekibinin birer üyesi olarak birlikte Nepal’e gitmiştik. Orada deprem mağdurları için düzenlen seminerler ve workshoplarda gönüllü sunumlar yapmıştı.

TV’den izlediğimiz ve hep başkalarının başına gelen o felaketlerin bizden uzak kalacağını zannederiz. İşte ateş bu sefer yanı başımıza kadar gelmişti. Twitter’da Rümeysa adında bir kızın babasına ulaşılmadığı haberleri dolaşıyordu. Onu tanıyordum ve kızına olan bağlılığını, hiç yanından ayırmayacağını biliyordum. Demek başına kötü bir şey gelmişti. Bunu fark edince çok üzüldüm ve arkadaşları arayıp haber almaya çalıştım. Sonradan öğrendiğime göre; M.Akif Bey havaalanına umreden gelecek annesini karşılamaya gitmişti, eşi de evde misafirler için hazırlık yapmak için kalmıştı. Küçük ve sevimli kızını da her zaman olduğu gibi yanına almıştı. Patlamanın etkisiyle bayılınca kızı, panikle koşuşan kalabalıkta babasını kaybetmişti. Bacağında şarapnel yaraları ve kırık olan küçük kız ile babası farklı hastanelere götürülmüşler. Bir hostes hanımın bu yaralı küçük kızı Twitter’a yazması üzerine Gaziantep’te bir meslektaşı tweet’i görüp eşine haber veriyor. Eşi de ancak saatler sonra kızına ve eşine ulaşabiliyor.

Felaketlerin en travmatik yani insanları birbirinden koparmasıdır. Böyle durumlarda en önemli yardımlardan biri insanlar arasında network yanı iletişim ağı kurmaktır. Hostes hanım aslında bu en önemli müdahaleyi yapıyor. Böylece Rümeysa, Twitter sayesinde bütün ülkenin birlikte bulduğu bir kayıp kız oluyor. Böyle durumlarda kitle iletişim araçlarıyla bilgi akışının kesilmesinin çok büyük bir hata olduğu açık. Her zaman olduğu gibi politik kaygılar insani kaygıların önüne geçiyor bizde.
Küçük Rümeysa hastane için “Anne burası da patlar mı?” diye soruyor. İlk başta babasını görmek istemiyor. Sebebi sorulduğunda ise babasının kolu ve bacağının yerinde olmamasından korktuğunu söylüyor. Demek böyle görüntülere şahit olmuş. Şimdi Rümeysa’nın yaraları tedavi altında ve babası M.Akif Bey’in yaraları biraz daha derin ama iyiye gidiyor. Artık bu yazıyı okuyan herkes bütün yaralılar için bir dua istemiş olarak kabul etsin beni. İşte bu yazdıklarım, sadece ateşin düştüğü yerden gerçek bir hikâye.

Tanıdığımız birinin yaşadığı bu felaket, yaşananların ne derece acı olduğunu bize hissettirdi. Nice ölümler, nice yaralanmalar daha var. Kurbanların herhangi bir kişinin hikâyesi bundan daha az acı değil. Hepimizi tehdit eden böyle bir teröre herhangi bir dini, siyasi ya da ideolojik olarak yakınlık hissedenler, sempati besleyenler, görmezden gelerek dolaylı katkı sağlayanlar da en az saldırganlar kadar insanlıktan uzaktır. Ayrıca terör ile ilgisi olmayanlara terörist diyerek hedef saptırmak, gerçek terörün ekmeğine yağ sürmez mi?

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*