İhsan Yılmaz: Bazı dini oluşumlarda öyle makam odaları gördüm ki…

İhsan Yılmaz, „Makam odasının bizcesi“ başlıklı yazısında „Bazı dini oluşumlarda öyle makam odaları gördüm ki kapıdan hazretin masasına gidene kadar (şişko da olduğum için) nefes nefese kaldım! Sorsan, ‚tarikatın, cemaatin, grubumuzun, davamızın itibarı‘ derler. İyi de o zaman 1150 odalı saltanat heveslisi de aynı şeyi deyince, neden buna bozuluyorsun?“ ifadelerini kullandı.

İhsan Yılmaz: Bazı dini oluşumlarda öyle makam odaları gördüm ki…

İhsan Yılmaz, Meydan Gazetesi’ndeki köşesinde dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Yılmaz, ‚Makam odasının bizcesi‘ başlığını verdiği yazısında „Bazı dini oluşumlarda öyle makam odaları gördüm ki kapıdan hazretin masasına gidene kadar (şişko da olduğum için) nefes nefese kaldım! Sorsan, ‚tarikatın, cemaatin, grubumuzun, davamızın itibarı‘ derler. İyi de o zaman 1150 odalı saltanat heveslisi de aynı şeyi deyince, neden buna bozuluyorsun?“ ifadelerini kullandı.

İşte İhsan Yılmaz’ın dikkat çeken o yazısı:

Bazen derinlikli bir felsefeye dayalı özün özü bir ifadenin, onun ruhundan habersizlerce sulandırıldığını görürsünüz, içiniz acır. İslamcıların elinde heder olmuş böyle yüzlerce ifade, kavram ve kutsal vardır. Sadece İslam’ın değil, on binlerce yıllık insanlık serüveninin damıtılmış irfanını iğdiş edegelmiştir İslamcılar. Ya yeteri kadar güç, iktidar ve zenginlik devşirdikten sonra “eski İslamcı”lık gemisine atlayarak liberal aforizmalar savunan çakma âkil adama dönüşmüşler ya da İslamcı gemisinde istismara kah “mazlum” kah zalim olarak devam etmişlerdir. Ancak, olan o insanlığın güzel mirası kavramlara, özdeyişlere ve irfani felsefeye olmuştur.

Sorun elbette sadece İslamcılara ait bir sorun değildir. Onların izafi önemi, şu anda ülkeyi fecaat derecesinde kasıp kavuruyor olmalarından gelmektedir. Yoksa, sağdan soldan her mahallede “kaç saygıdeğer kavramın, kaç kutsalın, kaç özlü ifadenin katilisin” diye sorulacak çok kişi, kurum ve grup vardır. İslami camiada da İslamcıların dışında bu tür hakikate karşı zulümde bulunmuş çok tarikat, cemaat, dini grup ve entelektüel çevre müntesibi vardır.

Mesela, “her yerde olmayan hiçbir yerde olamaz” sözünü, “bu dünya hatta evren bir dar ul-Hizmet’tir. Her yere iyi ve hizmetkâr insan oluşumu tavır ve davranışlarımla taşıyacağım” diye düşünmek yerine, hayır, hasenat, bilgi, eğitim, hak-hakikat savunuculuğuna odaklanması gereken sermaye ile her tür ticari işlere girişenler böyle bir hatanın içindedirler.

Benzer bir hatanın “filan ya da falan şeyin bizcesi” hedefi ile ilgili olarak da yapıldığını uzun bir süredir gözlemlemekteyim. Liyakate göre iş vermek varken, adamcılık yapan, kaliteli yayın yapanla, yıllardır uyduruk işler yapana eşit muamele eden bazı üniversitelerde, “üniversitenin bizcesi, kampüse bol bol gül dikmekle olur” diye düşünen akademisyen biliyorum. Rakamsal büyümeyi ve “bina enaniyeti’ni kalitenin önüne geçiren bazı dini gruplarda ki AKP döneminde neredeyse tüm dini gruplar bu hale dönüşmüştür, kalite-keyfiyet sadece lafı edilen ama peşine düşülmeyen bir hedef olarak flulaşmış, “her yerde olmak” şehveti hormonlu büyüme sonuçunu vermiştir.

Bu, “her şeyin bizcesi” lafını kutlu mehazından alıp da ayaklara düşüren bazı kişileri dinledikçe, içimden “neden makam odasının bizcesini hedeflemiyorsun?” diye geçiririm. Küçük oğlumun Leicester’da okuduğu ilkokul devlete ait olup daha iyi işletilsin diye yönetimi özel bir vakfa devredilmiş ama masrafları devletçe karşılanan, eğitimi parasız bir kurum. Müdürü, böyle üç okula birden bakıyor. Ancak makam odası bir merdiven altı. Evet, sadece küçük bir masa ve sandalyenin sığacağı bir merdiven altı. Lafa gelince Müslüman olan, mütevazı olan bizler; ama elin Britanyalısı, Amerikalısı, Norveçlisi ise kibirli, gururlu adamlar! Peh!

Bazı dini oluşumlarda öyle makam odaları gördüm ki kapıdan hazretin masasına gidene kadar (şişko da olduğum için) nefes nefese kaldım! Sorsan, “tarikatın, cemaatin, grubumuzun, davamızın itibarı” derler. İyi de o zaman 1150 odalı saltanat heveslisi de aynı şeyi deyince, neden buna bozuluyorsun?

Makam odası burada sadece bir örnek. İnsanlardan zekat, sadaka, bağış, yardım toplayan bir oluşumun içindeki biri, o oluşumun işadamları derneğinde ya da medyasında yönetici de olsa, ehli dünya standardında “business class” uçmak zorunda mıdır? Neden “uçak yolculuğunun bizcesi” yoktur? Neden, yardım paralarını götürmek için fakir ülkelere giden işadamlarını lüks binalar, ofisler, makam odaları karşılamaktadır?

Bu tür ahlaki zayıflıklar sergileyenler, bin kişinin içinde sadece 3-5 kişi de olsa, göze bunlar batmakta, kalan iyi, kaliteli, diğerkâm ve fedakar 995-997 kişiyi gözler görememektedir. Sıfırlanacak bir şey varsa, o da bu tür kibir, rahat, rehavet ve makam heveslisi kişilerin sıfırlanmasıdır!

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*