Mahmut Çebi yazdı: Bir ‘geçmiş olsun’u özlemek

İlk şokumu Zaman gazetesi Mart ayında basıldığında yaşamıştım. İslami kesimden yıllar içinde oluşmuş çok sayıda dostunuz, arkadaşınız var. Dertlerini paylaşmışsınız, sevinçlerine ortak olmuşsunuz, birlikte birçok toplantıya eşlik etmişsiniz.

İnsan ister istemez bir hal hatır sorma, bir geçmiş olsun dileği duymak istiyor. Gazete basımı şokunu yaşadığımız ilk gün açık söylemem gerekirse zihnimde böyle bir beklenti oluşmamıştı. Ta ki birkaç saat sonra bir Alevi arkadaşım arayıp “geçmiş olsun” demesine kadar.

Bu dilek hem iyi gelmiş hem de bir ölçüde rahatlatmıştı. Ama beraberinde bir de beklenti oluşturmuştu. O ilk gün beklentim boşa çıkmıştı. Anlı şanlı dostlardan arayıp geçmiş olsun diyen ne yazık ki çıkmadı. Ben de derdimi sosyal medyada paylaştım. Sonrasında çok aşırı olmasa da arayan, hal hatır soran arkadaşlar oldu. Ama onlar kendiliğinden gelen birincisi gibi rahatlatıcı olmadı.

Türkiye’de Hizmet Hareketi’ne karşı acımasız operasyonlar devam ediyor. “Kökünü kazımak” tabirini kullanan devletlularımız bile var. Olay artık istatistiğe dönüşmüş durumda. Baskın yapıldı, gözaltına alın haberlerindeki “20, 30, 40, 50 kişi” rakamları havada uçuşuyor. Tıpkı şehit sayıları gibi onlar da kanıksanmış vaziyette. Bırak 70’i 270 bile olsa bir şey ifade etmiyor.

Her şehirde evler, işyerleri okullar basılıyor. “Hizmet Hareketi’ne yardım ettin mi, kurban, sadaka verdin mi, burs dağıttın mı?” soruları havada uçuşuyor. Bu sorulara verilen her “evet” cevabı kayıtlara suç olarak geçiyor. Masum insanların ellerine kelepçe vuruluyor, gözaltına alınıp bir eşkıya, bir terörist gibi teşhir ediliyor, hapse atılıyor. Üstelik bu kadın erkek ayırmadan herkese yapılıyor. Trabzon’da olduğu gibi 6 aylık anneye çocuğunu emzirme izni bile verilmiyor.

İktidar gücünü eline geçirenler terör dahil bir sürü bahanenin arkasına saklanarak, esasında sadece “kendileri gibi düşünmedikleri ve yapılanları onaylamadıkları için” masum insanların şerefleriyle, haysiyetleriyle, diyanetleriyle, nefisleriyle mallarıyla, canlarıyla, hürriyetleriyle oynuyorlar. Asıyor, kesiyor, insani haklarından mahrum ediyorlar. Hürriyetlerini elerinden alıyorlar. İslam dünyasında alışık olduğumuz bu tablo artık ülkemizde de yaşanıyor.

Ve tabii ki benzer bir kayıtsızlıkla…

Çocukların okuduğu okullar bile sürmekte olan zulümden nasibini alıyor. Kiminin önü dozerle kazılıyor, kiminin ise suyu kesiliyor. Zabıtalar müfettişler belli işyerlerini periyodik teftiş ediyorlar. Hakim düşünceyi onaylamayanlar seçiliyor ve onlara vergi memurları gönderiliyor. Emek gaspı bizzat ve resmen devlet eliyle yapılıyor. Kanunlara uydurulmuş bir hukuksuzluk alabildiğine, arkası kesilmemecesine devam ediyor.

Ve siz her gün bu acı haberleri okumanın, tanıdıklarınız vasıtasıyla yaşamanın ve bu zulümden kaçıp Avrupa’ya sığınmış insanların hüzünlü hikayelerini dinlemenin ruhunuzda oluşturduğu acıyla toplantılara gidiyorsunuz. Orada eski dostlarınızla arkadaşlarınızla karşılaşıyorsunuz. İster istemez bir “Nasılsınız? Allah yardımcınız olsun” vs. türü iyi dilek beklentisine giriyorsunuz. Ama ne yazık ki bu beklenti yüzde yüze yakın bir oranda gerçekleşmiyor. Arkadaşlarınız sanki hiçbir şey olmuyormuş, bu tür şeyler yaşanmıyormuş gibi davranıyorlar.

İki soru beyninizi kurcalamaya başlıyor. “Acaba haberleri mi yok? Yoksa hiç umurlarında mı değil?” Cevabını öğrenmek için soru sormak zül geldiği için içinizden “Susanların en kötüsü, ezenler dindar diye susan dindardır; konuşanların en kötüsü, zulmü aklamak için konuşandır” deyip olayı kendi haline bırakıyorsunuz.

Olayların Almanlara bakan yönünü ise gazetemizin yazarı Jochen Thies şu cümlelerle özetliyor: “Gülen Hareketi’ne bağlı insanların Türkiye’de büyük bir baskı altında olduğu Almanya’da pek az insan tarafından biliniyor. Harekete karşı öne sürülen en önemli engeller ortadan kalktığı halde Alman medyasının çoğunluğu Hareket’ten uzak duruyor. Hareket Türkiye’de en çok takibata uğrayan ve en çok dayanışma içinde olunması gereken bir oluşum.”

İkinci Dünya Savaşı bittiğinde Almanların çoğu insanların yakıldığı gaz odalarından haberlerinin olmadığını söylüyorlardı. Çünkü gazeteler yazmıyordu. Bugün de hem gazeteler yazmıyor, hem televizyonlar söylemiyor.

Ama her şeye rağmen Hizmet devam ediyor…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*