Mahmut Çebi yazdı: Etme küfür, bulma hakaret!

Büyüklerimiz “Etme bulma dünyası” derler. Eden bulur manasında “Men dakka dukka” da denir. Bunlarla, kötü niyetle yaptığın bir şeyin dönüp dolaşıp senin de başına geleceği ifade edilmeye çalışılır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dönemin Başbakanı olduğu 2014 yılından beri Hizmet hareketine ve mensuplarına olmadık hakaretler etti. Binlerce, on binlerce insanın ahını alacak sıfatlar kullandı. Üç değil, beş değil onlarca hakaret… Haşhaşi, vampir, sülük bunlardan bazıları. Şimdilerde “in”leri aşıp evlerine kadar girip “terörist” yapmaya çalıştığı insanlara yönelik ağır ifadelerini hala da bitirmiş değil.

Küfür ve hakaretin bir bulaşıcılık etkisinin olduğuna üzülerek şahitlik ediyoruz. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ağzını bozduktan sonra Türkiye’de küfür ve hakaret çığırından çıkmış bulunuyor. İmam-cemaat silsilesini hatırlatan bu kirli durum bilhassa sosyal medyada kendini gösteriyor. Meclis kürsüsü bile hastalıklı durumdan nasibini alıyor. “Şerefsiz, omurgasız, kalpazan, sahtekâr, hain, yalancı, harami, palavracı, cahil, ahlaksız, bölücü, diktatör, hırsız, vicdansız, ruh hastası, terbiyesiz, çapsız, sicili bozuk” gibi çirkin ifadeleri artık normal karşılamaya bile başladık.

“Komşuda pişer, bize de düşer” misali işin içine Almanya da girmiş bulunuyor. Alman komedyen Jan Böhmermann, 31 Mart’ta Alman ikinci kanalı olan ZDF’de yayınlanan programında Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında tek kelimeyle ağza alınmayacak bir şiir okudu.

Şiir o kadar çirkin ki, bırakın tercüme etmeyi, tarif etmek bile mümkün değil. Şiirle filan da alakası yok, hakaret etmek için peş peşe dizilmiş kirli cümlelerden ibaret. Kasıtlı yapmak isteseniz, ancak bu kadar yapılabilir denilecek ifadeler var. Bir Alman gazetecinin şiirini “geğirmiş” ifadesiyle karşıladığı Jan Böhmermann’ın fikir özgürlüğü değil, “günah işleme ve hakaret özgürlüğü” hakkını kullandığını söylemek mümkün. Çünkü bir şahsı bu şekilde rencide etmek sanat değil, tek kelime ile suç ve günahtır.

Böhmermann olayı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam manasıyla “iki ucu pis bir değnek” durumunda bıraktı. Ciddiye alıp, şiire itiraz etmeseydi, mahkemeye verip işi dallandırıp budaklandırmasaydı diyenler var. Fakat şiir ahlaki açıdan o kadar aşağılayıcı ithamlar barındırıyor ki, tam manasıyla kaçışı olmayan bir “kumpas” gibi. Bu ağır ifadelerin sineye çekilmesi çok zor. Cumhurbaşkanı Erdoğan için değil, azıcık onuru olan başka herhangi bir insan için bile mümkün değil.

Fakat ne yazık ki Başbakan Merkel’in de onayıyla yapılan bu kanuni itirazın durumu düzelteceğini ümit etmek çok zor. Konu lastik gibi çekip uzatmaya müsait. Büyük ihtimal daha da kötüleştirecek. İşine devam eden Böhmermann’ın ceza alacağına da ihtimal veren kimse yok. Bu durumun da cesaretlendirmesi sonrasında Böhmermannların sayısı artacak. Kimi meslek dayanışması, kimi reyting kimi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu nefretle yeni icraatlar yapacak. Bunların Erdoğan’ı hoş olmayan durumlara düşüreceğini ve Türkiye’nin de imajını yaralayacağını tahmin etmeye gerek yok.

İslam orta yolu tavsiye ediyor. Mutedil olmayı öneriyor. Türkiye’de her geçen gün kirlenen siyasi üslubun nereye varacağı Böhmermann olayıyla görülmüş oldu. Buna bir yerde dur demek gerekiyor. Engel olunmayan bu kirlilik topluma da sirayet ettiği için giderek tehlikeli bir hal de alıyor. “Hal dili, gönül şivesi” ile bilinen halkımızın genlerini bozuyor, tavırlarını başkalaştırıyor, üslubunu hoş olmayan bir hale dönüştürüyor.

Nezaket yeniden keşfedilmeli…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*