YORUM – SEYİT ARSLAN: Almanya-Türkiye ilişkilerinde mevsim bahar mı?

Geçtiğimiz haftanın son çalışma gününde kameralara yansıyan görüntülere bakınca iki ülke arasındaki ilişkilerin durumunu bahar olarak nitelemek mümkün.

Türkiye’nin reformlarla öne çıktığı 2010 yılına kadar sürdürdüğü AB yürüyüşünün önünde en büyük engel olan Almanya’nın başkentinde hükümetler arası toplantı yapılması oldukça önemli bir gelişme sayılmalı. Almanya’nın sadece 10 kadar ülkeyle gerçekleştirdiği Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantılarında ana gündem hiç şüphesiz ki mülteciler ve terörle mücadele oldu.

İktidar çevrelerinde ve medyasında ‘Türkiye’deki birçok önemli projenin düşmanı’ olarak gösterilen ve sürekli Türkiye’yi karıştırmakla suçlanan Almanya ile gündeme ilişkin önemli görüşmeler yapıldı. İki ülke ‘güçlü işbirliği’ vurgusunu sıkça yeniledi. Olumlu geçen görüşmelerin dışında Alman kamuoyunda farklı bir hava hakimdi. Görüşmeler, sanatçı ve yazarların Merkel’den Türkiye ile istişarelerde demokrasi, hukuk devleti ve çoğulculuk konularını gündeme getirmesini istediği mektubun gölgesinde başlamıştı. Sanatçılardan sonra Uluslararası Af Örgütü de Merkel’e Türkiye’deki hak ihlalleriyle ilgili çağrıda bulundu. Alman muhalefet partileri de Türkiye’ye yönelik ‘hukuk devleti’ konusundaki eleştirilerini devam ettirdi.

Medya hükümetler arası görüşmelere geniş yer verdi. Deutsche Welle yaşananları reel politikanın gereği olarak ‘tamamen çıkar amaçlı’ olarak değerlendirdi. FAZ toplantı öncesi yapılan beklentilere yönelik açıklamaları ‘danışıklı dövüş’ olarak nitelendirirken, Die Welt iki tarafı birbirine ‘bağımlı’ ilan etti.

Peki, tüm bu olanlar ne anlama geliyor ve bizi gelecekte ne bekliyor?
En reformcu zamanlarında Ankara’ya yeterli desteği vermeyen Almanya ve Başbakan Merkel, temel hak ve özgürlükler konusunda uluslararası kamuoyunda yoğun eleştiri alan Ankara ile ‘işbirliğini
derinleştirmek mecburiyetinde’ kaldı. Türkiye ise gelişmeleri kendi çıkarına değerlendirmenin peşinde. Ankara bir yandan mülteci krizinde ele geçirdiği kozu kullanarak maddi yüklerini azaltmış olacak. En önemlisi ise Avrupa Birliği ile oluşturulan aksiyon planına göre elde edilecek olası bir ‘vize serbestiyeti’ ile (bu uzun zamandır verilmesi gereken bir haktı) iç siyasette hanesine önemli bir puan yazdırabilecek. Vize serbestiyeti elde edilemezse ‘Avrupa yine sözünü tutmadı’ söylemi ile kamuoyuna bir yıl kadar verilecek ‘iyi işler yapıyoruz’ mesajının’ kârı ile yetinilmiş olacak.

Suriye’de iç barış sağlanmadıkça mültecilere kapılarını açık tutmak zorunda olan Avrupa’ya mülteci akını durmayacak. Kapıların açık olması savaş olmayan ülkelerdeki insanları bile Avrupa’ya doğru harekete geçiriyor. Burada Türkiye’nin alacağı önlemlerin tek başına sorunu çözmesi mümkün değil. Mülteci krizini çözme konusunda yalnız kalan Almanya’da hükümet, iç kamuoyuna yönelik Türkiye’nin oynayacağı rolü sürekli nazara vererek zaman kazanmaya çalışıyor. Kamuoyu sayının azalması yönünde atılan/atılacak adımlara gözünü dikmiş durumda.

İki ülke arasında ilişkilerin üzerine sıcaklığının kaynağını mülteci krizinden alan bir güneş doğmuş durumda. Berlin için 2005 sonrası Türkiye ‘imtiyazlı ortak’ olmaktan öteye gidemedi. Ekonomi ilişkilerin belki de en sağlam ayağı oldu. Bugün ise ilişkilerde şartların getirdiği ‘kozmetik’ bir sıçrama yaşanıyor. Bakalım oluşan bahar havası, ‘ticari ortak’tan ‘stratejik ortak’a terfi eden iki ülkeye nasıl gelecek? Bahtımıza durdurulamayan mülteci akımı sonrasında yalancı baharın soğuğunda üşümek de düşebilir..

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*