Babama benzemeye çalışırsam sonum olur

Ali Sunal, proje tasarımı kendisine ait olan yeni filmi ile seyirciye ‘Hayat Öpücüğü‘ veriyor. Başarılı sanatçı, filmin esas oğlanı olması ile ilgili, “Kendim için film yapmak istiyorum diye konuşuyordum. Dostlarım karakteri terzi gibi üstüme diktiler, ben de yaşatabilmek için elimden geleni yaptım.” diyor.

‘Hayat Öpücüğü‘ projesi size aitmiş. Nasıl ete kemiğe büründü?

En büyük hobim sinemada film izlemek. Uzun uçuşlar kaç filme denk geliyor diye hesaplarım. O kadar yani. En büyük hayalim film yapmak. Farklı projelerde yer alıyoruz ama kendimiz yapalım diye eski dostlarım Fethi Kantarcı ve Saygın Delibaş ile sürekli konuşuyorduk. Fikirler havada uçuştu, saatlerce süren toplantılardan sonra Hayat Öpücüğü ortaya çıktı.

Gerçek bir hikâyeden mi yola çıktınız? Yoksa…

Karakterler gerçek. Hastalık hastası bir adamla, anı doyasıya yaşayan bir kızın tesadüfen karşılaşıp birbirlerine tutunmalarının hikâyesi. Sokakta böyle çok insan var.

Başından beri ‘esas oğlan’ı ben alırım düşüncesi var mıydı?

Tabii canım. ‘Kendim için film yapmak istiyorum‘ diye konuşuyordum. Dostlarım erkek karakteri terzi gibi üstüme diktiler, ben de yaşatabilmek için elimden geleni yaptım. Senaryoyu okuyunca bir iki yerde kendimi gördüm. Defalarca okudum ama ezberlemedim. ‘Diyalogları o kadar rahat hazmedip söyleyeceksin ki inanamayacaksın‘ deniyordu. Hakikaten laflar benimmiş gibi akıp gitti. Sonra Hayat rolü aranmaya başladı. Hatice (Şendil) gelip o rolü alıp gitti. Biz vermedik, o kaptı. ‘Çok istiyorum bu rolü, benim ona, onun bana ihtiyacı var‘ dedi.

Ana karakter Metin, denize hasret yaşayan bir abimiz…

Tekne tasarımcısı. Dünya çapında bir adam olacakken ölüm korkusu olduğu için evinden çıkmıyor. Acilin kapısındaki evi tutmuş, her şey hijyenik, güvenli. Hastanenin aciliyle evi arasına hayatı sıkıştırmış bir adam. Doktor bir şeyin yok, demesine rağmen kesin vardır diyen biri. Tesadüfen orada Hayat’la tanışıyor ve hayatı değişiyor. Sonra aşkın ‘hayat öpücüğü’yle onu nasıl dönüştürüşünü görüyoruz.

Klasik aşk filmlerinden ayrıldığı noktalar nelerdir?

Hikâye anlatma biçimin farklı değilse neden film çekiyorsun. Arkadaşlarınla mısır patlat, otur eski filmleri seyret. Bizim tarzımız hakikaten farklı. Yerli bir aşk hikâyesi anlatıyoruz. Bizim hikâyemizin hüzünlü yerleri var, gülümsediğimiz, kahkaha attığımız yerleri… ‘Ulan bu zamanda da böyle aşk olabiliyormuş‘ dedirtecek, kanımızı kaynatacak, tüylerimizi diken diken edecek, yeri geldiğinde boğazımızı düğümleyecek ve çok da gülümsetecek bir hikâye… Aksiyonumuz da yok değil. Bir sahnede köpek beni kovalıyor. Benim için büyük aksiyondu (Gülüyor). Koşarken kendimi sakatladım. İnsanlara ne kadar aksiyon gelir bilemiyorum ama tatlı bir sahne oldu. Film 90 dakika ama yarım saat sürüyor gibi. Çok içime sindi. Hayal ettiğimden daha iyisini perdede gördüm.

Film yolculuğunuz komedi ekseninde ilerliyor. Mizah tercihinde babanızdan gelen genlerin etkisi nedir?

Janset (Paçal) ‘Hem Ali, hem Kemal Sunal’la oynadım‘ diyordu: “Ses, mimikler, jestler benziyor.” Asla babam gibi olamam, ona benzemeye çalışırsam bu benim sonum olur. En iyisi o. Bir lokma ırsi bir şey geçmişse bir oyuncu için dünyanın en büyük şansı olur diye düşünüyorum.

Babanın isminin taşınmaz bir yüke dönüştüğü oluyor mu hiç?

O kadar güzel bir yük ki. Taşıyacaksın. Bunu taşıyamıyorsan neyi taşıyacaksın? Düşünsenize herkesin sevdiği adam, babanız. Hiç olmadık yerde gelip ‘Kaybettik, çok üzgünüz‘ deyip moralinizi çökertiyorlar ama onlar da kendi ailesinden görüyor, dertleşmek istiyor. Ona razı olacaksın. Göğsünü gere gere gez, daha büyük bir miras var mı? Bunun karşılığı kaç para olabilir.

ANNEM MERCİMEKLİ BÜKLESİNİ YAPIP SETE GELDİ

Kardeşiniz Ezo ile Gül anne, proje tercihlerinizi nasıl yorumluyor?

Direkt itici güçler. Bu filmin bir özelliği de şu: Babamın setine annem hiç gitmemiş. Necati abinin (Akpınar) ısrarıyla bir gün setimizi ziyarete geldi, mercimekli bükmesini, ev baklavasını yapıp. Önce mahcup oldu. Siz burada çalışıyorsunuz, ben size ayak bağı oluyorum falan. Bir de zor bir gündü, sabahlayacağımız bir gün. Büyük bir güç oldu bize. Duygusallaştık. O gün ki sahnelerde de duygusallığa ihtiyaç vardı, çok iyi denk geldi. Allah’a çok şükür her şey gönlüme göre devam etti.

‘Hayatımda ilk defa sette uçurtma uçurdum‘ demişsiniz. Yıldız bir oyuncu olmanın diyeti mi bu?

Bir uçurtmayı havalandırıp uzun süre uçurduğum settir herhalde. Bisiklete de ilk defa bindim. İlk çekimde ağaca girdim, ikincisinde Hatice’ye çarptım, üçüncü de aşağıya doğru indim, tuttular. Çok komikti. Diyet meselesine gelirsek, yıldız bir oyuncunun oğlu olmanın eksikliğini yaşamadım. Zaten yeterince fazla bir adamdı. Elinden tutup parka, maça gitmenin açıklarını çok güzel kapattık. Bir tek gittikten sonra yokluğunu hissettim.

Şanslıyım çünkü insanları gülümsetebilme olasılığım var

Ülkede terör hortladı, herkesin suratı asık. Böyle dönemlerde komedi yapmak daha zor olmalı.

İki ayrı açıdan buna yaklaşacağım. Birincisi filmimiz bir aşk hikâyesi. İçinde her daim umudu, ışığı barındırıyor. Seyirciye sıcak bir hikâye anlatırken gülümsetiyoruz. Biz Güldür Güldür Show’un gösterilerine devam ediyoruz, ertelemiyoruz. Çünkü bizim gülümsetmeye, gülmeye ihtiyacımız var. Bu kadar acının içinde içimizden gelmiyor. Birlikte yapılınca keyifli bir şey. Birleştiren, arayı ısıtan bir şey. Kardeşçe, dostça gülelim diye şovumuzu, filmimizi de zamanında yayına sokuyoruz ki belki gülmek bize bazı şeyleri hatırlatır. Komik bir şey yapıyorsak acımız yok anlamı taşımıyor. Biz gülümsetmeye çalışıyoruz. Zor zamanda bunu yapmak da daha değerli. Gülümseyen, hayata o sıcaklıkla bakan daha merhametli, barış yanlısı olur.

Gündemin yükünü omuzlarınızdan nasıl atıyorsunuz?

O yük bir yerde duruyor, atılacak bir şey değil. Keşke bunların hiçbiri olmasa. Çalışarak yükünü hafifletebiliyorsun. İnsanları gülümsetebilme olasılığım var, şanslıyım. Bunu kullanmamaya yüreğim el vermez. Ben acılar yaşadım. Bir gülümsemenin ne kadar değerli olduğunu tecrübe ettim, onun için anlayabiliyorum.

Kahkahamla meşhur oldum

Güldür Güldür bir hayli izleniyor. Her kanalda benzer programların olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz bunu bence iyi yapıyoruz. Samimiyiz. Başlarda tam tutmadı, bir şeyler oldu ama kimse inancını kaybetmedi, bugüne geldik. Seyirci beğeniyor, programın devam etmesi için gerekli reytingi de veriyor. Biz de o motivasyonla daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yapabilen başkaları da varsa yapsınlar. İki kişiyi de onlar güldürse fena mı olur. Bizim programa çok gülüyorum. Arkadaşlarımız formata uyum sağladılar, gözleri kapalı oynuyorlar ve sinirimi çok bozuyorlar. Gülmem zordur, devamlı gülmem. Kahkahamla meşhur oldum.

Hayatının merkezindeki şehir, yazar, dostu…

Şehir: İstanbul. Ailesi, işi, yaşamasına sebep olan her şey bu şehirde. Her şey bir kenara, babası bu şehirde yatıyor.

Yazar: Annesi Gül Sunal. Geçtiğimiz yıl annesi, Kemal Sunal’ın aile hayatını anlatan ‘Kemal Hadi Gel, Bi Kahve İçelim‘ adında bir kitap yazmıştı. Üslubuna bayılmış: “Şahane”.

Yemek: Ayırt etmiyor. ‘Güzel yapılan her yemeği yerim‘ diyor. İster suşi, ister karnıyarık olsun fark etmez. Önemli olan nasıl yapıldığı. İyi yapamıyor belki ama iyi yer. Öyle güzel yer ki yapanı yiyişiyle ödüllendirir.

Dostu: Sırtını yasladığı, destek aldığı en büyük dostu ailesi.

Usta: Kemal Sunal. En iyisi.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*