Berivan Aslan: Çatışmacı dil Avrupa’daki gurbetçileri bile gettolaştırdı

Avusturya Parlamentosu Yeşiller Partisi Milletvekili Aslan, AK Parti’nin Avrupa’da yıllardır emek verdikleri entegrasyon politikasını çökerttiğini söyledi. Aslan’ın röportajı Zaman Gazetesinin Türkiye baskılarında birinci sayfadan manşetten verilerek 750 binzaman okuruna ulaştı. Berivan Aslan “AK Parti sadece Türkiye’deki insanları kutuplaştırmadı; Avrupa’daki Türkiye kökenlileri, Müslümanları da kutuplaştırdı hatta gettolaştırdı.” dedi.

Avusturya Parlamentosu Milletvekili Berivan Aslan, Paris katliamından sonra Avrupa’da Müslümanlara karşı düşmanlığın daha da artacağını söyledi. Yakın zamana kadar liberal ve demokrat ülke olarak ön plana çıkan Türkiye’nin, seçimde artan baskılar ve basına tehditler sebebiyle Avrupa’daki Müslümanların imajını koruma fırsatını kaçırdığını ifade etti. AK Parti’nin Avrupa’daki seçimlerde gurbetçiler üzerinde etkili olduğunu belirten Aslan, Türk seçmenin Yeşiller’den Sosyal Demokratlara, ardından Hıristiyan partisine kaydığını anlattı. Sonunda kendi partisini kurup Viyana seçimlerine girdiğini ama başarılı olamadığını dile getirdi. Yıllardır emek verdikleri entegrasyon politikasını AK Parti’nin çökerttiğini kaydeden Aslan, “AK Parti, Avrupa’daki Türkiye kökenlileri, Müslümanları da kutuplaştırdı hatta gettolaştırdı.” dedi. Erdoğan’ın mülteci krizini siyasî şantaj olarak kullandığını sözlerine ekledi.

Mülteci krizi at pazarlığı ile çözülür mü?

Türkiye ile AB arasında üyelik müzakereleri, yeni açılacak fasılların başlıklarını tartıştığımız, yüzümüzün AB’ye dönük olduğu günler gerilerde kaldı. Şimdi Türkiye’nin demokratikleşme ve refah hedefinin çıpası sayılan AB ile neredeyse sadece mülteci krizi konuşuyoruz. Ama onun bile çerçevesi para pazarlığını aşamıyor. Şu kadar verin yoksa milyonlarca mülteci kapınıza dayanır… Diğer yandan IŞİD terörü ve en son Paris katliamı Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli için gün geçtikçe daha büyük risk haline geliyor. Avusturya Parlamentosu milletvekili Berivan Aslan ile Avrupa’daki Türklerin siyasi tercihlerini IŞİD terörünün yarattığı riskleri ve aramızda at pazarlığına dönüşen mülteci krizini konuştuk.

IMG_0275Paris katliamı sonrası Avrupa’nın tek gündemi IŞİD terörü oldu. Avrupa’dan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?

Biliyorsunuz, Avrupa’da Araplara ve Türklere karşı IŞİD ile yükselen büyük bir önyargı var. Paris katliamından sonra bu önyargı ve düşmanlık daha da artacak. Oysa Türkiye yakın zamana kadar daha liberal ve demokrat bir ülke olarak ön plana çıkmıştı. Ama son birkaç yıldır yaşananlar ve özellikle seçim aşamasında artan baskılar, basına yönelik tehditler sadece Avrupa’daki Türkiye imajına zarar vermedi ve Avrupa’daki sağcı partilerin elini güçlendirdi. Oysa Erdoğan’ın elinde sadece Türkiye’nin değil, Müslümanların imajını koruma fırsatı vardı. Ama Türkiye bu fırsatı kaçırdı.

Türkiye’de yaşananlar Avrupa’daki Türkleri, Müslümanları nasıl etkiliyor?

Avrupa ile vatandaşlık bağımız bile olsa biz hepimiz bir grubu Türkleri, Kürtleri, Arapları ya da başka göçmen topluluklarını temsilen buradayız. Bu nedenle Türkiye’de yaşanan her şey bizi çok etkiliyor. Erdoğan’ın izlediği egosantrik politikanın sonuçlarını biz de burada yakından yaşıyoruz. Şehirlerin ablukaya alınmasını, basına yönelik baskıları, seçim kampanyası boyunca yaşanan ihlalleri AGİT de gördü.

Türkiye’de şöyle bir seçmen kitlesi var. Avrupa’daki imajımız kötü olsa ne olur? Onlar zaten bize düşman diye düşünüyor. Olumsuz imajın somut riski ne?

Avrupa’daki göçmenler, Türkler, Araplar, başka göçmenler zaten yıllardır ikinci sınıf insan muamelesi altında yaşamaktan çok rahatsız. Türkiye’de baskıcı bir yönetimin varlığı onların hayatlarını kolaylaştırmıyor. Hak talep ettiği zaman açıkça siz önce kendi geldiğiniz ülkeye bakın, diyorlar. En azından kamuoyu öyle yaklaşıyor. Avrupa siyaseti ise Erdoğan’ın çok otoriter bir rejim kurduğunu görüyor. Yeşiller ya da sosyal demokrat partilerin işi daha da zorlaştı.

Ama sanıyorum AKP’nin Avrupa’daki oy oranı Türkiye genelinin çok üzerinde ve yüzde 67 civarı… Neden sizce?

Öncelikle Avrupa’da göçmenler azınlık haklarını koruyan daha özgürlükçü partilere destek veriyor. Türkler de öyle. Ama aynı Türkiye kökenli seçmen Türkiye’de otoriter ve baskıcı bir yönetimi destekliyor. Bu büyük bir çelişkidir hatta Türkiye açısından sosyolojik ve siyasal olarak büyük bir bunalımdır aslında ve biz bunun farkında değiliz. Çok ağır bir travma yaşıyor. Ama bu diyagnosu kabul etmediğimiz için çözüm için bir şey de yapmıyoruz.

Türkiye kökenli seçmen Türkiye söz konusu olduğunda neden daha otoriter eğilimli? Burada bir paradoks yok mu?

Bakın şöyle örnek vereyim. Ben Avusturya parlamentosuna seçildiğim zaman bir gazeteci benim Kürt olduğumu yazdı. Röportaj sırasında annemle konuşmama şahit oldu ve siz Türkçe değil Kürtçe konuştunuz Kürt müsünüz, diye sordu. Evet dedim. Bu açıklamamdan dolayı buradaki yani Kürt olduğumu söylediğim için Türkiye kökenli seçmen tarafından şiddetli bir baskı, hakaret ve saldırıya maruz kaldım. Şimdi bakın ben siyasi tercihlerini doğru bulmadığım o kitlenin haklarını savunuyorum. Çünkü bu insanlar bizim insanlarımız.

AK Parti Avrupa’daki seçimlerde gurbetçi oyları üzerinde ne kadar etkili?

Çok etkili… Gezi olaylarından sonra hemen Ankara’dan bir talimat geldi. Yeşiller Partisi’ni desteklemeyin diye. Neden? Çünkü onlar Erdoğan’a darbe girişimine destek verdiler. O zaman Türkiye kökenli seçmen Sosyal Demokrat partilere kaymaya başladı. Sosyal demokratlar da IŞİD ile mücadele gerekçesiyle PYD üzerinden Kürt hareketine destek vermeye başlayınca Türk seçmen ondan da uzaklaştı. Avrupa Hıristiyan partisine döndüler. Onlar da İslam yasasına bir şekilde destek verince ortada kaldılar. Son olarak mesela Avusturya Parlamentosu Ermeni soykırımı ile bir açıklama yapınca AK Parti tabanı tüm partilerden uzaklaştı ve kendi partisini kurmaya karar verdi. Viyana seçimlerine kendi partileriyle girdiler. Ama başarılı olamadılar, eyalet Meclisi’ne giremediler. Gülünç bir duruma da düştüler. Ama hepsinden önemlisi bu karar ile entegrasyon politikası sıfırlandı. Bizim yıllar boyunca emek verdiğimiz entegrasyon politikası AK Parti iktidarı tarafından çökertildi. AK Parti sadece Türkiye’deki insanları kutuplaştırmadı, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlileri Müslümanları da kutuplaştırdı hatta gettolaştırdı. Oysa bizim evde Kürtçe ve Almanca konuşulurdu. Ben Türkçeyi komşu çocuklarından öğrendim. Avrupa’da yaşayan göçmenler, hepimiz pechwork kimliklere sahibiz. AK Parti bizi de bir kalıba sokmaya çalışıyor. Ama biz o kalıplara sığmıyoruz.

Avrupa’daki Türkiyeli göçmenler ‚anavatan‘ üzerinden kurgulanan bu gettolaşmaya nasıl tepki veriyor?

AK Parti iktidarı bu gettolaştırma sürecinde Avrupa’nın göçmen politikalarının zaaflarını, açmazlarını çok iyi kullandığı için bir tepki yok. Yanlış entegrasyon politikaları yüzünden her türlü forma girmeye hazır bir kitle var ve tamamen kendi ülkesinin siyasetine göre tercihlerini belirliyor. Düşünün ki camideki imam açık açık ‘Hepiniz bu seçimde AK Parti’ye oy vereceksiniz.‘ diyor

Birkaç gün önce AK Parti seçimlerdeki desteklerinden dolayı imamlara plaket verdi…

Bu aslında bir vicdan meselesidir. Bir parti ideolojisiyle filan ilgili bir durum değil. O imamların vicdanı bunu nasıl kabul ediyor anlamıyorum. Diğer yandan Türkiye’de devletin güvenlik birimlerinin kendi vatandaşına bu kadar baskı uygulaması hatta güneydoğuda öldürmesi de siyasi bir tercihin konusu olmaktan çok bir vicdan meselesidir. İnsanların vicdanı bunları nasıl meşru görüyor anlamakta zorlanıyorum.

‘Paris katliamı mı Avrupa’nın göçmen ve Müslüman politikaları için bir milat olacak?‘ yorumları yapılıyor. Sizce de öyle mi?

Biz Paris katliamının sonuçlarını daha görmeye başlamadık. Maalesef bunlar bizim iyi günlerimiz olacak. IŞİD’in ortaya çıkmasıyla Müslümanlar için çok zor günler başlamıştı. Paris katliamından sonra hepimiz tüm Müslüman göçmenler artık potansiyel terörist olarak görünüyoruz. Özellikle eski jenerasyon daha dindar ve muhafazakar kitleler maalesef bu saldırıların sonuçlarını çok ağır yaşayacak. Ve Türkiye böyle bir süreçte arkamızda durması gerekirken tamamen yalnız bıraktı.

Nasıl yalnız bıraktı?

Türkiye daha ılımlı, daha liberal ve biraz daha entegrasyonu önceleyen bir politika izleseydi, böyle bir dil kullansaydı Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için daha hayırlı olurdu. Türkiye arkamızda durabilirdi. Ama öyle yapmadı. Daha da kutuplaştırdı. Kendi tabanını daha da gettolaştırdı. Üstelik IŞİD’e destek verdiğine dair yaygın bir kabul var.

Sizce Avrupa IŞİD’e destek konusunu yeterince ciddiye alıyor mu yoksa başka parametreler mi var?

Aslında Avusturya dahil Avrupa siyaseti IŞİD konusunda çok hassas ama başka handikapları var. Mesela Türkiye’nin IŞİD’e destek vermesi konusunda bir tepki var ama birçok politikacı Türkiye kökenli seçmenin tepkisinden korktuğu için bunu yüksek sesle dile getiremiyor. Bir süre önce AP vekilleri arasında IŞİD’e verilen destekten dolayı bazı Türk yetkililerin yargılanması için teklif bile konuşuldu. Ama konu sonra kapandı…

Son dönemde Türkiye ile AB arasındaki en önemli konu başlıklar değil mülteci krizi… Avrupa, mülteci pazarlığı nedeniyle Türkiye’yi kızdırmak istemiyor gibi. Erdoğan açıkça ‚Akdeniz’e 2 milyar mülteci inerse ne yapacaksınız?‘ diye sordu.

Evet ve açık söyleyeyim Avrupa bu konuda ikiyüzlü. Sorunun tamamen farkındalar ama ‚Erdoğan’ı küstürürsek mültecileri Avrupa kapısına yığar‘ diye endişe ediyorlar. Bu nedenle ‚Türkiye’ye biraz para verelim mültecilerde onlar ilgilensin, bizim başımız ağrımasın‘ derdindeler. Bu büyük bir ahlaksızlık. “İnsani boyut beni ilgilendirmiyor. Siz onları geri mi gönderirsiniz, kamplara mı kapatırsınız? Ne yaparsanız yapın. Ben parasını vereceğim.” diyor Avrupa siyaseti. Sadece liberal ve demokrat olanlar bu tutumu eleştirdi. Merkel’in seçimden önce Türkiye’ye gitmesine de çok tepki verdiler ama genel hava farklı. Merkel gitti, çünkü ortada çok net bir mülteci tehdidi hatta şantajı vardı. Türkiye mülteci meselesini Avrupa’ya karşı bir koz hatta şantaj olarak kullanıyor, Avrupa’nın ikiyüzlü tutumuna bakınca da “Niye kullanmasın ki. Kendi ülkesinde her şeyi koz olarak kullanıyor. Avrupa’ya karşı da mültecileri kullanıyor.” diyorum, maalesef durum bu. Diyarbakır’da aylardır kampta yaşayan Ezidileri bir günde Kapıkule sınırına yığmadı mı? Nasıl anlaştılarsa geri çektiler…

Anlaşılan Avrupa da hazırlıksız yakalandı. Ya da Türkiye’nin böyle bir adım atmasını beklemiyorlardı…

Büyük ihtimalle beklemiyorlardı. Avrupa sınırına gelen mültecilerin profiline bir bakın. Çok büyük kısmı savaştan yeni kaçan insanlar değil. Birkaç yıldır Türkiye’de mülteci kamplarında kalmış biraz birikimi olan insanlar. Ve birden kamplarından çıktı ve Avrupa yollarına düştüler. Ne oldu. Neden birden on binlerce insan kampları terk etmeye başladı? Avrupa mülteci krizinde ikiyüzlü. Avrupa mülteci krizinde çok aciz. ‘Nasıl olsa bu savaş bizi vurmaz‘ diye de düşündüler. Ama şimdi öyle değil. Sanki Suriye savaşı dün başlamış gibi bir telaş içindeler. Türkiye’nin bir gün kapıları açacağını tahmin etmediler. Bu günlerden daha zor günler bekliyor Avrupa’yı. Sağ partiler yükseliyor ve muhafazakar partiler daha sağa kayıyor. Mülteci krizi yakın gelecekte çok daha büyük sorunlara yol açabilir. Avrupa siyaseti mülteci krizini bir siyasi pazarlık ile çözmeyi düşündüğü için Recep Tayyip Erdoğan da bunu çok iyi kullanıyor. Mutlu mesut at pazarlığı yapar gibi mülteci pazarlığı yapıyorlar.

Göçmen krizi Türkiye AB ilişkilerinde tek başlık haline gelmiş görünüyor…

Evet, Avrupa yine aynı nedenle iktidarın muhalif kanalları kapatmasına muhalif gazetelere baskı yapmasına hatta muhalif görünen işadamlarının mallarına el konulmasına daha da kötüsü AK Parti’ye oy vermeyen şehirlerin abluka altına alınmasına seyirci kalıyor. İşin ilginç yanı Türkiye’de de insanlar olup biteni sadece izliyor. Tepki göstermiyor. Bakın Avusturya’da da aynı şeyler oldu. Hitler aynı şeyi yaptı. Önce azınlık grupları yalnız bırakıldı. Halk nasılsa yapabileceğimiz bir şey yok. Öyleyse biz güçlüden yana olalım, diye olup bitene sesiz kaldı. Tüm totaliter rejimlere dönüşme süreçleri aynıdır.

IMG_0214HDP milletvekili imajınız var. Nasıl bir gönül bağınız var?

Tüm Avrupa’da hem Yeşiller Partisi hem de sosyal demokratlar seçimlerde HDP’yi destekledi. Parti programlarımız da çok yakın. Ben ayrıca HDP’nin Türkiye’nin şansı olduğunu düşünüyorum. HDP’nin tüm seçim sürecindeki baskı ve linç kampanyalarına rağmen Meclis’e girmesi büyük bir başarı ve şanstır. AK Parti çizgisi ile örtüşmeden muhafazakar insanların varlığı Türkiye için umut verici… Türkiye bizim memleketimiz. Anamızın babamızın memleketi. Ne kadar Avusturya meclisinde bir milletvekili bu ülkenin vatandaşı olsak da yarın bir gün öldüğümüzde Türkiye’de gömüleceğiz. Mezarımız orada olacak.

7 Haziran 1 Kasım arası hayal kırıklığı yaşadınız mı?

HAYIR hayal kırıklığı yaşamadım ama o süreç HDP açısından da çok zordu? HDP doğru dürüst siyaset yapamadı ki. Miting yapamadılar. Mitinglere bomba konuldu. Seçim öncesi bir cenazeden diğerine gittiler. Dolayısıyla doğru dürüst bir kampanya yapabilseler seçim başarısı ya da başarısızlığı analizi yapabilirsek. Ama olmadı.

HDP içinde başkanlığa yeşil ışık yakan vekiller var…

Başkanlık teklifi AK Parti’den Erdoğan’dan gelince insan bir şüpheye düşüyor. Türk usulü başkanlık istiyorlar çünkü. Güven vermiyor. Totaliter bir rejime yol açan bir tek adam rejimi öneriyorlar. Diğer taraftan Avusturya siyaseti Erdoğan’ı zaten fiili başkan olarak görüyor. Anayasa değişse başkan seçilse şu an yapamadığı neyi yapacak ki? Zaten yapıyor.

Doğan Ertuğrul/ZAMAN

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*