Bir kişiyi bile mutlu etsen kahraman olursun

Kimi onu ‘sesi gülen adam‘, kimi ‘şalvar giyen şarkıcı‘, kimi de ‘meddah‘ olarak biliyor. Son dönemin fenomen ismi Koray Avcı’dan söz ediyoruz. Şarkıcılığa sokaklarda başlayan Avcı, internete yüklediği video milyonlarca kez tıklanınca bir anda meşhur oldu. İnsanları mutlu etmek gerektiğini söyleyen sanatçı, “Mesela biri gelip ‘Dargındık, sayende barıştık, iki ay sonra evleniyoruz.‘ deyip kartını getiriyor. Bu beni çok mutlu ediyor.” diyor.

Koray Avcı’nın müzik sevdası nasıl başladı?

Ben Erzincan Tercanlı’yım. Alevi’yim. Kültürümüzün ve mezhebimizin getirdiği bir müzik bağımlılığı var. Ailemizde türkü söyleyen birçok akrabam var. Bunların büyük etkisi oldu. Hayatımda hep türküler ve deyişler oldu. Babam bize kasetler alırdı, akşama kadar evde tüylerim diken diken o kasetleri dinlerdim. Neşet Ertaş, Orhan Gencebay, Ahmet Kaya, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses’in kasetleri vardı. Kalemle defalarca sara sara dinlerdim. Çocukluğum öyle geçti. Dışarıda çocuklarla oyun oynarken beni döverlerdi,  sevmezlerdi beni. Ağlaya ağlaya eve gelip akşama kadar müzik dinlerdim. Küçüklüğümden beri pop hariç her müzik tarzında şarkı söyledim. Pop müzik okuyamam. En fazla Sezen Aksu söylerim.

Sanırım aileniz müzikle ilgilenmenizi istemiyormuş…

Evet istemiyorlardı. O dönemlerde aileler hep çocuğum okusun, altın bileziği olsun isterdi. Anne-babaların iş profilinde doktor, mühendis, avukat gibi meslekler vardı. Ben fevri ve isyankâr bir çocuktum. Babam benden çok çekti. Ama o zaman onları yapmasaydım şu an mutsuz bir adam olurdum.

Bir anda üniversiteyi bırakıp kendinizi sokaklara atıyorsunuz. Bu da çok fevri bir karar değil mi?

Aslında şöyle oldu; üniversitedeyken küçük kafelerde ve barlarda müzik yapıyordum. Ama üniversiteye gidince parasız kaldım. Muğla’da sokakta bir müzisyen çalıyordu. Yanına oturup şarkı söylemeye başladım. Herkes yanımıza oturmaya başladı. Nefes aldığımı hissettim. Herkes cebindeki parayı bizimle paylaşmaya başladı. İnsanlardaki sevgiyi görünce içimdeki sevgiyi paylaşabileceğim en iyi yerin sokaklar olduğunu gördüm.

Sonrasında Ankara’ya gidiyorsunuz…

Evet âşık oldum, Ankara’ya gittim. Orada da parasız kaldım. Sonra “Muğla’da sokakta müzik yaptım, Ankara’da neden yapmayayım?” dedim. Ne de olsa büyüdüğüm yer, memleketim. Yaklaşık beş yıl sokaklarda şarkı söyledim.

Siz sadece şarkı söylemiyorsunuz. Türkülerin şarkıların hikâyesini de anlatıyorsunuz, kendi anılarınızı da. Bir nevi meddahlık değil mi sizinkisi?

İçimdekini söylediniz. Yaşadığım bir olay var. O zamanlar İstanbul’a geliyoruz. Bir keresinde Kadıköy’deyiz. Yine sohbet edip şarkı söylüyordum. Çok yaşlı bir adam geldi yanıma, cebindeki son parayı önüme bıraktı ve “Oğlum sen son meddahsın.” dedi. “Ben böyle bir yükün altına giremem.” dedim. O beni uyarana kadar ben ne yaptığımı bilmiyordum. Bazıları bu sohbetlerden sıkılsa da sahnede hem şarkı söyleyip hem de sohbet etmeye devam edeceğim.

Videolarınız internette bir anda fenomen haline geldi. Bu nasıl oldu?

Aslında bunun için bir şey yapmadık. Sokakta müzik yapıyorduk ve bizi çeken insanlar bunları internette paylaşıyordu. Bir gün evde uyurken annem “Kalk oğlum apartmanda senin şarkın çalınıyor.” dedi. Baktım gerçekten benim. İnternete hiç girmiyorum ki, haberim yok. Sonra bir baktım bir sürü video var, milyonlarca tıklanmış. Ben Karanfil Sokak’ta müzik yapıyordum. Eskiden iki yüz-üç yüz kişi gelirdi. Videolardan sonra bin kişiyi geçmeye başladı.

Peki sokaklardan müzik salonlarına nasıl geçtiniz?

Sokakta müzik yaptığım yerdeki esnaf bu durumdan rahatsız olmaya başladı. Çünkü binlerce kişi geliyordu ve o insanların dükkanları işlemez hale geliyordu. Onları mağdur edemezdim. Ama anlatmam gereken çok şey vardı. Ünlü olmak için değil mutlu olmak ve mutlu etmek için. Sokakta söylemekten sesim de çok yorulmuştu, biraz dinlenmek istedim. O ara kendimiz video çektik. Milyonlarca kez tıklandı. Bu kadar sevileceğini bilsem insanlar dinlesin diye daha çok çekerdim. Sonrasında da artık konser vermemiz gerek dedik ve konserlere başladık.

Şimdi albümünüz var ama daha albümünüz olmadan binlerce kişiye biletli konser vermeye başladınız. Biraz garip değil mi?

Yapımcım Ahmet Çelenk, -ben ona baba diyorum- bana “Aferin, sen kendi reklamını kendin yapmışsın zaten. Artık ailemiz sana daha iyi imkanlar sunmak için çalışır.” dedi. Bunlar hep kendiliğinden olan şeyler aslında. Kısmet.

Önce sokaklarda, sonra internette şimdi de her yerde Koray Avcı fırtınası esiyor. Onun için ‘sesi gülen adam‘ diyorlar. Deli dolu, mutlu ama bir o kadar da duygusal bir müzisyen. Hiç oynamıyor, ne hissediyorsa o an söylüyor. Yeri geldiğinde de ağlıyor. Biz de sohbet ederken onunla kah güldük kah duygulandık. İşte hayatıyla, müziğiyle Koray Avcı.
 

En büyük kahramanlık insanları mutlu etmek

Hayatınızda bir şeyler değişti mi?

Daha çok ağlıyorum, daha çok koşturuyorum. Artık küçük mekanlarda oturamıyorum, sokaklarda rahat dolaşamıyorum. Kendime ait bir yatağım oldu. Bugüne kadar hep başka yataklarda uyudum. Şimdi bir yatağım var ama yatak beni yadırgıyor ve kabul etmiyor.

O yüzden kendi yatağımda uyuyamıyorum.

Çok farklı bir karaktersiniz. Çok doğal davranıyorsunuz, belki de bu yüzden bazıları sizin rol yaptığınızı düşünüyor…

Çok önemli değil. Seni üç saat dinliyorlar. Eve gittikten sonra benim ne yaptığımı kimse bilmiyor. Saatlerce çalışıp kendi kazandığım para ile aldığım yatakta bile yatamıyorsam, güneşin doğmasını bekliyorsam, varsın rol yapıyor desinler. Önemli değil. Bunları hiç düşünmüyorum.

Kendinizi bu dünyaya ait değil gibi mi hissediyorsunuz?

Yok, mutluyum ben aslında. Beni seven dostlarım var. Yaşamak için sebeplerim var. Dünyada güzellikler ve yapmamız gereken güzel işler var. Uyuyamıyorum diye isyan edemem. Bu dünyaya sevgi lazım. İnsanları mutlu etmek lazım. Herkes para için yaptığımı sanıyor ama ben bu kadar yorulmaya meraklı değilim. İnsanları mutlu etmek beni mutlu ediyor. İnsanları mutlu etmek de bir kahramanlıktır. Mesela biri gelip “Dargındık, sayende barıştık” diyor. ‘İki ay sonra evleniyoruz” deyip kartını getiriyor. İnsanlarla bir bağ kuruyoruz. Özgürlük, sevgi ve barış için bir mücadele var.

Şalvar giydiğim için kilolu sanıyorlar

Birgün bu şöhretinizi kaybetseniz üzülür müsünüz?

Hayır. Düşünün şu anda sadece yetişkinler değil, gençler ve çocuklar da beni dinliyor. Büyüyünce de dinleyecekler, onların çocukları da dinleyecek. Bırakın unutulmayı bu dünyadan göçüp gitsem bile şarkılarım dinlenecek. Şu an bile bir konser bileti ne kadar, kim ne kadara geliyor bilmiyorum. Sadece şarkımı söylüyorum. Keşke halk konserleri de yapabilsek. Ama ekipte birçok arkadaş evine ekmek götürüyor. O yüzden mecburen biletli yapıyoruz.

Bir de siz hep şalvarla çıkıyorsunuz sahneye…

Bu bir imaj çalışması değil. Sahnede kendimi öyle rahat hissediyorum. Kendim oluyorum. Şalvar giydiğim için beni kilolu sanıyorlar. Şalvarı çıkarınca “Aa ne kadar da zayıfmış.” diyorlar.

Sizin için ‘Sesi Güzel Adam‘ diyorlar. Ama ağlayınca da tam ağlıyor ve ağlatıyor. Bu nasıl bir tezat?

Tam anlamı ile bir bunalım durumu. Sahnede hüngür hüngür ağlıyoruz. Aynı şarkıda aynı hikâyeyi anlatıyorum, yine ağlıyorum, dinleyenler de ağlıyor. Aslında ironi burada. Beş dakika sonra herkes gülmeye başlıyor. Ağladıktan sonda gülebiliyorsan biyolojik olarak da yenileniyorsun. İniş çıkışlarım çoktur benim. Bunlar olmasa yazıp anlatamam.

Sokakları ve toplumu bilen birisiniz. Bu toplumda sizi en çok neler rahatsız ediyor?

Gün geçtikçe kötüleşiyoruz. Kimsenin kimseye saygısı kalmadı. Sevgi yok. En ufak hatada bir insanın kafasını tekmelemek çok basit bir şey oldu. Hiçbir şeyi paylaşamıyoruz. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda ilerliyor. Herkes kendi yobazlığında. Özgürlük yok kardeşlik yok. Yalanla dolanla ilerliyoruz. En başında sevgi yok. Sevgi olmayınca güzel hiçbir şey olmuyor. Aşk ile.

 

ALİ PEKTAŞ

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*