Viyana Üniversitesi’nde Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Cengiz Günay: Hiç kimse üyelik hatta vizesiz Avrupa vaadine inanmıyor

Rusya krizi sadece bölgeyi değil Avrupa’yı da hareketlendirdi. Baksanıza, sınır dışı operasyonlara hep mesafeli olan Almanya bile, Rusya Türkiye’yi saha dışına çıkarınca ‘Suriye’ye operasyona destek için‘ sıraya girdi. Ne oluyor? Yeni bir NATO-Rusya karşılaşması ile mi karşı karşıyayız? Yoksa başka parametreler mi var? Avrupa’nın önceliği ‘Rus yayılmacılığı‘ mı yoksa kendi gündemi mi var? Avusturya Dış Politika Enstitüsü’nden Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Cengiz Günay ile Avrupa’nın önceliklerini ve Türkiye’nin AB ile yaşadığı ‘gecikmiş bahar’ın ne anlama geldiğini konuştuk.

DOĞAN ERTUĞRUL – PAZARTESİ KONUŞMALARI

AB ile yaşanan gecikmiş baharın nedeni ne?
Rusya krizi sadece bölgeyi değil Avrupa’yı da hareketlendirdi. Baksanıza, sınır dışı operasyonlara hep mesafeli olan Almanya bile, Rusya Türkiye’yi saha dışına çıkarınca ‘Suriye’ye operasyona destek için‘ sıraya girdi. Ne oluyor? Yeni bir NATO-Rusya karşılaşması ile mi karşı karşıyayız? Yoksa başka parametreler mi var? Avrupa’nın önceliği ‘Rus yayılmacılığı‘ mı yoksa kendi gündemi mi var? Avusturya Dış Politika Enstitüsü’nden Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Cengiz Günay ile Avrupa’nın önceliklerini ve Türkiye’nin AB ile yaşadığı ‘gecikmiş bahar’ın ne anlama geldiğini konuştuk.

Rusya ile yaşanan ‘uçak düşürme krizi‘ Avrupa’dan nasıl görünüyor? Avrupa kamuoyu krize ‘bize ne‘ diye mi bakıyor yoksa endişeli mi?
Görebildiğim kadarıyla Avrupa kamuoyunda Türkiye Rusya krizi nedeniyle büyük bir korku ve endişe var. Avrupa’da Rusya’ya güven yok… Türkiye’ye de çok fazla güven yok. ‘İki irrasyonel aktör arasındaki gerginlik nereye varır?‘ diye endişe ediyorlar. Sonuçta iki ülke liderinin, Putin ve Erdoğan’ın karakteri birbirine benziyor. Yaşanan tesadüfi bir kriz mi, o uçak istemeden mi vuruldu, yok eğer bilinçli düşürüldüyse Rusya ile işlerin daha da kötüye gitmesi göze alınarak mı yapıldı? Çok belli değil… Ama Avrupa çok endişeli…

Putin ‘Bu iş domatesle kalmaz‘ dedi ama nereye gideceğini de en azından şu ana kadar söylemedi. Sizce bu gerginlik nereye varır?
Sıcak çatışma ihtimali yok. İlginçtir daha önce çok kötü dönemler yaşanmıştı ama AKP iktidarı döneminde Türkiye Rusya ilişkileri hiç olmadığı kadar iyiydi. Aslında olabilecek her pozisyonda karşı karşıya oldukları halde Moskova ve Ankara iyi ilişkileri sürdürdüler. Özellikle enerji sektöründe pek de şeffaf olmayan ilişkiler de var. Bu nedenle üstesinden gelineceğini düşünüyorum.
Bu kriz gerçekten NATO ve Avrupa ile Rusya’yı karşı karşıya mı getirdi?
Ben çoğu yorumcunun aksine bu krizde NATO ile Rusya’nın karşı karşıya geldiğini değil bilakis yakınlaştığını düşünüyorum. Suriye krizine müdahil olması dengeleri değiştirdi ve Moskova’yı uluslararası siyasette etkin hale getirdi. Ukrayna ve Kırım nedeniyle izole olan Rusya tekrar önemli bir aktör haline geldi. Suriye krizinin Rusya düşünülmeden çözülemeyeceği anlaşıldı.

Ama diğer yandan İngiltere, Fransa ve hatta Almanya IŞİD operasyonuna dahil oldu. Burada amaç sahayı Rusya’ya bırakmamak değil mi?
Avrupa’nın tavrında sahayı tamamen Rusya’ya bırakmama endişesi de etkili olmuş olabilir, doğru… Ama bu krizde Avrupa ve NATO ile Rusya arasında bir yakınlaşma oldu. Almanya ve Fransa’nın girmesi tamamen bu gelişmelerin sonucu… Çünkü terörün ucu oraya dokundu… Mülteci krizi bu endişeyi daha da artırdı… İŞİD bu kadar önemli bir düşman haline gelince NATO ile Rusya arasındaki bağlantılar daha da arttı. Hatta birçok insan ‘Ukrayna’yı ne çabuk unuttuk‘ diye bu yakınlaşmayı eleştiriyor.

Almanya’nın bile nakliye uçağı gönderme nedeni mülteci dalgası korkusu mu?
Almanya uzak bölgelerde askeri operasyonlara tarihinden gelen kaygılarla hep çekingen davranırdı ama bu kez baskı hissetti. Mülteci krizinde komşu ülkelerden yardım istedikten sonra terörle mücadelede geri kalması elini zayıflatırdı. Ama nakliye uçağı filan gönderdi… Aktif savaştan yine de kaçındı…

Bu süreçte Türkiye AB ilişkileri de mülteci krizine endekslenmiş durumda… AB ile varılan anlaşmada mülteci dalgası korkusunun etkisi ne sizce?
Türkiye ile AB arasındaki anlaşma nasıl söylesem, çok enteresan bir anlaşma. 8 yıl önce müzakereler başladığında Türkiye AB ilişkileri hiç olmayacak kadar kötü bir noktaya gelmişti. Şimdi ise Türkiye’de AB ile ilişkileri çıkmaza sokacak üyelik perspektifini ortadan kaldıracak gelişmeler varken birden müzakerelerin tekrar canlandırılması gündeme geldi. Burada sorun şu? Türkiye bu kadar otoriterleşirken demokrasi açısından büyük sıkıntılar varken müzakere fasılları konuşmak AB’ye güveni yok eder. Yani ne oldu da bu aşamaya geldiniz?

Peki gerçekten ne oldu da AB müzakere zeminine dönmüş gibi yapıyor?
Ne olduğu belli. ‘Sen mülteci krizinde bizimle işbirliği yaparsan biz de sana bir fasıl açarız‘ derseniz inandırıcı olmazsınız. Bu nedenle hem AB’de hem de Türkiye’de birçok insan mesafe alınacağına ihtimal vermiyor. Hiç kimse geri kabul anlaşması, vize muafiyeti ya da uzun vadede Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşeceğine inanmıyor ve istemiyor da muhtemelen… Ben de inandırıcı bulmuyorum. Ama bu politikayla AB transformatif gücünü kaybediyor.

Açık konuşalım. Türkiye Avrupa’yı ‘Mültecileri engellememi istiyorsanız şunları yapacaksınız‘ diye köşeye sıkıştırdı. Size de tablo böyle görünmüyor mu?
Evet, AB büyük bir krizden geçiyor. Mülteci krizi AB’yi çok zorluyor çünkü direk iç politikayı dönüştürüyor. Sağcı ve ırkçı partiler yükselişte… Bu nedenle reel politika normların AB değerlerinin önüne geçiyor. Evet Türkiye baskı yaptı, bir pazarlık yaşandı ve AB Türkiye’ye kapıları açtı. Ama ne kadar açtı, o da belli değil. Çünkü dediğim gibi bu fasıllar açılması filan bana hiç inandırıcı gelmiyor. Türkiye bu durumdayken nasıl AB’ye üye olacak? 8 yıl önceki tereddütler iki katına çıkmışken nasıl vize muafiyeti sağlanacak? İkincisi anlaşmanın içeriği belli değil. Vizeler gerçekten kalkacak mı? Bunun ön şartları yerine gelecek mi? Ödenecek para, yani şu ünlü 3 milyar Euro bir kereye mahsus mu yoksa her sene mi ödenecek? Kim ödeyecek? Belli değil… Biz hep Türkiye’yi konuşuyoruz ama Suriye’nin diğer komşuları tamamen yalnız bırakıldı. Lübnan, Ürdün, Irak… Oralarda da milyonlarca mülteci var. Bugün Türkiye rotası üzerinden Avrupa’ya bir akın var ve ‘Aman Türkiye ile anlaşalım da mültecilere engel olsun‘ deniyor. Yarın Lübnan’dan başka yerden gelenlere karşı ne yapacaksınız?

3 milyar Euro değerindeki mülteci anlaşma ve ardından Erdoğan’ın ‘Akdeniz’e 2 milyon mülteci yürürse ne olacak?‘ açıklaması Avrupa’da nasıl yankılandı?
Bu anlaşmanın kirli bir anlaşma olduğu açık. Bunu söyleyen çok fazla da isim var. Ama şu an Avrupa’da bir korku var. Çünkü sınırlarını kontrol edemiyor. Bu çok ciddi bir huzursuzluğa yol açtı. Dediğim gibi sağ yükseliyor. Bunun belki şöyle olumlu bir sonucu olabilir. Bu iyimser yorum. Belki kendi zaaflarını gören Avrupa, Türkiye’nin kendisi için ne kadar önemli olduğunun farkına varır. Türkiye olmadan bazı şeyleri çözemeyeceğini anlamış durumda Avrupa… Ama tabii bu her durumda Türkiye’yi içine almak anlamına gelmiyor.

 

AB İLE MÜLTECİ PAZARLIĞI YAPAN ÜLKE OLMAK ÇOK ONUR KIRICI
Yani Türkiye mülteci krizi nedeniyle AB’yi rehin aldı ve işlemez hale getirdi. Burada paradoks şu, bundan gurur duymalı mıyız? Yoksa…
Evet, bu kuşkuyu haklı çıkaran açıklamalar da var. Mesela Burhan Kuzu, ‘biz söylemiştik, mülteciler kapınıza yığılırsa ne yapacaksınız‘ diye sordu bir tweetinde… Eğer öyleyse bu çok çirkin bir politika bu… Ama evet Avrupa’nın yumuşak karnı göçmen politikası… Mülteci akımı başlamadan önce bile Avrupa toplumu büyük meseleydi. Gelinen noktada o ünlü klişede olduğu gibi ‘Türkiye’nin jeopolitik önemi‘ Avrupa’yı rehin alabilmesine imkan sağlayan…

Bir de Erdoğan’ın siyasi pazarlıkçı yönü tabii. Başka hiçbir lider mülteciler üzerinden böyle bir pazarlığa girmezdi, sanırım…
Evet tabii… Burhan Kuzu’nun dediği doğruysa Türkiye bu kartı zaman zaman kullanacak demektir. Ama bu kadar ne kadar yararına olur. Ona bakmak lazım. Türkiye 3 milyar Euro kurtardık, diye sevinecek ülke değil ki. Uzun vadede imaj zararı olur. Güvenilmez ülke haline gelirsiniz. Şöyle bakın… Türkiye uluslararası arenada 5 sene önce neredeydi şimdi nerde… İnanılmaz büyük bir kriz bölgesindeyiz, dostlara çok ihtiyacımız var, sözüne vaatlerine inanılan bir ülke olmamız lazım, eğer her şeyi bir pazarlık haline getirirseniz bunun bedelini ödersiniz. 1 Mart tezkeresi sonrasında yaşananları hatırlayın. Sürekli para pazarlığı yapan bir ülke olmak öyle anılmak çok mu onur verici? Her şeyi para pazarlığına dökerseniz ne itibarınız kalır? Biz 1 milyar verdik onlar 3 milyar istedi, diye anılmanın kimseye bir faydası olmaz.

AB’de ‘Biz mülteci krizini kontrol altına alalım da Türkiye’de ne olursa olsun‘ havası mı var? Sanki AB Türkiye’de başka hiçbir şeyle ilgili değil?
Evet, AB’nin en sert eleştirilmesi gereken nokta bu. İlerleme raporlarına bakın. İlk dönemlerde çıkan ilerleme raporlarında her insan haklı ihlali her hukuksuzluk yer alırdı. Avrupa Komisyonu’nun gözü Türkiye üzerindeydi. Şimdi çok genel ifadelerle, şu alanda kötüleşme var filan deniliyor. İlgi azalmış durumda. Belki de AB’de hiç kimse Türkiye’nin orta hatta uzun vadede üye olmayacağını düşündüğü için boş vermiş durumda. Üstelik diğer katılım süreçlerinde mesela Balkanlar’a ilişkin ilginin azaldığını görüyoruz. AB kendi başının telaşına düşmüş durumda. İki taraf da süreç devam ediyormuş gibi yapmak zorunda hissediyor. Ama herkes biliyor ki Türkiye açısından AB süreci komada. Ve taraflar yaşatmaya çalışıyormuş gibi görünüyor.

Tablo böyleyken tek başına iktidara rağmen iç politikada büyük sorunlar var. Türkiye nereye gidiyor diye soranlara ne cevap veriyorsunuz?
Evet, Avrupa kamuoyu Türkiye’deki gidişatı son birkaç yıldır parlak görmüyor. Maalesef demokratik değerlerden gitgide uzaklaşan otoriterleşen, söylemi ile her kesimi kutuplaştıran bir iktidar var. Aradaki boşlukları doldurmak da gün geçtikçe zorlaşıyor. Siyasi üslup her geçen gün çirkinleşiyor. Sürekli bir olağanüstü hal durumu var. Ya seçimden seçime koşuyor, ya sokağa çıkma yasakları ile asayiş sağlamaya çalışıyor. Ama belki de Türkiye’nin demokratik standartlara geri dönmesi için tüm bunları yaşaması lazımdı. Bu süreç Türkiye’de sivil toplumu daha da güçlendirecek. Her toplum kesimi bağımsız yargının, özgür medyanın, demokratik kurumların, kuralların ne denli önemli ve vazgeçilmez olduğunu birlikte yaşamanın temel şartı olduğunu anlayacak.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*