Batı kamuoyunda FETÖ diye bir kavram yok

FETÖ DİYE BİR KAVRAM YOK BASKICI BİR HÜKÜMET VAR

CEMAAT İSLAMİ DİASPORA HAREKETİ OLARAK DÜNYADA ÇOK GÜÇLENECEK

ABD Ulusal Savunma Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Brookings Enstitüsü Türkiye Uzmanı Sabah gazetesi eski yazarı Prof. Ömer Taşpınar anlattı.

Batı’da 15 Temmuz gecesi yaşananlar konusunda bir kafa karışıklığı var. Tıpkı 15 Temmuz gecesi darbenin ilk anlarında Türk toplumu genelinde yaşanan şaşkınlık ve kafa karışıklığı gibi. Batı açısından Türkiye zaten takip edilmesi ve de anlaşılması çok zor bir ülke.

Batı için ‘Gülenci generaller’ kavramı ve ‘Gülenci darbe’ kavramı çok yeni. Ordu deyince akıllarına Atatürk ve laiklik geliyor. Nasıl oldu da koskoca bir ordudaki generallerin yarısı bu kadar çabuk İslamcı bir örgütün hizmetine girdi, anlamakta ve inanmakta zorluk çekiyorlar.

Şurası kesin; Erdoğan’ın imajı Batı’da çok negatif. Evet, AKP hükümeti ve Erdoğan seçim kazanıyor. Ama Batı’daki izlenim bu seçimlerin demokratik bir siyasi ortamda yapılmadığı yönünde. AKP ve Erdoğan seçilmiş olmalarına rağmen, basın ve düşünce özgürlüğüne saygı duymayan, muhalefeti medyadan uzak tutan, popülist ve baskıcı yöntemlerle seçim kazanan bir iktidar olarak algılanıyor. Yani tıpkı Türkiye’de CHP ve HDP seçmenin genel durumu algıladığı gibi. Bütün bu nedenlerle 15 Temmuz gecesi ve sonrasında Batı medyası Erdoğan ve seçilmiş hükümetin arkasında durmak yerine, Türkiye konusunda daha da ciddi bir endişe ve kafa karışıklığı içine girdi. Zira Batı basınında ve televizyonlarında FETÖ diye bir kavram yok. İslamcı ve otoriter eğilimleri olan bir hükümet, laik ve Kemalist bir ordu tarafından devrilmek istendi diye düşünenlerin sayısı oldukça kabarık.

Hele şimdi 15 Temmuz sonrasında iyice vazgeçmek zorunda Türkiye böyle iddialı işlerden. Zira bırakın Suriye’de etkili olmayı Ankara’nın daha kendi evine pek hakim olamadığı ortaya çıktı. Bence önümüzdeki dönemde Türkiye ABD ile ciddi sorunlar yaşayacak.

Fethullah Gülen’in iadesi konusu krize dönüşecek. İki sorun var. Geri iade konusu siyasi değil hukuki bir süreç. Obama’nın vereceği bir karar değil. Yani birinci mesele somut ve sağlam kanıtların ortaya konulması. Bu konuda bence cemaat çok dikkatli davrandı. Aksini düşünmek saflık olur. Ama diyelim kanıtlar ortaya çıktı ve bir mahkeme geri iade konusunda olumlu karar verdi. Bu durumda ikinci sorun, yani siyasi değerlendirme ortaya çıkacak. Şu sorular sorulacak: Gülen Türkiye’de adil bir şekilde yargılanır mı? İşte bu konuda siyaset devreye girecek. “Türkiye’de bağımsız bir yargı var mı? İşkence yapılıyor mu?” gibi sorulara cevap aranacak. İşler o aşamaya gelirse ağzı burnu dağılmış itirafçı asker fotoğrafları Türkiye’nin işini çok zorlaştıracak. Helikopter salladı, kendi düştü, gözaltında intihar etti gibi açıklamalar pek ikna edici olmayabilir. O nedenle Türkiye adil yargı ve işkence konusunda çok titiz olmalı.

ABD siyasetinde Kongre üyeleri iki yılda bir seçime giderler. Bu seçim kampanyalarında Gülen cemaati çok etkili. Zira hem finansal destek hem de seçmen tabanı sağlamak konusunda ABD sistemine çok iyi adapte olmuş durumdalar. Okullar çok başarılı. Cemaatin sivil toplum kuruluşları seçmen tabanını harekete geçiriyor. Sadece Türkleri değil Orta Asya genelinden gelen Türki grupları da temsil etme güçleri var. Mesela cemaatin ‘Turkic Alliance’ isimli kuruluşu Washington’da yılda bir toplantı yapınca buna onlarca kongre üyesi ve senatör geliyor.
Cemaat bence doğal habitatını ABD’de bulmuş durumda. Demokrasi ve kapitalizm bu hareketin önünü açıyor. Zaten tam da bu nedenle bence cemaat Türkiye’de yok ediliyor olmasına rağmen dünya genelinde demokrasi ve kapitalizm olan yerlerde Batı ile barışık ve entegre bir İslami diaspora hareketi olarak oldukça güçlenecek.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*