BİM’den mağaza kapatma rekoru, bir yılda 70 şube kapattı

Türkiye’nin köklü işadamları yatırımlarını adım adım yurt dışına kaydırıyor, yeni nesil zenginleri temsil eden BİM gibi perakendeciler ise peş peşe mağaza kapatıyor.

Murat Ülker, Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’nın yüzde 90 hissesini 335 milyon liraya Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’ya satışını cep telefonundan canlı yayınladı. Bu Yıldız Holding’in Türkiye’de yakın dönemde yaptığı satışlardan sadece biri.

Türkiye’nin büyük holdingleri yatırımlarını düzenli biçimde yurt dışına kaydırmaya başladı. Koç ve İpek Holding gibi milyarlarca dolar değerinde firmalar yatırımlarını yurt dışına kaydırmada başı çekiyor.

Türkiye’den sermaye göçünün “hukuk”la yakın ilgisi olduğu uzun zamandır ekonomistlerce dile getiriliyor. Ekonominin eski patronu Ali Babacan da hukuk olmadan ekonominin gelişmeyeceğini, eğitime yatırım olmadan orta gelir tuzağından kurtuluşun mümkün olmadığını zaman zaman cılız sesle dile getiriyordu. Ancak bu yönde köklü bir direnç görülememişti kendisinde.

Hukuk alanındaki kötüye gidiş ekonominin pekçok alanında kendisini negatif biçimde gösteriyor.

Güven ‘dip‘ yaptı

Ekonomik Güven Endeksi bu açıdan oldukça yol gösterici. TÜİK bu veriyi Ocak 2012’den beri hesaplıyor ve en dip nokta Eylül ayında görüldü. Endeks, Eylül’de bir önceki aya göre yüzde 16,7 azaldı ve son 3 yılın en kötü seviyesine geriledi. TÜİK açıklamasına göre ekonomik güven endeksindeki düşüş, endeksi oluşturan tüm güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı.

Ekonomik güven endeksi Ağustos ayında 85.14 değerini almıştı. Eylül ayında ise rakam 70.89’a geriledi. Güven endeksi, ekonominin geleceğini okumak isteyenlere ışık tutan en sağlam verilerden. Yani bir öncü gösterge.

Esnafın, KOBİ’lerin, işadamlarının reel sektörde baktıkları diğer bir öncü gösterge ise çek dolaşımındaki durumlar. Çek yapraklarındaki tablo, ekonomik güven endeksinin gösterdiğinden farklı değil.

2014 yılında 601 milyar liralık çek kesildi ve 20 milyar lirası karşılıksız çıktı. Yani yüzde 3’ü.

Bu yılın ilk 8 ayında Türkiye’deki çek tutarları yüzde 15.7 arttı. Yani piyasada nakit para dönüşü sert biçimde azaldı. İş hayatı çeke yöneldi. Karşılıksız çeklerin artışı ise yüzde 48.5..

Bu rakamlar ticaret hayatında nakit sıkıntısı yanında ciddi bir tahsilat problemi olduğu gösteriyor. Tahsilat problemi, tüm sektörleri domino taşı gibi etkileyecek bir durum.

Karşılıksız çeklerin takibinde ise daha vahim bir tablo var. Geçtiğimiz yıl her üç karşılıksız çekten biri, arkası yazdırıldıktan sonra ödenirken; geçen ay itibariyle bu rakam 3’te birden 12’de bire düştü.

Rezerv eriyor

Reel piyasalardaki durum finans piyasasının yansıması. Merkez Bankası döviz rezervlerindeki erime gibi. 2014 Ekim ayından günümüze döviz rezervi düşüşü; brüt rezervlerde 15 milyar, net rezervde ise 10 milyar dolar.

Yükümlülükler düşüldükten sonra geriye kalan döviz varlıklarını gösteren net döviz pozisyonu 45 milyar dolardan 30 milyar dolar seviyesine inmiş durumda.

Dolardaki yükseliş ve özel sektörün döviz cinsinden yüksek borcu düşünüldüğünde durumun önemi daha iyi anlaşılabiliyor.

Merkez Bankası’ndaki bu durum, Türkiye’nin finans sektörüne dönük bakışta da farklı değil. Türk bankacılık sistemi sağlam durumda olsa da fiyat hedeflerinde gerileme var.

Goldman Sachs, Türk bankaları için fiyat hedeflerini özellikle büyük bankalar için düşürdü. Garanti Bankası için fiyat hedefini 9.8 liradan 9.2 liraya; Akbank için fiyat hedefini 10.0 liradan 8.90 liraya; Halkbank için fiyat hedefini 13.90 liradan 12.60 liraya indirdi. İş Bankası C için fiyat hedefini ise 6.10 liradan 5.30 liraya indirdi Goldman Sachs.

Türkiye’nin finans konusundaki problemi uluslararası endekslere de yansımış durumda. Yılda iki kere açıklanan Küresel Finans Merkezi Endeksi’nin ‘eylül‘ sonuçlarına göre İstanbul 3 basamak birden geriledi. Yılın ilk açıklamasında Kazablanka’ya geçilmesiyle gündeme gelen İstanbul, şuan 47. sıraya inerek Varşova, Dublin ve Dalian’ın da gerisine düştü.

Faiz 6 yılın zirvesinde

Tahvil-bono piyasasında 2 yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 11,89 ile Temmuz 2009’dan bu yana gördüğü en yüksek seviyesine ulaştı. Yani Türkiye çok pahalı borçlanmaya başladı. Ekonomi yönetiminin mevcut tavrını değiştirmeye yanaşmadığı düşünüldüğünde bileşik faizin daha da yükseleceği öngörülüyor.

Türkiye, saydığımız makroekonomik ortam ve kurumsal yapılanmadaki bozulma sonucu, küresel rekabet sıralamasında altı basamak birden düşerek 51. sıraya gerilemiş durumda. Rekabette gerileme tüm sektörleri aynı anda vuran bir tsunami. Hükümetin son payandası iç talebi bile etkiliyor. Bunun için büyük perakendecilerden BİM’in durumuna bakmak dahi yeterli.

Mağaza kapatma rekoru BİM’de

İş merkezlerinde boş metrekare stoku giderek artarken, buna kapanan şirketler nedeniyle her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Şirketlerin tahammül süresinde de yarı yarıya düşüş sözkonusu. Perakendeciler geçen yıla kadar verimsiz mağazaya en az 2 yıl sabrederken şimdi bu süre birçok markada 6-12 aya inmiş durumda.

Kira gideri mağazanın cirosunun yüzde 15’ini geçerse perakende sektöründe kapatma kararı veriliyor. Cirolardaki düşüş nedeniyle perakendeciler kira giderlerine tahammül etmekte zorlanıyor. Hükümete en yakın perakendeci BİM’in en çok mağaza kapatan firma olması bu açıdan dikkat çekici.

BİM 70 mağaza, CarreforSA 38 mağaza, Burger King 35 mağaza kapattı son bir yıl içinde. Vakko ise sadece bir mağaza kapatarak hafif kayıpla gücünü korumayı başardı.

Dünyaca ünlü restoranlar da teker teker kepenk indirerek Türkiye’yi terkediyor. Bunlar arasında; Hakkasan, Spice Market, Bice, Nando’s, TGI Fridays, Benihana, Baskın Robbins, ChinaWhite, Laduree, Armani Cafe (Nişantaşı), Paul Cafe gibi önemli markalar var.

İhracatta gerileme

İhracat rakamlarında aylardır süren gerileme son ay da devam etti. Döviz değeri yükselince ihracatın artacağına ilişkin klasik söylemin artık hiçbir geçerliliği yok. Türkiye’nin ihracatı, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 azaldı.  Avrupa Birliği’ne ihracatın yüzde 3,4 azalmış olması asıl kaygı verici durum. Türkiye’yi taşıyan Avrupa pazarının kayıp gitmekte olduğu görülüyor.

Tüm bunların Türkiye’yi ilerlettiği tablo ise Standard&Poor’s tarafından dile getirildi. FED’in faiz kararı ve küresel piyasalardaki dalgalanmadan etkilenecek ülkeler arasında Türkiye artık oldukça değişik bir yerde. Geçmişte Brezilya gibi ülkelerle aynı cümle içinde ismi sayılan Türkiye, bir alt ligde görülüyor. Standard&Poor’s “Venezuela, Arjantin, Türkiye, Kolombiya ve Peru” beşlisini en riskli ülkeler arasında saymaya başladı.

Kaynak: Nokta Dergisi

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*