YORUM – SEYİT ASLAN: Alman katılımcılar, Türk milletvekilinin sözlerine neden güldü?

Jeopolitik konumu ve dünyanın en ‘ateşli’ bölgesi olan Ortadoğu’ya yakınlığı ile konu Türkiye olduğunda Avrupa basınının ilgisinin beklenenin de çok üstünde olduğu bilinen bir durum. Sadece Türkiye değil, Avrupa’daki 5 milyon Türk ve 20 milyondan fazla Müslüman da basının her daim ilgisini çekti. 15 yılımı geride bıraktığım Avrupa’da özellikle Almanca konuşulan coğrafyada yıllarca Türk göçmenler hakkındaki ilgideki sorunlu medya diline şahit oldum. Bu yüzden Avrupalı Türkler’de Avrupa medyasına karşı belli bir olumsuz algı oluştuğu ortada. Bu algının oluşmasına katkı sağlayan tarihi nedenlere ise bu yazıda girmeye gerek yok. Benim meramım başka.
Yazının başlığındaki gülme olayını siz okuyucularla paylaşıp paylaşmama konusunda bu yüzden epey kararsız kaldım. Neden mi? Avrupalıların eleştirilerini duyurmak, bunları haberleştirmek bugünlerde toplumun bir kesiminde hainlik olarak adlandırılıyor Türkiye’de. ‘üst aklın’ yönettiği Türkiye düşmanlarının gemisine rüzgar taşımış olarak etiketlenmekten kurtulma şansınız yok. Ancak bir de dışarıdan bakınca okunan bir resim var. Buna bazen acı acı şahit olmak zorunda kalıyorsunuz.

Gelelim olaya. Gazetemize Türkiye’de el koyulalı henüz üç gün olmuştu. 14 Mart Pazartesi günü SPD’ye yakın Friedrich Ebert Vakfı’nın Türkiye konulu toplantısında AK Parti, CHP ve HDP milletvekillerinin aynı podyumda olacağını duyunca programa gitmek istedim. Bu Türkiye’de pek rastlanacak bir durum değil. Programda AK Parti’li Atay Uslu Türkiye’nin mülteci krizindeki rolüne değinirken, sığınmacılara yapılan yardımları anlattı. Diğer iki konuk vekil CHP’li Utku Çakırözer ve HDP’li Garo Paylan idi.

Programın ilerleyen bölümünde AKP’li Atay Uslu konuşmasının bir yerinde bir olayı aktarırken ‘Türkiye demokratik bir ülkedir’ ifadesini kullandı. Simültane çeviri ile duyulan bu sözler salondaki 200 kadar insanın yarısının gülmesine sebep oldu. Uslu gülüşmelere bozuldu. Ancak fazla da belli etmeden ‘niye güldüğünüzü anlayamadım tabi’ deyip, konuşmasına devam etti. Ülkedeki akıl tutulmasının en önemli mağdurlarından birisi olan Zaman Gazetesi’nin bir çalışanı olarak yine de içim burkuldu, salonda düştüğümüz duruma üzüldüm. Almanların Türkiye ile yapılacak AB anlaşmasını tartıştığı o günlerde (ki hala devam ediyor bu tartışma) yaşandı bu olay. Herkes pozisyonunu anlattı, Almanlar farklı ağızlardan ülkedeki durumu dinledi ve program bitti.

Ancak ülkedeki Türkiye tartışması bitmiyor. NDR’deki son mizahi klipin beraberinde getirdiği diplomatik kriz sonrası Almanya’da tüm medya organlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında oldukça ağır yazılar yayınlanıyor. Haklı eleştiriler yanında ZDF’deki gibi Almanların bile içine sinmeyen ve yayından kaldırılan programları da gördük. Haberlerin fitilini yakan mizahi klip, işgüzar diplomatlar Cumhurbaşkanı’na yetiştirmeden önce birkaç yüz bin izlenmişti. Ankara elçiyi çağırıp yasaklama isteyince bugünlerde milyonlarca izlendi, adamlar cevap olarak bir de Türkçe alt yazılı hazırladılar klipi. ABD’deki son koruma komedisi ise rezil olmak için ‘üst akla ve dış düşmana’ ihtiyaç olmadığını bir kez daha gösterdi.

Korumalar gazetecilere küfreder, tartaklarsa; hoşunuza gitmeyen yabancı gazeteciye çalışma izni vermezseniz; muhalif medya gruplarını kesinleşmiş bir mahkeme kararı bilme olmadan terör örgütü propagandası yapıyor diye kayyım atar susturursanız ‘demokratız’ deme cesareti gösterdiğinizde gülerler size. Berlin’de gülenler o kadar da önemli değildir, yarın Türkiye’yi unuturlar kendi işlerine bakarlar. Sonuçta sorun ‘başkasının’ sorunudur onlar için.
Ancak ülkenizdeki en az yüzde 50 bu şekilde hissediyorsa ne olacak? ‘Yeni Türkiye’ hayali kuranların yapması gereken tek şey onların seslerine samimane kulak vermektir. Yoksa elalem daha çok güler ağlanacak halimize.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*