Âlimler ve iktidar

Kur’an’da âlimlerle iktidar ilişkisini tasvir eden ayetlerden biri şudur: “Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma.

Onlar için acı bir azap vardır.“ (3/Al-i İmran, 188.)

Buhari’de yer alan rivayete göre (Buhari, Tefsir, 3) Hz. Peygamber (s.a.) Yahudileri çağırarak onlara bir şey sormuş, onlar da yalan yanlış bilgiler vererek gerçeği gizlemişlerdir. Sonra da bir yandan Hz. Peygamber’den takdir beklerken diğer yandan yalan yanlış bilgiler verdikleri için sevinmişlerdir.

Aslında burada belli bir kişilik profili çizilmektedir. Söz konusu profildeki insanlar yaptıkları şeyin doğru ve yerinde olmadığını bilerek seviniyorlar, diğer yandan çok önemli şeyler yapıyorlarmış gibi övgü bekliyorlar.

İbn Abbas, insaflıca düşünüldüğünde, çoğu insanın bu durumda olduğunu söyler. Belki ayetin indiği ortamda işaret edilen münafıklar ve Yahudi din bilginleridir ama benzer durumda olan nice Müslüman din bilgini ve sıradan insan vardır.

El Kurazi, bu profilde olan bilginlerin, hükümdarlar, siyasi iktidarlar nezdinde belli bir itibar ve konum kazanma peşinde olanlar olduğuna işaret eder. Deneysel olarak biliyoruz ki, bilginleri hakikati gizlemeye sevk eden önemli amil, iktidar sahipleri nezdindeki beklentileridir. Makam, itibar, kariyer veya maddi menfaat peşinde olan bilginler, yöneticilerin karar ve icraatlarını ilahi hükümler ve halkın maslahatı gibi kıstasları alarak kritik edeceklerine, onların hoşlarına giden fikirler beyan eder, söylediklerinde hikmetler arar, sorulunca onları kızdırmayacak görüşler serdeder; böylece yöneticilerin daha çok yanlış yapmalarına yardım etmiş olurlar. Bu da hakikati “az bir değer karşılığında satmak” anlamına gelir.

Bu ayet, siyasi iktidarların temel iki zaafı olan iki dürtüye de işaret etmektedir:

a) İktidardaki yönetici veya siyasilerin icraatları dolayısıyla sevinmeleri, kendilerinden ve yaptıklarından emin olmaları;

b) Yapmadıkları, yapamadıkları veya sadece vaat etmekle yetindikleri şeyler dolayısıyla takdir ve övgü beklemeleri.

Pekiyi, Hakk’ın muradına ve halkın maslahatına göre hareket etmeyen siyasiler birinci derecede kimlerden övgü ve taltif bekliyorlar? Tabii ki bilginlerden. Ama sadece onlardan da değil.

Dinin hükümlerini açıklamak, insanları doğru bir istikamete yöneltmek ve elbette halkın hayatı üzerindeki etkileri dolayısıyla yöneticilere, iktidar sahiplerine karşı –adaletten sapmadan- eleştirel bir pozisyonda olmak, birinci derecede İslam bilginlerine (ulema) ait bir görev olmakla beraber; çağımızda ‘aydınlar, entelektüeller, medya mensupları, bilim adamları, akademisyenler ve kanaat önderleri’nin de benzer bir sorumluluğu vardır. Özellikle söz konusu kişiler, iktidarla ilişkilerini tayin ve tespit ettiklerinde, iktidarı kullananların hangi kriterlere göre politikalar takip ettikleri ve icraatlarının ne kadarının halkın yararına olduğu hususunu temel almak durumundadırlar. İktidarın belli bir zümrenin veya kendilerinden olan grupların lehine olması, o iktidarın adil  olduğunun delili değildir. Aydınlar ve kanaat önderleri, kendilerine ikbal hazırlıyor diye, gelir eşitsizliklerine, haksızlıklara, başka din mensuplarının veya muhalefette olanların mağduriyetlerine seslerini çıkarmıyorlarsa, bu hakikati gizledikleri, adaletsiz bir iktidarı halkın gözünde meşrulaştırdıkları anlamına gelir ki, bu da onları iktidarın günah ve suçlarına ortak kılar.

İktidardakiler takdir isterler. İktidar kışkırtır, güç temerküzü bozar. İktidardakiler eleştiriden, muhalefetten hoşlanmaz. Çıkar çevreleri ve şahsi ikbal peşinde olan küçük ekipler tarafından her yaptığında hikmet ve isabet bulunan iktidarlar, kendilerini eleştiren veya övgü düzmeyenleri hainlikle suçluyor, şu veya bu yolla cezalandırmaya kalkışıyorlar. Demokrasilerde çıkar ve baskı grupları kolayca siyasi rejimi manipüle edebildiklerinden, hukuk devleti ve temel hak ile özgürlüklerin, adalet ve dürüstlüğün teminatı yüksek ahlaki sorumluluk bilincine sahip âlimlerde, fikir adamları ve kanaat önderlerindedir. Onlar bozulursa yöneticiler bozulur, yöneticileri bozulan toplum da yozlaşır.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*