Ortadoğu’da duvara toslayacağımız belliydi!

İktidarın bugün demokrasi, hukuk ve akıl yolundan çıktığını görüp dile getirmek, nasıl dürüst her aydının görevi ise AK Parti’nin geçmiş başarılarını takdir etmek de ahlakın gereği.

Özellikle 13 yıldır çok yakından izlediğim dış politika alanında ülkemiz, altın bir dönem yaşadı. Batı’da yıldızı parlarken, İslam dünyasında örnek gösteriliyordu. Rusya ile ilişkiler, göz kamaştırıcı biçimde ilerlerken, Afrika Birliği, Arap Birliği gibi genelde uzak durduğumuz platformlarda bile boy göstermeye başladık.

Ülkeyi yönetenler, dış ilişkilerde hiçbir ekseni ihmal etmeden herkesle iyi geçinme; komşularla sorunları sıfırlama; ülkelerin iç ihtilaflarına karışmama, mümkünse çözümüne katkı sunma; demokrasi, ekonomi, hukuk alanında geciken reformları yaparak Türkiye’yi çağdaş dünyanın saygın üyesi yapma gibi parlak bir vizyonla gece gündüz çalışıyorlardı. Başarı sadece devlete de ait değildi. İş dünyası, sivil toplum, TV dizileri, yardım kuruluşları, THY vb…’nin arasındaki sinerjinin sonucuydu. Cumhurbaşkanı Gül’ün de “Başarılı 10 yılımız” dediği dönem bu.

Dün ve bugün akıl dışı nedenlerle AKP’ye nefret duyanlar, bu başarıyı hiç görmedi. Oysa bu, uluslararası göstergelerin de doğruladığı objektif bir durumdu. Dünyada artan itibarımızın somut göstergesi, 2008’de başvurduğumuz BM Güvenlik Konseyi üyeliği seçiminde, 151 gibi rekor sayıda ülkenin desteğini almaktı.

Dünkü başarı tesadüf olmadığı gibi, bugün her alanda ve dış politikadaki iflas da tesadüfi değil: Doğru yoldan çıkıp yanlış tercihler yapmanın, tevazuyu bırakıp küresel güç havasına girmenin, içeride reformcu çizgiyi terk etmenin doğal sonucu. Demokrasi ve adalet gibi, ülkemizin yıldızını parlatan en önemli değerleri ayaklar altına almanın ağır bir faturası olacaktı. Ve oldu, küme düştük.

Dikkatli okurlarım, fanatik taraftarlık yerine doğruya doğru yanlışa yanlış deme çabamı bilir. Dün başarıyı alkışlarken, bugün de kötü gidişatı yazıyor ve ülkemiz adına çok üzülüyorum. Dün Türkiye, Ortadoğu’da herkes tarafından, yapıcı aktör ve çözümün parçası olarak görülürken, bugün başta Suriye olmak üzere dışlanmış, çamura batmış, saygınlığını yitirmiş bir ülke. Krizleri çözmek bir yana, çoğunu kendimize taşımayı başardık! Dün hem Rusya hem Suriye ile iyi ilişkilere sahipken, bugün Rusya, yanlış Suriye politikamızdaki “dostlarımızı” bombalıyor. Uyanıp silkelenmek ve politikaları gözden geçirmek için başka söze gerek yok.

Peki, perşembenin gelişi çarşambadan belli değil miydi? Belliydi. Hizmet Hareketi ile iktidarın arası açılmadan önce; Gül, Erdoğan, Davutoğlu’nun seyahatlerine gazeteci olarak davet edildiğim günlerde, “Türkiye’ye Ortadoğu dersleri” başlıklı 3 yazıda, yolun sonunun uçurum olduğunu yazmıştım. “Ortadoğu’da barış ve istikrarın en son sağlandığı düzen, vârisi olduğumuz Osmanlı imzası taşısa da bugünkü durumumuz, dedenin, büyük tecrübeyle yaptığı ustalığı, ‘ben de yaparım‘ diye atılıp her şeyi karıştıran acemi torunun haline benziyor.” dedim diye, iktidarın tetikçi medyası hakkımda karalama kampanyası açtı. Ustalık dönemini ilan eden Erdoğan ve Davutoğlu’na nasıl “acemi” dermişim. Altın dönemin başarılarıyla başları dönmese ve dostların ikazlarını dinleselerdi, kendilerine de ülkeye de iyilik etmiş olurlardı. Ama onlar eleştiri ve tavsiyeleri dinlemek yerine, söyleyenleri hain ilan etmeyi seçtiler.

İsteyen, dostça kaleme aldığım o yazılara dönüp bakabilir. Eleştiri ve tavsiyeleri 10 maddede toplamıştım. Belki yeni siyasetçilerin işine yarar:

1- Uluslararası ilişkilerde karşılıklı saygı esastır. Yeni Osmanlıcılık havasıyla bunu bozmak zarar verir.

2- Bölgede herkese eşit mesafeli olmalı, iç ihtilaflara taraf olmamalıyız.

3- Ortadoğu demokrasimize gıptayla bakarken biz onların tek adam rejimlerini örnek almayalım.

4- Dış politikada başarı, düşman artırmak değil, düşmanlıkları dostluğa çevirmektir.

5- Bölgeye karşı ne kadar mütevazı olursanız o kadar çekici; ne kadar üstten bakarsanız o kadar itici olursunuz.

6- Söylem ile kapasite arasında uyum olmazsa eziliriz.

7- Bölgeden gelen övgüler kadar eleştirilere de kulak verelim.

8- Demokrasiyi tavsiye edilebiliriz ama demokrasi ihracına kalkarsanız, “Suriye değil de Katar demokratik mi?” diye sorarlar.

9- Ülke olarak Ortadoğu’yu çok az biliyoruz. Dışişleri’nde Arapça bilen kaç isim var?

10- “Arap Baharı”na romantik yaklaştık. Ülkelerin, birikmiş bunca sorunu çözüp 2 senede demokrasi olması hayal.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*