Pazarlık kozu olarak mülteciler

Cumhurbaşkanı Erdoğan pazartesi günü Brüksel’i ziyaret etti ve burada AB liderleriyle yaptığı görüşmeler, Avrupa’nın geri kalanının gözünden kaçmadı.

Erdoğan’ın tüm görüşmelerindeki ana konu, Suriye mülteci krizi ve Avrupa’da manşetlerde yer almaya devam eden bu sorunla ilgili olarak Türkiye-AB arasında bir işbirliğinin en iyi yolunun ne olduğuydu. Daha önceki Türkiye-AB temaslarından farklı olarak, bu kez, Türkiye’den bir şey isteyen Avrupa oldu: Türkiye’den AB’ye mülteci akışını durdurmak üzere birlikte hareket etmek.

Bu talep, Erdoğan’ı pek keyif aldığı güçlü bir konuma taşıdı. Erdoğan, Türkiye’nin 2 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmak üzere bulunduğu finansal ve insani çabalara vurgu yaparak ahlaki üstünlük iddiasında bulundu ve görüşmeler sırasında ve sonrasında AB’yi etkili bir politikaya sahip olmamakla ve sadece 200 bin sığınmacıyla yaşadığı sorunlar konusunda eleştirdi.

Erdoğan bu konuda gösteriş yapabildi, zira Avrupa’nın mevcut krizi kontrol altına alabilmesi için Türkiye’nin işbirliğinin elzem olduğunu gayet iyi biliyordu. Cumhurbaşkanı, haliyle, bu güçlü konumunu Türkiye’nin harekete geçmesi karşılığında AB’nin yerine getirmesi gereken bir dizi talebi masaya koymak üzere kullandı. Bu ahlaki üstünlük gösterisinin ve katı pazarlık politikasının karşısındaki mevkidaşlarının pek hoşuna gitmediği aşikârdı.

Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Türkiye’ye inceden ve örtülü göndermede bulunduğu şu tweeti attı: “Bazı komşularımız mültecileri kirli işleri için ya da siyasi pazarlık kozu olarak kullanıyor.”

Peki, tarafların masaya koyduğu teklifler ne? Erdoğan’ın ziyaretinin sonunda, olası bir anlaşmanın tüm unsurlarının üzerinde duracak olan, göçle ilgili üst düzey bir AB-Türkiye çalışma grubu oluşturuldu. Erdoğan’ın mülteci anlaşması karşılığında Türkiye’nin AB’ye giriş sürecini hızlandırma önerisini unutalım.

Her iki tarafın da bu hedefe yönelik daha fazla taahhütle bulunması kesinlikle iyi olurdu, ama şu anda böyle bir şey olmayacak ve Erdoğan da bunu biliyor. Aynı şey, Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca uçuşa yasak güvenli bölge oluşturmak için Avrupa’nın yardımını isteme yönündeki ısrarı için de geçerli. AB’nin, basitçe, böyle bir amacı ve siyasi isteği yok, özellikle de Rus jetleri, halihazırda Suriye hava sahasını, korunması son derece tehlikeli ve öngörülemez bir bölge haline getirmişken. Her iki Türk talebi de sadece yurt içi tüketime yönelik.

Mevzubahis olan gerçek sorunlara gelirsek, paketin bir kısmının, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere eğitim ve sağlık hizmeti sunması için AB’nin finansal yardımını kapsayacağına şüphe yok. Her iki taraf için de mümkün ve kabul edilebilir olan bir nokta da, Ege Denizi devriyesinin Türk-Yunan işbirliğiyle daha iyi hale getirilmesi. Bana göre, iki gerçek çekişmeli konu var.

Birincisi, Avrupa’nın, Türkiye’nin Türk toprakları üzerinde kurulacak yeni AB merkezlerinde yer almak üzere bu mültecileri inceleme izni vermesi ve bu yeni yasal rotadan kaçmaya çalışanların hepsini geri alması karşılığında belli sayıda mülteciyi kabul etme yönünde olası bir teklifte bulunması. Bu fikir geçen hafta sonu (500 bin gibi bir sayıyla) ortaya çıktı, ama şimdilik masada görünmüyor. Yine de benzer bir plan yeniden su yüzüne çıkarsa şaşırmayın. Bu, Türkiye’nin omuzlarındaki yükü hafifletir, mültecileri AB topraklarına ulaşmak üzere hayatlarını riske atmaktan caydırır ve kaçakçı mafyasının işini zorlaştırır.

İkinci konu, Türkiye’nin AB üyesi devletlerden vatandaşlarının AB vizesi olmaksızın seyahat edebilmeleri sürecini hızlandırması yönündeki talebi. Bu birkaç Avrupa ülkesi için bu çok hassas bir konu, ama mevcut durumun aciliyeti gerçekten de Türkiye’nin bu konuda bazı imtiyazlar elde edebilmesi için en iyi fırsat olabilir.

AB’nin vizeler konusunda ilerleme sağlaması yönünde bir şans varsa, beklentinin aksine, çalışma grubundan hızlı bir çözüm çıkmasını umabiliriz. AB, gelecek hafta gerçekleşecek AB zirvesinde elinde somut bir şey olmasını isteyecektir. Daha da önemlisi, 1 Kasım’daki seçim yaklaşırken, vizesiz seyahat konusunda verilecek iyi bir haber, AKP hükümetine bir armağan niteliğinde olacaktır. Pazarlıkta kim daha iyi göreceğiz.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind markiert *


*